“Boston saldırısı sonrası oluşturulan atmosfer Obama’yı hedef alıyor”

0

Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, Boston saldırısı sonrası oluşturulan atmosferi, olayın ardından ABD iç siyasetinde yaşanan gelişmeleri ve İslamofobi tartışmalarını Yeni Türkiye için değerlendirdi.

ABD’nin Boston eyaletinde geleneksel olarak düzenlenen maraton koşusu sırasında yaşanan patlamanın zanlısının ABD vatandaşı iki Çeçen kardeşin olduğunun ilan edilmesi, ülke içinde İslamofobi tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Ülkede 11 Eylül saldırısı sonrasını anımsatan tartışmalar yaşanırken, İslam ve terörizm kavramlarının yeniden yan yana anılmaya başlanması, İslam dünyasının da ilgi ve tepkisini ABD’de yaşanan tartışmalara çekti. Tartışmalarda, olayın İslamofobi boyutunun yanı sıra dünya kamuoyuna taşıdığı başka sorular da mevcut: Boston saldırısı ile amaçlanan neydi? Bu olayın ABD iç ve dış politikasına olası etkileri neler olacak? ABD’li yerel aktörlerin yanı sıra küresel aktörler bu saldırıyı nasıl okuyorlar ve siyaseten nasıl kullanmak isteyebilirler? Yaşanan tartışmalar karşısında Türkiye ve İslam dünyası nasıl konumlanmalı? İslamofobiyle nasıl mücadele edilebilir? Tüm bu soruların cevaplarını Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Ankara Strateji Enstitüsü Uzmanlarından Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, Yeni Türkiye için değerlendirdi…

“Boston saldırısıyla ‘devrimci Selefilik’ hedef tahtasında”

13

“Göçmen Müslümanları güvenlik tehdidi kabul eden çevreler, Boston saldırısını tezlerini savunmak için yeni bir dayanak olarak kullanacaklar. Bu saldırı, örtülü/açık ırkçılık yapan gruplara saldırgan nefret söylemlerini yaymak için bir fırsat verdi.” FOTOĞRAF: KEN McGAGH / EPA

Boston saldırısının ardında iki Çeçen kardeşin olduğu ilan edildi. Ailenin yaptığı açıklamaya göre “gençler kandırıldı”. Bu iki genç, etnik ve dini aidiyetleri de göz önünde bulundurulursa, bu saldırıyı neden yaptılar ya da neden saldırı için seçildiler?

Aslına bakarsanız, tam da bu soru üzerinden yürütülen tartışmalar Boston saldırısının arkada nasıl bir kalıcı etki bırakacağını belirleyecek. Ortada henüz alınmış bir ifade ya da resmi makamlardan olgulara dayalı olarak yapılmış net açıklamalar yok. Hangi motivasyonla hareket ettiklerini bilmiyoruz. Obama’nın konuşmalarına baktığımızda da bu hususu vurguladığını görüyoruz. Ancak büyük bir medya anaforu var. ABD’nin içindeki ve dışındaki etkili gruplar, saldırının geniş kitlelerin zihinlerinde arzu ettikleri biçimde kodlanması için sürekli yorum ve senaryolar üretiyorlar. Örneğin, ABD’de İsrail’le de bağlantılı bazı kesimler, “devrimci selefiliğin” altını çiziyor. Yalnızca el-Kaide’yi değil, Arap Baharı’nın yükselenlerini ve hatta Suudileri hedef tahtasına yerleştiriyorlar. İstihbarat örgütleri arasındaki ilişkilerden bahsediyorlar. Ruslar, “zanlıların” kimliklerinden hareketle Amerikan kamuoyuna Çeçenistan’da ne kadar haklı olduklarını anlatıyorlar. Hatta Suriye’de Esed’e verdikleri desteği bile izaha çalışıyorlar. ABD’de Obama’nın Ortadoğu politikalarının bazı bileşenlerini fazla özgürlükçü bulanlar da zanlıların kimliğini referans alıyorlar. Bu vesileyle, ABD’nin İslam dünyasında daha “güvenlikçi” politikalar izlemesi gerektiği yönündeki kanaatlerini tekrarlıyorlar. Tam aksini isteyenler, yani ABD’nin yeni askeri maceralara yelken açmak yerine içeride biriken ekonomik ve sosyal sorunlara odaklanması gerektiğini düşünenler ise, “zanlıların” Amerikan toplumuna yabancılaşmalarının yarattığı duygusal kopuşun altını çiziyorlar. “Niçin artık Amerikan rüyasını değil de, gittikçe büyüyen bir kaybedenler kulübünü konuşuyoruz” diyorlar. Eğer “zanlılar” gerçek suçlular ise bu son seçenekten başlayarak tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Vatandaşlığını aldıkları ülkeye niçin bu kadar yabancı ve düşman haldeydiler? Başka bağlantıları ortaya çıkarsa belki bu odak noktası değişebilir. Bir de şunu hatırlatmak isterim. 1995’teki Oklahoma saldırısının ardından, ilk önce Ürdün asıllı bir Amerikalı “zanlı” olarak yakalanmıştı. Suçsuz olduğu daha sonra anlaşıldı. Gerçek fail, aşırı sağcı bir Amerikalı Timothy Mcveigh’di.

