ABD’li Müslüman, hasta annesini ziyaret edemiyor

0

Herhangi bir suçlama ile karşı kaşıya olmamasına rağmen, hava kuvvetlerinde görev yapmış “uçuşa yasaklı” eski asker kendi ülkesinden fiili bir biçimde sürüldü.

Katar’da yaşayan Afrika kökenli Amerikalı Saadiq Long (43), bu yılın Nisan ayında doğup büyüdüğü Oklahoma eyaletine gitmek için KLM Havayolları’ndan bilet satın aldı. ABD hava Kuvvetleri’nde 10 yıl görev yapmış olan Long, kalp yetmezliği olan annesinin durumunun kötüleştiğini ve kendisini görmek istediğini öğrendi. Annesini ve kardeşlerini son olarak 2001 yılında ABD’ye gittiğinde gören Long, çalıştığı işinden izin almak ve bilet parası biriktirmek için aylarca uğraştı.

Seyahatinden bir gün önce ise, Long’u arayan bir KLM yetkilisi, havayolu şirketinin kendisine uçuş izni veremeyeceği bilgisini verdi. KLM yetkilisi gerekçe olarak, Amerikan İç Güvenlik Teşkilatı’nın (The US Department of Homeland Security –DHS) kendisini “Uçuşa Yasaklılar Listesi”ne koyduğunu belirtti.

Long, neden bu listeye konduğunu ve listeden çıkabilmek için ne yapması gerektiğini öğrenebilmek için altı aydan beri mücadele ediyor. Bugüne kadar başarılı olmuş değil. Kendi hükümeti tarafından seyahat hakkından mahrum bırakılmasının nedeni konusunda en ufak bir bilgi bile elde edebilmiş değil.

Ne zaman bu listeye konduğu, listeye ismini kimin yerleştirdiği ya da hangi nedenle listeye eklendiği konusunda hiçbir fikri yok. Hayatında hiç suç işlemedi veya herhangi bir suçlamaya maruz kalmadı. Doğup büyüdüğü evine KLM Havayolları ile gitmeye çalışmasından 24 öncesine kadar, uçak yolculuğundan men edildiğine ilişkin hükümeti kendisine bir tebliğde bulunmamıştı.

Long, annesinin sağlığı kötüye giderken fiili olarak onu görmekten men edilmiş durumda. ABD’nin Körfez’deki yakın müttefikinin gelişen ve gösterişli başkenti ve aynı zamanda Long’un kıdemli havacı ve başçavuş olarak yıllarca görev yaptığı Doha’da bir Pazar günü röportaj yaptığım Long, “annem beni ziyaret edemeyecek kadar hasta durumda. Kısa mesafeler için bile yürümekte zorlanıyor” diyor.

“Hükümetin bana bilgi vermeksizin seyahat hakkımı nasıl kısıtlayabildiğini anlayamıyorum” diyen Long’a en şaşırtıcı gelen şey ise, son on yılında ABD’nin çok yakın ve uyumlu müttefikleri olan Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’da İngilizce öğretmeni olarak çalışmış ve yaşamış olması. “ABD Hükümeti beni sorgulamak ya da tutuklamak isteseydi bunu bir dakika içerisinde gerçekleştirebilirdi. Fakat ne suçlama ne de itham var, hiçbir şey yok” diyor.

Long’un hikâyesi ilgi çekici olduğu kadar son derece de yaygın. Geçtiğimiz yıl Washington’da, 19 yaşında Somali kökenli bir Amerikalı ile karşılaşmıştım. ABD’de doğup büyüyen ve hayatı boyunca hiç karşılaşmadığı akrabalarını görmek üzere ilk defa Somali’ye gitmek için bilet almak üzere yaz boyunca çalışan bu genç, uçuş günü biletini almak üzere kontuara gittiğinde, kendisine hakkında uçuş yasağı olduğu bildirildi. Küçük düşürülmüş bir biçimde havalimanından geri döndürülmek zorunda kalan Amerikalı daha sonra işverenine, ailesine ve arkadaşlarına niçin seyahat edemediğinin açıklamasını yapmaya çalışmıştı.

