Ayrılıkçıların elleri tetikte, kulakları kirişte

0

PKK’nın Türkiye devletine karşı savaş yürütecek bir zemini yokken Suriye krizi imdada yetişti.

Suruç’ta elim bir terör saldırısı oldu.
32 insan öldü.
Onlarla birlikte birçok insan da acıdan öldü.
Ölenlere rahmet, yakınlarına sabır diliyorum.
Bunun bir terör saldırısı olduğu konusunda hemen herkes hemfikir.
O gün Adıyaman’da bir başka terör saldırısı daha oldu.
23 yaşındaki uzman onbaşı Müsellem Ünal şehit edildi.
Babası ardından herkesin gözü önünde “oğlum kolumu kanadımı kırdın” diye haykırdı.
Ve dün de Ceylanpınar’da 2 polis şehit edildi.

***

Suruç’taki saldırı ile ilgili olarak başbakan Ahmet Davutoğlu “ilk bulgular DAEŞ’e işaret ediyor” dedi.
Adıyaman’daki ve Ceylanpınar’daki saldırıların faili ise PKK.
Birbiriyle savaşan iki terör örgütünün iki kahreden faaliyeti.
Bu iki yapı, PKK ve DAİŞ son 2 yıldır sıcak savaş halinde.
Ve bu savaşın cereyan ettiği alan Suriye toprakları.
Türkiye, bu iki yapıyı da tehlikeli görüyor, her ikisi ile de mücadele ediyor.
Şu anda her ikisi de bu savaşı Türkiye topraklarına taşımak istiyor.
Öyle anlaşılıyor ki DAEŞ, Türkiye’nin kendisine karşı yürüttüğü ve son dönemlerde yoğunlaşan faaliyetleri durdurmasını talep ediyor ve göz dağı vermek istiyor.
Peki PKK ne yapıyor?
PKK, biraz sokma akıl, biraz da siyasi fırsatçılığından hareketle bu savaştan Türkiye içinde de yarar elde etmeye çalışıyor.
AK Parti’nin DAEŞ’e destek verdiği yalanı üzerinden propaganda yapıyor.
Böylelikle kendi kitlesini mobilize edip, sokağa döküyor.
6-8 Ekim olayları “AK Parti, kızlarımıza tecavüz eden DAEŞ’i destekliyor” propagandası olmasaydı hayata geçemezdi.

***

PKK’nın Türkiye devletine karşı savaş yürütecek bir zemini yokken Suriye krizi imdada yetişti.
Bazı basiretsiz bürokratların çözüm sürecini yanlış anlaması ve uygulaması da PKK’ya yaradı.
PKK, “ayrılıkçılık” gündemini yeniden devreye soktu.
Ve bu kez uluslararası meşruiyete de sahip olduğuna inanıyor.
PKK’nın AK Parti ve DAEŞ arasında özdeşlik kurma gayreti basit bir manipülasyon değil.
Bir savaş stratejisi.
Bu strateji Suruç saldırısından sonra yeniden devrede.
Ve bu stratejiyi sadece “organik” PKK medyası değil, Doğan medyası da, Kemalist medya da, Paralel Yapı medyası da destekliyor.

***

Suruç saldırısının tam olarak hedefi neydi?
Bu sorunun kriminal bir boyutu var.
Ve bu boyut bütün yönleriyle aydınlatılana kadar ne söylesek eksik.
Fakat görünen bir şey var.
Bu saldırı gerekçe gösterilerek 2 hedef hayata geçirilmeye çalışılıyor.
Öncelikle bu saldırı üzerinden Türkiye’de ayrılıkçıların önü açılmaya çalışılıyor.
HDP’nin saldırıdan yarım saat sonra devreye giren söylemlerine dikkatle bakmak gerekir.
Devletin zaafı vurgusu, öz savunma edebiyatı, kendi düzenini sağlama vurgusu, sözde AK Parti – DAEŞ özdeşliği vs.
“O devleti kuracağız” söylemi marjinalleşmişken, PKK medyasında yeniden büyük puntolarla devreye sokulmuş durumda.
Saldırı üzerinden hayata geçirilmek istenen ikinci hedef ise, Türkiye’nin Suriye politikasında radikal bir değişim temin etmek.
Türkiye, Suriye krizi başladığı günden bu yana sorunun kaynağında Esed rejiminin yattığını ifade ediyor.
Türkiye, kendisini düşman gören DAEŞ’i düşman görse de, öncelikli tehdidin Esed rejimi olduğuna ve DAEŞ bahanesiyle Esed rejiminin tahkim edildiğine inanıyor.
Türkiye için mesele, DAEŞ’in öncelikli tehdit olup olmaması da değil aslında.
Türkiye bu süreçte Esed rejiminin tahkim edilmemesini, Suriyeli meşru muhalefetin de zayıflatılmamasını istiyor.
Suruç katliamı Türkiye’yi bu kararından vazgeçirmeye dönük bir araç hatta bir sopa olarak kullanılmak isteniyor.
Bütün bunların koalisyon tartışmalarının olduğu bir dönemde olması, “AK Parti ve CHP koalisyon kurabilir ancak dış politikada ve özellikle Suriye meselesinde nasıl anlaşacaklar” sorusunun masada olduğu bir dönemde cereyan etmesi tesadüf olabilir mi?

Share.

About Author

1998’de İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini 2000 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde tamamladı. 2002-2003 öğretim yılında ABD’de Utah Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde doktorasını tamamladı. Modernleşme Kuramı: Eleştirel Bir Giriş (İstanbul: Küre Yayınları, 2. baskı, 2005) isimli kitabı kaleme aldı. Altun’un medya sosyolojisi, medya kuramları, sosyolojik teori ve Türk modernleşmesi alanlarında ulusal ve uluslararası akademik dergilerde çeşitli makaleleri yayımlandı. 7 yıl kitap yayıncılığı sektöründe çalıştı. 3 yıl süreyle Anlayış dergisini yönetti. Medya ve iletişim sosyolojisi, siyasal iletişim, Türk modernleşmesi, Türkiye politik kültürü ve siyasal düşünce hareketleri alanlarında çalışan Dr. Altun, halen İstanbul Şehir Üniversitesi öğretim üyeliği görevlerini yürütmekte, SETA İstanbul’da Genel Koordinatörlük görevini sürdürmektedir.

Leave A Reply