“Sandıkta yenemedikleri Obama’yı etkisizleştirmek istiyorlar”

Peki, bu saldırının ABD iç ve dış siyasetine yansımaları neler olur? ABD içindeki mevcut tartışmalardan yola çıkarak, yeni bir 11 Eylül iklimiyle karşı karşıyayız diyebilir miyiz?

O boyutlarda bir etki doğurmadı. 11 Eylül sonrasında girilen yolun faturasını ödemiş bir Amerikan toplumu var. Saldırının çapı da daha küçük. Bu yüzden refleksler nisbeten ölçülü.

Üstelik, “kesin” sonuçlara henüz ulaşılamadı. Ancak terör konulu tartışmaların yoğunluğu Obama’nın iç siyasetteki hedeflerini zora sokuyor. Ayrıca içerdeki yıpranma dış politikada, özellikle Ortadoğu’da atacağı bazı adımların siyasi maliyetini arttırıyor. İlk döneminde, İsrail-Filistin meselesinin iki devletli çözümü için çalışacağını ilan eden Obama, Sağlık Reformu tartışmalarında hayli yıprandıktan sonra sözlerinin çok uzağına düşen politikalar izlemişti. Boston saldırısı sonrasındaki tartışmalar benzer bir yıpranma sürecini başlatır mı? Şu anda Obama’nın içerde önem verdiği iki konu var: Bireysel silahlanmanın sınırlandırılması ve göçmen reformu. Boston saldırısının ertesi günü yapılan oylamada Obama’nın desteklediği silahlanmanın sınırlandırılmasıyla ilgili teklif Senato’da reddedildi. Göçmen yasasına karşı muhalefet de artmaya başladı. Bunda “zanlıların” göçmen olmaları pay sahibi.

Saldırı dış politikadaki ilk somut etkisini ABD’nin Suriyeli muhaliflerin silahlandırılması konusundaki çekincelerini pekiştirerek gösterdi. Boston katliamının İsrail’e verilen desteği arttıracağı beklentisi var. Ayrıca Arap Baharı’na gittikçe azalarak verilen desteğin eriyiş sürecine katkı yapacağı da düşünülebilir. Zanlılarla, Ortadoğu’daki bazı örgütler arasında somut bağlantılar kurulursa ABD’nin askeri operasyonlar yapması kuvvetle muhtemel. Bunların sonuçlarını şimdiden bütünüyle öngörmek kolay değil. 11 Eylül’den sonra Afganistan için yolan çıkan ‘Amerikan savaş makinesi’, kendisini Irak’ta bulmuştu. Oysa, Saddam Hüseyin ile 11 Eylül arasında herhangi bir bağlantı olmadığını herkes biliyordu. ABD bir kez daha terörle mücadele atmosferine sokulursa, ilk hedef neresi olursa olsun, etkin çevrelerin özel gündemleri doğrultusunda yeni maceralar için yürütecekleri kampanyaların etkisine girecektir.