Bu Amerikalı genç de – Long gibi – şimdiye kadar herhangi bir suçlama ya da ithamla karşılaşmadı. Kendi hükümetinin gizlice onu bu listeye koymasından dolayı şaşırmış ve kızmış durumda. Yine de, isminin açık bir şekilde yayınlanarak konuşmaktan çok korkuyor. Bana “ismimi açıklarsam işlerinden daha kötüye gitmesinden korkuyorum” dedi.

11 Eylül sonrası öncelikli olarak Müslümanları hedefleyen sivil özgürlüklere ilişkin birçok kısıtlama gibi bu uçuş yasağı listesi ihlali de Obama’nın başkanlığı döneminde daha da kötüleşmiş durumda. Associated Press (AP) ajansı Şubat ayında ABD’de, terörist olmasından şüphe edilerek yurtiçi ve yurtdışı uçuşlardan men edilen kişilerin sayısının Obama yönetimi sırasında katlanarak yaklaşık 21.000 kişiye ulaştığını açıklamıştı. Listedeki kişilerin yaklaşık 500’ü Amerikan vatandaşıdır.

Daha da kötüsü, Obama yönetimi listeye ekleneceklerin seviyesini daha da düşürmüş durumda. AP, artık “uçuş yasağı listesine sadece havayolu ulaşımına tehdit oluşturduğu düşünülenlerin değil, ulusal ve uluslararası güvenliğe tehdit oluşturduğu düşünülenlerin de eklenebildiğini” bildirdi. Bunlar yalnızca DHS bürokratlarının takdirine bırakılan ve denetime açık olmayan müphem gerekçeler.

En kötü vakalar ise Long’un başına gelenler gibi: ABD’nin dışında, dünyanın öteki ucunda olan bir insanın birdenbire uçmaktan men edilmesi. Hükümetin bu hareketi ile bu insanlar fiili olarak kendi ülkelerinden sürgün edilmiş oluyorlar. “Açıkça görülüyor ki, uçağa binemezsem Katar’dan Oklahoma’ya gidemeyeceğim. Gemi ile seyahat etmek ise haftalar alır. İşimden bu kadar uzun süre ayrı kalamam. Ayrıca gemi seyahati ekonomik değil. Uçamazsam, evime geri dönemem” diyor Long.

Long’un davası üzerine çalışan Amerikan – İslami İlişkiler Konseyi’nin (The Council on American-Islamic Relations – CAIR) avukatlarından Gadeir Abbas şu beyanda bulundu;

“ Long’un başına gelenler Amerikalı Müslümanlar arasında kaygı uyandırıyor. Birkaç haftada bir ABD vatandaşı olan bir Müslümanın ülkesine dönemediği haberini alıyorum. ABD hükümetinin, çıkardığı bir dizi gizli yasa aracılığıyla, bazı davranışları – Müslüman olmak bunlardan biri gibi gözüküyor – insanları ailelerinden ayıran, kariyerlerini sonlandıran ve kişisel ilişkilerini baltalayan izleme listelerine alabildiği gözüküyor. Tüm bunlar yasalara uymaksızın yürütülüyor.”

Amerikan Sivil Haklar Birliği (The American Civil Liberties Union – ACLU), uçuş yasağı listesinin anayasaya aykırı olduğu hususunda yıllardır hukuk mücadelesi yürütüyor. Aralarında 4 eski askerin de bulunduğu, ABD vatandaşı olan veya ABD’de oturma iznine sahip ve uçuşa yasaklılar listesinde ismi olan 15 kişinin müdahil olduğu bir davada sivil toplum örgütleri önemli bir zafer kazanmış gibi gözüküyor. Haziran ayında Dokuz Nolu Üst Mahkeme, alt mahkemenin reddettiği bir davayı iade ederek yeniden görülmesine karar verdi. Davayı takip eden ACLU’nun avukatı Nusrat Choudhury şu beyanda bulundu;

