7 Haziran seçimleri ve siyasal iletişim muhalefet partileri

0

Nasıl ki reklamcılık teknikleri açısında kusursuz bir reklam tüketici perspektifi açısından yanıltıcı olabiliyorsa, siyasal iletişim stratejileri açısından iyi kurgulanmış bir seçim kampanyası da her zaman siyasetin ve toplumun yararına sonuçlar doğurmayabilir; siyaset kanallarını açmak bir yana siyaseti tıkayabilir.

Siyasal iletişim seçen ile seçilen arasındaki iletişim kanallarının çeşitlenmesine ve niteliklenmesine hizmet ettiği ölçüde siyaset ve toplum için faydalı bir enstrümandır. Bunun yanında siyasal iletişimin karanlık yönü de vardır; siyasal iletişim kampanyaları son kertede reklamcılık ve pazarlama ile aynı tüketim ve aldatma kodlarına sahiptir. Nasıl ki reklamcılık teknikleri açısında kusursuz bir reklam tüketici perspektifi açısından yanıltıcı olabiliyorsa, siyasal iletişim stratejileri açısından iyi kurgulanmış bir seçim kampanyası da her zaman siyasetin ve toplumun yararına sonuçlar doğurmayabilir; siyaset kanallarını açmak bir yana siyaseti tıkayabilir.

Siyasal iletişim mevzuunda artık bir mit halini almış bir diğer peşin hüküm ise siyasal iletişim kampanyalarının etkisi ve belirleyiciliği hakkındadır. Artan bütçeler, çeşitlenen mecralar, gün geçtikçe genişleyen seçim kampanyaları ister istemez siyasal iletişimin etkisinin ve belirleyiciliğinin arttığı algısını da beraberinde getiriyor. Öyle ki farkında olmadan iyi bir seçim kampanyasının iyi bir seçim sonucu doğuracağını düşünmeye başlıyoruz. Fakat gerçeklik bu algıdan farklı; siyasetin ve toplumun dinamikleri ile örtüşmeyen kampanyalar her ne kadar kampanya tekniği açısından başarılı olsalar da beraberinde siyasi başarı getirmiyorlar.

Siyaseti tıkıyorlar

Muhalefet partilerinin seçim kampanyaları siyasal iletişimin bu iki yanılgısını da taşıyor. Hatırlanacağı gibi CHP dışındaki muhalefet partilerinin barajı geçemediği için 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra iki partili bir meclis yapısı oluşmuştu. Siyasi alanda hala 90’ların söylemleri geçerliliğini en azından muhalefet için koruyordu. Bu tabloda Baykal’lı CHP bütün siyasetini laiklik üzerine kurmuştu. Bu tablo 2007 seçimlerine kadar devam etti ve 2007 seçimlerinin planlanandan erken yapılmasının ana nedeni de Baykal’ın eski Türkiye’nin diğer aktörleri ile birlikte AK Parti’li bir cumhurbaşkanının seçilmesine karşı kurguladığı laiklik eksenli amansız sabotajdı. Seçim sonuçlarına rağmen Baykal’lı CHP siyasi söylemini değiştirmedi. Ancak 2007 seçimlerinden sonra denkleme yeni siyasi aktörler dahil oldu: MHP ve HDP/PKK çizgisi. Ne yazık ki bu iki siyasi aktörün dili ve söylemi de siyaseti işletmeye değil tıkamaya dönük oldu. MHP idam-vatan hainliği-bölünme fobisi eksenli bir siyasi dili benimserken, HDP/PKK çizgisi siyaseti değil şiddeti meclise taşımayı tercih ederek, kendini etnik terörle çerçeveledi.

HDP etnik siyaset ve şiddetten öteye gidemedi

2007 seçimlerinde şekillenen siyasi tablo 2011 seçimleri ve hatta yaklaşmakta olan 2015 seçimlerinin hemen öncesine kadar aynı vasatta devam etti. Süreç içerisinde CHP laiklik yerine “diktatörlük” ve “hırsızlık” söylemlerini benimsese bile gün sonunda CHP’nin siyasi dili ve iletişimi seçmende fazlaca karşılık bulmayan meta-söylemler üzerinden yürümeye devam etti. Aynı zaman diliminde HDP/PKK çizgisi her ne kadar bugün “Türkiyelileşme” olarak ifade ettiği kavramı söyleminin ve iletişiminin merkezine oturtmaya çabalasa da sosyalist jargonu aş(a)madı ve “demokratik bölgesel özerklik” “ekolojik demokratik toplum” gibi bugün bile altı doldurulamamış meta-söylemlerle devam etti. Üstelik HDP/PKK çizgisi ne zaman bu söylemlerin altını doldurmaya yeltense, “demokratik özerkliğin öz savunma gücü PKK” örneğinde olduğu gibi etnik siyasetten ve şiddetten öteye gidemedi.

Muhalefet AK Partiye öykünüyor

Bugün 7 Haziran seçimlerine muhalefet partileri böyle bir siyasal iletişim mirası ile yürüyorlar. Ancak bu dilin, iletişimin, söylemin siyasi bir başarı kazandırmadığını da anlamış durumdalar. Bu nedenle başta CHP olmak üzere bütün siyasi partiler kullanageldikleri meta-söylemleri bir kenara bırakarak daha yapıcı, pozitif ve hizmet odaklı bir siyasi dili benimsemiş durumdalar. Ancak bu dönüşüm bir mahiyet dönüşümü veya yeni bir siyasal iletişim stratejisi olmaktan çok bir taktik dönüşüme karşılık geliyor. Muhalefet partilerinin siyasal iletişimlerindeki dönüşümün yüzeysel bir taktik dönüşümü olmaktan öteye gidememesinin temel nedeni ise bu dönüşümün siyaset ve sosyolojideki bir dönüşümden değil de basit bir AK Parti öykünmesinden kaynaklanmasıdır. Stratejik olması gereken bu dönüşümün altında yatan mantık yanıltıcı basitlikte ve doğrusal: AK Parti proje, hizmet vaat ederek kazandı öyle ise biz de aynısını yaparak kazanabiliriz. Tam olarak bu mantık muhalefet partilerinin siyasal iletişim stratejilerini sakatlıyor, siyasal iletişimi hak etmediği bir konuma oturtarak siyasetin üzerine çıkartıyor ve dahası siyasal iletişimin seçen ile seçilen arasındaki iletişim kanallarından biri olma vasfını o kanalı tıkayarak elinden alıyor.

Share.

About Author

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde lisans eğitimini bitiren İsmail Çağlar, yüksek lisans ve doktorasını Hollanda’da Leiden Üniversitesi’nde yaptı. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Çağlar aynı zamanda SETA’da Medya ve İletişim Direktörü oalrak çalışmalarını sürdürmektedir. İlgi alanları arasında medya-siyaset ilişkileri, sosyal tarih ve din-devlet ilişkileri bulunmaktadır.

Leave A Reply