14

“Terör konulu tartışmaların yoğunluğu Obama’nın iç siyasetteki hedeflerini zora sokuyor. Ayrıca içerdeki yıpranma dış politikada, özellikle Ortadoğu’da atacağı bazı adımların siyasi maliyetini arttırıyor.” FOTOĞRAF: MARTIN H. SIMON / EPA

“Saldırı, İslamofobikler için yeni dayanaklar oluşturacak”

Saldırı sonrası Başkan Obama’nın Bush dönemine nispeten daha ılımlı açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Obama, dizginlerin elinden çıkmasına sebep olacak bir toplumsal atmosferin doğmasını istemiyor. Böyle bir durumun yukarıda özetlemeye çalıştığım tarzda sonuçları olabilir. Ayrıca, Libya’da ABD büyükelçisinin öldürülmesinin ardından Kongre’de işleyen soruşturma sürecinin de öğrettikleri var. Obama’yı sandıkta yenemeyen muhalifleri, iktidarını etkisizleştirmek için yeni fırsatların çıkmasını bekliyorlar.

Özelde ABD, genelde Batı medyasının bu saldırı sonrasında İslam’a ve Müslümanlara karşı takındığı tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Malesef, önyargılar üzerinden çok hızlı kanaatler oluşturan bir medya dili yaygın biçimde kullanıldı. Ancak, 11 Eylül sonrasındaki yayınlarla kıyaslandığında daha temkinli davranıldığını da söylemeliyiz.

Saldırı sonrası İslamofobik söylemlerin yeniden tedavüle sokulması kimlerin/hangi aktörlerin işine yarar?

ABD’de, Bush yönetimi döneminde izlenen dış politikanın memnun ettiği tüm kesimlerin işine yarar. Bu çevrelere Obama karşıtlığı üzerinden eklemlenmiş yeni gruplar da var. Zaten dışarda da ABD, Avrupa, Rusya ve Çin arasında “devrimci selefiliği” ortak düşman kabul eden bir yakınlaşma zemini mevcut.

Bu olayın Avrupa’daki İslamofobi tartışmalarına yansımaları olur mu?

Malesef olacağını düşünüyorum. Özellikle göçmen Müslümanları güvenlik tehdidi kabul eden çevreler, bu saldırıyı tezlerini savunmak için yeni bir dayanak olarak kullanacaklar. Boston saldırısı, örtülü/açık ırkçılık yapan gruplara saldırgan nefret söylemlerini yaymak için bir fırsat verdi.

15

“Ruslar, “zanlıların” kimliklerinden hareketle Amerikan kamuoyuna Çeçenistan’da ne kadar haklı olduklarını anlatıyorlar. Hatta Suriye’de Esed’e verdikleri desteği bile izaha çalışıyorlar.” FOTOĞRAF: EPA

Zanlıların Çeçen etnisitesine mensup olmaları nedeniyle, bu olaydan nemalanmaya çalışan bir de Rusya faktörü var…

Rusya’nın, Kafkasya’daki önemli düşmanları arasında “devrimci selefilik” var. Putin, Suriye’de Esed’in karşısında da aynı grupların savaştığını düşünüyor. Zanlıların kimlikleri, ABD ile ortak düşman algısı oluşturmasına imkân verirse Moskova’nın eline yeni kartlar geçecektir. İçerde hedef gruplara yönelik operasyonlarını hızlandıracak, Suriye’den başlayarak dışarda da Batı’nın pozisyonunu kendisininkine yaklaştıracak hamleler yapacaktır.

 “İslamofobi mağdurlarını anma günü ilan edilmeli”

Türkiye ve İslam dünyası, bu olaya karşı nasıl tutum takınmalı, İslamofobiye nasıl cevap/karşılık vermeli?