“Uçuş Yasağı Listesi, neden bu listeye eklendikleri ya da listeden çıkmak için ne yapmaları gerektiğini belirtmeksizin binlerce insanı ticari uçuşlardan men etmekte. Sonuç olarak, bir hata ya da ima sonucu, uçmak için çok tehlikeli ancak tutuklamak için çok zararsız kabul edilen insanların isimlerinin eklendiği büyük ve giderek genişleyen bir liste ile karşı karşıyayız. Bu kişilerden bazıları, yurtdışında iken birdenbire uçağa binemeyecek durumda olduklarını öğrenerek zor durumda kalıyorlar. Bu Amerikalıların hiçbirine neden Uçuş Yasağı Listesi’nde olduklarına dair bir açıklama yapılmamakta ya da bu listeden çıkmak için makul bir imkân sunulmamakta. Ancak Anayasa, Hükümet’in bu kişilere isimlerini temize çıkarması için adil bir ortam sunmasını zorunlu kılıyor.”

Long’un davası hem tipik hem de zorlu bir dava. İnsani temeller söz konusu olduğunda, herhangi bir suçlamaya maruz kalmayan bir insanın hasta annesini görmesine engel olmak tamamıyla zalimane bir hareket.

Anayasal ve insani sorunların ötesinde Long, Uçuş Yasağı Listesi’nin oluşturulmasına dayanan tamamıyla akıldışı görünen gerekçeden de çok şaşırmış durumda. Sadece uçuştan men edilen Long, ABD’ye içinde Amerikalı sivillerle dolu olan bir yolcu gemisi ile seyahat etmekte serbest. Her ABD vatandaşı ülkesine giriş yapmak için anayasal hakka sahip. Bu durumda Long, ülkesini ziyaret etme ya da tekrar orada yaşamak üzere dönme – eğer geri dönebilirse – kalabalık caddelerde ve alışveriş merkezlerinde dolaşma, trenlere binme ve özü itibariyle her şeyi yapma konusunda teknik olarak özgür ancak uçamaz.

“Bu bana anlamsız geliyor. Bu durumda bana yapılan bir tür cezalandırma anlamına geliyor. Fakat ne için cezalandırılıyorum?” diye soran Long “Eğer benden korkuyorlarsa, evime geri dönmem için beni kolluk kuvvetlerinin eşliğinde uçağa alabilirler” diyor.

Long Uçuş Yasağı Listesi’nde olduğunu öğrendikten sonra yardım istemek için Doha’daki ABD Büyükelçiliği’ne başvurdu. “Sorunumu tekrar tekrar yinelediğim birçok telefon görüşmesinden sonra sonunda bana ‘yardım’ olarak DHS’nin web sitesinde bulunan bir formu verdiler ve şikâyet başvurusu yapmamı istediler” diyen Long 15 Mayıs günü DHS’ye resmi şikâyetini yaptı ve akabinde başvurusunun 7 ila 10 gün içerisinde değerlendireceğini taahhüt eden bir bildirim aldı. Başvurusun üzerinden neredeyse altı ay geçmesine rağmen, Long halen Doha’da, hasta annesini ziyaret etmek için eve dönmesini sağlayacak bir yanıt elde etme umudu besleyerek bekliyor.

CAIR avukatı Abbas, “ABD’nin Amerikalı Müslümanlara seyahat halinde iken yaptıkları midemi bulandırıyor. Ne yazık ki, bu konunun siyasi gerçekliği Müslümanların samimi duruşlarına ilişkin en temel hakları dahi çiğnenmektedir. Müslüman toplumu terörize eden ve bizi daha tehlikeli bir duruma sokan bu sonu olmayan gizli takip listelerinin kullanımını değiştirmek hususunda hiçbir politik irade yok” diyor.

