Anlamı belirleyen aydınlarımız

0

Türkiye siyasal hayatında da ideolojinin kurulduğu ve işletildiği üst dili yani anlamı belirleyen ilişki belirli bir zümrenin elindedir. Bu zümre sadece kavram üretmekle kalmayıp bir konu hakkında fikir belirten kişilerin bu konularda ne kadar samimi olduklarını da ölçebilirler.

Göstergebilim (semiyotik) denilen bilim dalı, dilin kendisini oluşturan göstergeleri sistemsel bir şekilde çözümleyerek anlamın nasıl üretildiği sorunsalına odaklanır. Gösterge ‘gösteren’ ve ‘gösterilen’ diye adlandırılan iki kategoriden oluşur; kabaca gösteren sesi (işitim imgesi), gösterilen de kavramı temsil eder. Gösteren ve gösterilen arasındaki bağın nasıl oluştuğuna dair çeşitli çalışmalar literatürde yer alır. Bu bilimin Avrupa’daki öncülerinden Ferdinand de Saussure aradaki bu bağın gizem dolu ve nedensiz olduğunu belirtse de, Roland Barthes Saussure’nin çalışmalarına yeni bir bakış açısı kazandırarak arada iki gösterge dizgesi bulunduğunu belirtir. İlki üzerinde uzlaşı olan düzlemken, ikincisi bir üst dildir ve ideoloji de tam olarak burada kurulur ve işler.

Gösteren ile gösterilen arasındaki ilişki

Türkiye siyasal hayatında da ideolojinin kurulduğu ve işletildiği üst dili yani anlamı belirleyen ilişki belirli bir zümrenin elindedir. Mesela siyasal hayata dair temel terimlerde (demokrasi, otokrasi, barış, özgürlük, diktatörlük, vb.) gösteren ile gösterilen arasıdaki ilişkiyi kendileri kurarlar. Bu yegâne kurucu güç sayesinde kendilerine yöneltilen eleştiriler ise kategori dışı kalır. Üretilen anlamlar kendi cemaatleri içerisinde dolaşıma girer ve her seferinde yeniden üretilir. Başka bir deyişle, kendi kurdukları oyunun kamuoyu nezdinde de benimsenip devamlılığını sağlarlar. Bu zümre sadece kavram üretmekle kalmayıp bir konu hakkında fikir belirten kişilerin bu konularda ne kadar samimi olduklarını da ölçebilirler.

Kendine ait görülen tasarruf hakkı

Öte taraftan, bu cemaatin içinde değilseniz, temel kavramlara kazandırdıkları üst anlamlara ya da ideolojik söylemlere bir eleştiri getirirseniz, bu cemaatin üyelerine karşı akıl almaz bir linç kampanyası başlatmakla suçlanırsınız. Dolaşıma soktukları kavram dizilerinin sadece kendi cemaatleri içerisinde kullanım ve tartışılma hakkı vardır. Ürettikleri üst anlamlara –ki birçoğu itham içerir- karşı bir fikir yürütmesi yaptığınızda, bunun ne zaman eleştiri, ne zaman linç kampanyası olduğunun kararı da kendi tasarruflarındadır. Oyunu kendi oluşturdukları anlam dünyasının içinde oynadığınız sürece cemaatin kapıları sizin için açıktır. Ama olur da bu zümrenin dış politika ya da çözüm sürecine dair yazılarında yanlış analizler yaptıklarını, kullandıkları terimlerin sahip oldukları söylem kurma yetisi sayesinde içini boşalttıklarını ya da olmayan bir şeyi sırf siyasi rüzgâr o yönden esiyor diye gerek ulusal gerekse de uluslararası basında abartarak gerçekmiş gibi sunulmasına itiraz getirdiğinizde zeka özürlü, kötü niyetli ya da en basitinden iktidar yalakası sınıfına girersiniz.

Eleştirilemezlik zırhı

Bu zümreyi dokunulmaz kılan en önemli şey geçmişlerinde verdikleri mücadelelerdir: Kimisi darbe mağduru, kimisi andıçlanmış ve yahut önceki hükümetlerin gazabına uğrayarak ‘gazilik madalyası’ gibi ‘demokrat’lık mertebesine yükselmiş şahsiyetlerdir. Bu nedenle ömür boyu dokunulmazlık ve eleştirilemezlik zırhına bürünmüşlerdir. Kaçırdıkları nokta ise demokratlığın her yeni siyasal gelişmede sınanan bir durum olduğudur. Oysa ki, bugünün özgürlük savaşçısını yarının darbecisi ya da ömrünü Kürt meselesine vakfetmiş birisinin bugün barış karşıtı olmayacağının bir garantisi yoktur. Böylesi durumlarda, fikirleri eleştirildiğinde “siz giderken biz dönüyorduk” naifliğinde açıklamalarla kendi demokratlıklarını bir doğa yasasına çevirirler -ki bugün kabul edilen doğa yasalarının yarın yanlışlanmayacağının bir garantisi bulunmamaktadır.

“Ol” demek!

Son kertede, günlük siyasal hayatın parçası olan kavramlar her gün yeniden üretilmektedir ama siyasal iktidarın bu üretime katkısı oldukça azdır. Üretilen bu kavramların dolaşıma sokulup yaygınlaştırılması bu cemaatten çıkacak vizeye bağlıdır. Dış politikanın iyi mi kötü mü olduğu ya da ulusal bazda girişilen bir mücadelenin samimi olup olmadığı doğrudan kendi çıkarları ve istekleri, o meseleye ne kadar dâhil edildikleri ve hayat tarzlarına uygunluk gibi kriterlerden geçirilmeden hakkında görüş bildirilmez, yani gösteren ile gösterilen arasındaki bağ kurulmaz. Bu zümreye ait kişiler “bir şeyin olmasını isterlerse, ona sadece ‘ol’ demeleri yeterlidir. O şey de dayanamaz hemen oluverir!”

 

Share.

About Author

Lisansını Orta Doğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde, yüksek lisansını İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler bölümünde yapmıştır. 2010 yılından beri Türkiye’nin ilk hakemli Kültürel İncelemeler Dergisi KÜLT’ün yayın kurulunda yer almaktadır. Çeşitli Avrupa Birliği projelerinde asistanlık ve koordinatörlük görevlerini yürütmüştür. SETA'da Siyaset Araştırmaları alanında Araştırma Asistanı olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Leave A Reply