ABD ve Kötü Vlad’in Kırım maceraları!

0

Benzetmeler, “dünyaya ilgisiz” Amerikalıları siyasete çekmek, farkındalık oluşturabilmek için her zaman işe yarayan bir yöntem. Bu yöntemden nasibini alan son lider ise, adı “Kötü Vlad”e çıkan Rus lider Vladimir Putin.

Güneşin altında bir uçtan bir uca yürürken dünyanın bile yorulduğu ve üç farklı saat diliminde mola verdiği bu devasa toprakların insanları, uzak diyarlarda olup bitenlere karşı “hâliyle” ilgisiz – en iyi ihtimalle daha az ilgili. Amerika Birleşik Devletleri’nden söz ediyoruz… Ve bunda ‘Maslow hiyerarşi üçgeni’nin her düzeyinde Amerikalıların tatmin edilmiş olması rol oynuyor.

Bugün bu ilginin (veya ilgisizliğin) yerinden ne kadar kıpırdadığına göz atıp Kırım krizinde Amerika’da neler olup bittiğine bakıyoruz:

Her şeyden önce Cumhuriyetçilerle Demokratlar Rusya’nın Kırım “gösterisi”ne mıknatısın farklı uçlarından yaklaşıyorlar. Cumhuriyetçiler Başkan Obama’yı “daha sert” bir tutum alması için uyarma ihtiyacı duyarken, bu uyarılar nokta atışı uyarılara dönüşüyor. Söz gelimi, Senatör John MacCain, bu durumun tam bir dış politika fiyaskosu olduğunu ve artık hiç kimsenin Amerika’nın gücüne inanmadığını dile getiriyor. Ve Demokratlar savunmaya çekiliyor.

Ortalama Amerikalı ise “İkiyüzlülüğü bırakalım, biz de Irak’ı işgal etmedik mi? Ya Afganistan’da ne yaptık?” benzeri bir sorgulama ile “sağduyulu” davranabiliyor ve özeleştiriye yakın duruyor.

İstatistik meraklısı bu ülkede insanlar düne kadar haritada yerini dahi bilmedikleri Kırım’la ilgili verileri sıralarken en çok tekrara düştükleri konu: Kırım’daki dört Rus üssü ve Rusya’nın özellikle Sivastopol üzerinden Karadeniz’e, oradan da dünyaya açılma kabiliyeti. Tam da bu noktada Rusların Suriye üzerinden Akdeniz’e açılma politikasını akıllara düşürüp paralel çizgiler çiziyorlar. Haksız da sayılmazlar…

Öte yandan, politikanın bizdeki o sert ve asık yüzlü tavrına inat karşıt fikirli Amerikalılar tartışmaya girdiklerinde daha centilmence davranabiliyorlar. Söz gelimi, geçen hafta içerisinde bir siyasetçinin diğerine “Yalancı!” demesi gazetelerin birince sayfalarında “günün haberi” oluverdi! Siz deyin “medeniyet”, ben diyeyim “eğitim”…

Biraz daha ciddi ve daha profesyonel kesimler arasında ise Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Kırım hamlesine gerekçe olarak, Batı’nın Ukrayna’yı Kırım’daki Rus üslerini Rusya’ya kullandırmaktan caydırma endişesi taşımasını gösteriyor.

“Kötü Vlad!”

Bu arada belirtmekten fayda var: “Dünyaya ilgisiz” Amerikalıları siyasete çekmek, farkındalık oluşturabilmek için her zaman işe yarayan bir yol da yok değil. Hemen açalım: Küresel politikayı cazip hâle getirmek için benzetmeler her devirde çokça kullanılageldi. Örneğin; Mısır’da Cemal Abdül Nasır için “Nil’in Hitleri”, Kaddafi için “Ortadoğu’nun çılgın köpeği”, Saddam için “öcü” tanımlamaları kullanıldı. Böyle bir benzetmeden nasibini alan son lider Vladimir Putin oldu. Zira bugünlerde ilk isminden ilhamla kendisi “Vlad the bad” (Kötü Vlad) olarak anılmakta.

Kırım’da bilye mi oynanıyor?