Abbas geçtiğimiz yıl Gulet Mohamed’in (18) gerçekten acı veren bir davası ile ilgilendi. Somali kökenli Amerikalı Mohamed, Kuveyt’i ziyareti sırasında Obama yönetiminin talebi üzerine gözaltı alındı. Gözaltında Kuveytli yetkililer tarafından iki hafta boyunca sorgulanırken dövüldü ve işkenceye maruz kaldı. Kuveytli yetkililerin kendisi ile işi bitince – ki o tarihe kadar hiçbir suçlamaya maruz kalmamıştı – korkunç bir ikilemle karşılaştı: Seyahati sırasında ABD Hükümeti onu Uçuş Yasağı Listesi’ne eklemişti. Bunun anlamı, Kuveyt’te daha fazla kalamayacak olmasına rağmen ABD’ye dönme imkânının da olmaması idi. Hukuksuz bir şekilde arafta kalmıştı.

Gulet, Kuveyt’te gözaltında bulunduğu sırada gözaltında bulunan başka bir arkadaşı aracılığıyla gizlice cep telefonu araması yapabildi. Bu sayede ailesi aracılığıyla bana ve New York Times gazetesinden Mark Mazzetti’ye hikâyesini anlatabildi. Onunla telefonda yaptığım bir saatlik görüşme boyunca derin bir korku içinde konuşan bu Amerikalı genç, hükümetinin kendisini niçin gözaltına alıp dövdürdüğünü ve neden Kuveytliler onu serbest bırakmaya isteklilerken doğup büyüdüğü ve tüm yaşamını geçirdiği ülkesine dönmesini engellediğini anlamaya çalışıyordu. Bu Uçuş Yasağı Listesi’nin yarattığı zulmü gösteriyor.

“Gulet Mohamed’in davasındaki çok makul bir talebimizin kabul edilmesini istiyoruz: ABD Hükümeti bir vatandaşının yurtdışından ülkesine girişine fiili olarak engel olamaz” diyor Abbas. Makul ve açık olmakla beraber, ABD Mahkemelerinin bu zaman kadar Uçuş Yasağı Listesi bağlamında kabul etmediği bir talep.

Saddiq Long geçtiğimiz hafta, 8 Kasım’da ABD’ye gitmek üzere yeni bir uçak bileti satın aldı. ABD Hükümeti’nin bu sefer uçmasına izin vereceğini umuyor. Abbas, “eğer 8’inde evine uçmasına izin verilmez ise insanları Oklahoma’daki FBI Ofisi’nin başındaki özel ajanla iletişime geçmeleri için harekete geçirmeyi planlıyoruz. FBI bu listeleri kontrol ediyor ve Oklahoma Ofisi’nin başındaki ajanın devreye girmesi ile Saadiq içinde bulunduğu kötü durumdan kurulabilir” diyor.

Şu an için Long’un oturup beklemekten ve ordusunda on yıl boyunca hizmet ettiği ülkesinin geri dönmesine izin verme lütfunu ummaktan başka bir şey yapamıyor. Temel haklardan gizli bir biçimde mahrum bırakılma, başvurulacak herhangi bir yerin ve bir yargı sürecinin olmaması, herhangi bir suça ilişkin bir kanıt olmamasına rağmen kişinin niçin listede olduğuna ilişkin bir şey öğrenme hakkının bulunmaması: Tüm bunlar 11 Eylül sonrası birçok Amerikalı Müslümanın yaşadıkları. Daha da önemlisi, 11 Eylül’den uzaklaştıkça bu durum düzelmiyor, bilakis artarak kötüye gidiyor.

Kaynak: The Guardian

Çeviri: Yavuz Güçtürk

Share.

About Author

Glenn Edward Greenwald, Amerikalı avukat, gazeteci ve yazar. Daha önce Guardian US, Salon.com gazetelerinde köşe yazıları yayınlandı. Ayrıca The New York Times, the Los Angeles Times, The American Conservative, The National Interest ve In These Times gibi gazete ve dergilere katkılarda bulundu.

Leave A Reply