Öncelikle Boston katliamı en açık biçimde kınanmalı. Ardından bu olayı da gerekçe yaparak organize bir kampanya başlatılmalı. Saldırılar hakikaten Çeçen zanlıların işiyse ve “göçmen vatandaşları” teröre sevkeden temel motivasyon “ABD’ye yabancılaşmaları” ise İslamofobi’nin yarattığı “itme” etkisinin bundaki payına dikkat çekilmeli. Breivik örneğinden hareketle, İslamofobi’nin doğrudan Batılıları hedef alan terörist saldırıları nasıl teşvik ettiği anlatılmalı. Kampanyalar kalıcı hale getirilmeli, Batılı paydaşlarla katılım zenginleştirilmeli ve yeni fikirlerle beslenmeli. Örneğin; Norveç’te Breivik’in saldırıyı gerçekleştirdiği gün, “İslamofobi Mağdurlarını Anma” günü ilan edilse, uluslararası platformlarda kabul edilmesi için de faaliyet gösterilse… Saldırının gerçekleştirildiği adada yapılacak anma törenlerinin etkisini düşünün…

Batı’nın İslamofobi ile mücadelede etmeye niyeti var mı? Var ise bunu nasıl başarabilirler?

İslamofobi’den rahatsız önemli bir çevre var. Kabaran nefret dalgasının kendi özgürlüklerine de dokunacağını görüyorlar.

İslamofobi’nin güçlendirdiği gruplar, aslında demokratik toplum idealiyle çatışan kesimler. Üstelik İslamofobi, Batı’ya dış politikasında da ciddi zararlar veriyor. Burada temel sorun, İslamofobi’nin toplumsal karşılık bulması. Merkez partiler, radikal partilere seçmen kaptırmamak için onların söylem ve politikalarıyla rekabete giriyorlar. Bu tutum İslamofobik söylemin bileşenlerini, merkez kabul edilen düşünce iklimine entegre ediyor. ABD’de parti rekabetinden çok organize grupların medya, akademi, bürokrasi, iş çevreleri vs. üzerinden yürüttükleri faaliyetler ön planda. Başarmak için önce kararlı olmalılar. Sorunu dürüstçe tanımlamalı ve kabul etmeliler. İslam dünyasıyla işbirliği de İslamofobiyle mücadeleyi kolaylaştıracaktır.

“Zenginlikle özdeş kentler hangi yoksullukları üretiyor?”

Daha önce Norveç’te Anders Breivik, son olayda Çeçen gençler ve son dönemde birçok örnek gösteriyor ki, değişen bir “saldırgan” ya da “terörist” profiliyle karşı karşıyayız. Artık her anlamda daha “kentli” isimler bu tür saldırıların faili oluyor. Bu değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Farklılaşan profiller, basmakalıp yorumları aşıp karşımızdaki mesele üzerinde yeni perspektiflerden ve derinlemesine düşünmemiz gerektiğini ihtar ediyor. Başlangıç için şu soruya ne dersiniz: Zenginlikle özdeş kentler, hangi yoksullukları ve yoksunlukları üretiyor?

Share.

About Author

Yeni Türkiye, ülke ve dünya gündeminin önemli başlıklarını bir araya getirmeyi amaç edinen bir yorum-analiz sitesidir. İç politika, bölgesel ve küresel siyaset, ekonomi ve düşünsel akımları kapsayan geniş bir alanda yayın faaliyeti yürütmektedir. Türkiye ve dünyanın önde gelen medya organlarını, web sitelerini ve düşünce kuruluşlarını düzenli olarak takip eden Yeni Türkiye, sahip olduğu geniş yazar kadrosunun özgün üretimleri dışında en güncel ve seçkin yazılı, sesli ve görsel haber, yorum, analiz ve raporları okurlarıyla buluşturuyor. Türkiye ve dünya gündemine olabildiğince geniş bir perspektifle bakmayı amaçlayan düşünsel bir platform olarak tasarlanan Yeni Türkiye, okuyucularının özgün yorumlarına da yer vermektedir.

Leave A Reply