Vlad’in ne kadar kötü olduğu göreceli olsa da, Cumhuriyetçiler kendisine karşı sert önlemler alınması konusunda oldukça heyecanlı olduklarına göre, onların gözünde Putin epeyi kötü. Bu nedenle Polonya’da Amerikan üssü konusunun canlandırılmasından tutun da Ukrayna’nın NATO üyeliğinin yeniden ısıtılıp ortaya getirilmesine, askerî tatbikattan ekonomik ambargoya, hatta ve hatta Soçi’de yapılacak G-8 zirvesinin boykot edilmesine kadar çeşitli alternatifleri yüksek sesle tekrar eden Cumhuriyetçiler görmek mümkün.

Tabii onca toz duman arasında Obama Cumhuriyetçilerin hedefi olmaktan kurtulamıyor: Temsilciler Meclisi Üyesi Mike Rogers “Rusya satranç oynuyor ve sanırım biz bilye oynuyoruz” derken Sayın Başkan’ın kararlı olması gerektiğini ima ediyor.

Her şeye rağmen hâkim atmosfer diplomatik özveri üzerinden meselenin hâlli…

Ve elbette “land of free” (özgürlükler ülkesi) şiarına uygun olarak Amerikalılar arasında Ukraynalıların ulusal egemenliğinin Ruslar tarafından ihlâl edildiği, Kırımlıların bağımsızlık ilânının temel hak olduğu ve bu konuda hiç kimsenin bir şey yapamayacağı düşüncesi ağır basıyor.

Ancak Putin’in hamlesi Amerika’dan çok Obama’yı vuruyor. Şöyle ki: Dış politikayı üç temele oturtan Obama, Rusya ile “yolunda giden” ilişkiler çerçevesinde Ortadoğu’da istikrar sağlanmasını, karşılıklı özveri ile “yumuşak güç” kullanımını, sorunların aşılması noktasında halk arasında oluşturduğu “Başkan Amerika için, bizim için, neyin en iyi olduğunu bilir!” algısını önemsiyor. Ve “Kötü Vlad” Obama’yı belki de en çok bu algının zedelenmesine katkıda bulunduğu için zor duruma düşürmüş oluyor. Nitekim 11 Mart 2014 itibarıyla yapılan son kamuoyu araştırması bu algının olumsuz yönde irtifa kaybettiğine işaret ediyor.

Kim kazanır?

Gelinen noktada, iyi bir poker oyuncusu intibaı uyandıran Rus lider Putin için “Kırım’ın ilhakı” yoluyla Batı ile restleşmek kendisine uzun vadede fayda sağlayası değil.

Zira bu tarihten itibaren geri adım atmaması durumunda Rusya her şeyden önce uluslararası camianın ilenmesine sebep olacak, yaptırımlara maruz kalacak, petrol fiyatlarının düşmesi durumunda ekonomik kriz ülkenin kapısını çalacak, Kırım’daki Tatarların Rus antipatisi sonsuza kadar sürecek şekilde katlanacak ve “Müslüman faktörü” devreye girecek. Öyle ya, Dağıstan, İnguşlar ve Çeçenistan’da olduğu gibi yara tekrar kanatılmış olacak, 140 milyon toplam nüfus içerisinde Müslümanlar 25-30 milyon civarında ve krizin devamı bu nüfusa da gerginlik olarak sirayet edecek. Rusya gücüne güç katmış olmayacak, itibarı ise kesinlikle artmayacak. Ve Ukrayna’yı AB üzerinden Batı’ya kaptırırken, “burnunun dibinde” bir Batı’dan hoşlanmayacağı aşikâr.

Yoksa tam tersi mi? Yoksa Rusya düşmanını gözünün önünde tut, dostun ırak olsa da olur mu diyor?

Ezcümle, genel manzara başta Putin olmak üzere herkesin aleyhine.

Rusya’nın satrançta hangi taşı kullanacağı belirsiz ama Amerika’nın bilye oynamayacağı aşikâr.

Share.

About Author

Lisans ve lisansüstü eğitimlerini Ege Üniversitesi, The Ohio State University ve Franklin University’de tamamladı. 2000’de medya ile tanıştı. Türkiye’nin önde gelen İngilizce ve Türkçe gazetelerinin yanı sıra İnternet medyasında ve dergilerde köşe yazarlığı, editör yardımcılığı, editörlük, kurucu-editörlük ve mütercim-tercümanlık yaptı. Colin S. Gray’in “Modern Strateji” kitabını Türkçeye kazandırdı. Halen ABD’de yaşamakta ve SETA’da çevirmen olarak görev yapmaktadır.

Leave A Reply