CAIR raporu ve Amerika’da İslamofobi

0

Amerika’da insan hakları alanında faaliyet gösteren en büyük İslami sivil toplum kuruluşu olan Amerika-İslam İlişkileri Konseyi’nin yayımladığı “Korkuyu Yasalaştırmak: İslamofobi ve Amerika’daki Etkisi” başlıklı rapor, ABD’de İslamofobi hakkında çarpıcılar bilgiler ve veriler içeriyor.

Amerika’da insan hakları alanında faaliyet gösteren en büyük İslami sivil toplum kuruluşu olan Amerika-İslam İlişkileri Konseyi (The Council on American-Islamic Relations-CAIR), 19 Eylül’de İslamofobi’ye ilişkin bir rapor yayımladı. Korkuyu Yasalaştırmak: İslamofobi ve Amerika’daki Etkisi (Legislating Fear: Islamophobia and its Impact in the United States) başlıklı raporda, İslamofobik kuruluşlar, bunların çeşitli faaliyetleri ve etkileri, Müslümanlara yönelik nefret söylemi ve nefret suçları ile Amerikan toplumunun Müslüman algısı üzerine dikkat çekici veriler ortaya konuldu. 1994’ten beri faaliyet gösteren kuruluşun raporunda en dikkat çekici ve sevindirici gelişme, İslamofobi’nin gerilediğinin görülmesi. Rapora göre, 1 ila 10 arası yapılan ölçeklendirmede (1 İslamofobi’nin olmadığı, 10 ise Müslümanlar açısından en kötü şartların mevcut olduğu bir Amerika’ya denk geliyor), 2010’da 6.4 olarak tespit edilen İslamofobi’nin 2012’de 5.9’a düştüğü görülüyor. Bu durum, yalnızca Müslümanlar açısından değil, çoğulcu ve demokratik bir toplumda yaşamını sürdürmek isteyen tüm Amerikan vatandaşları açısından da önemli bir gelişme. Bununla birlikte, 2012 sonu itibarıyla altı eyalette (Arizona, Kansas, South Dakota, Tennessee, Oklahoma ve Louisiana) İslam’ı ve dini ibadetleri alçaltan hukuki düzenlemeler eyalet meclislerinden geçerek yasalaştı.

İslamofobik kuruluşlar ve yayınların etkisi

Amerika’daki İslamofobik kuruluşların faaliyetlerinin ciddiyetini göstermek açısından 2011’de Norveç’in Utoya Adası’nda katliam gerçekleştiren terörist Anders Breivik dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Breivik, katliam öncesinde internet üzerinden yayımladığı 1516 sayfalık manifestosunda, İslamofobik faaliyetleri ve yayınlarıyla öne çıkan Robert Spencer, Walid Shoebat, Pamela Geller ve Daniel Pipes ile Viyana’nın Kapıları (Gates of Vienna) blogundan defalarca alıntı yapmış. İslamofobik kuruluşlar Breivik’in saldırısını açık olarak onaylamasa da, Geller gibi bazıları Breivik’in saldırısını meşrulaştırma amacı taşıyan açıklamalarda bulundular. İslamofobik yayınların bu saldırıda olduğu gibi benzer saldırılara da itici bir güç olması muhtemel görünüyor. Diğer yandan bu yayınlar, hem Amerikan toplumunda hem de dünyanın başka köşelerinde çoğulcu ve barışçıl bir ortam oluşmasına ciddi bir engel teşkil ediyorlar.

Raporda dikkat çeken diğer bir husus, İslamofobik kuruluş ağının merkezini oluşturan 37 sivil toplum kuruluşunun 2008 ile 2011 yılları arasında İslamofobik faaliyetlerini gerçekleştirmek için 119,662,719 dolar gelirden faydalandığı. Çeşitli kişi ve kurumlarca finanse edilen bu kurumların önde gelen yöneticileri de, Amerikan halkında İslamofobik algılar oluşturmak karşılığında yüksek maaşlarla ödüllendiriliyor. Örneğin; İslam’ı bir şiddet dini, Hz. Muhammed’i ise “sahtekâr” olarak gösteren ve benzer İslamofobik yayınlar yapan Cihat İzleme Örgütü (Jihad Watch) adlı blogu finanse eden David Horowitz Özgürlük Merkezi’nin (David Horowitz Freedom Center) kurucusu ve CEO’su David Horowitz, 2011’de 488,953 dolar kazandı. Horowitz gibi İslamofobik çalışmalarıyla öne çıkan diğer kişiler de yüksek maaşlar yanında yüksek oranlı zamlarla faaliyetlerini devam ettirmeleri için teşvik ediliyor.

İslamofobiklerin işbirliği ve dayanışması

Diğer yandan, İslamofobik kuruluşlarda ön planda olan kişiler, bu ağda yer alan birçok kuruluşta aynı anda faaliyet gösteriyor. Bu ağı oluşturan kurumların birbiri arasındaki ilişkiler de dikkat çekici nitelikte. Hem finansal yönden hem de farklı yönlerden kurumlar arasında bir dayanışma ve ortak çalışma mevcut. Bu konuda raporda yer alan somut bir örneğe göre, Amerika Özgürlüğü Müdafaa Girişimi’nin (American Freedom Defense Initiative) İslamofobik reklamları San Francisco, New York, Denver, Washington D.C. ve Chicago’da görünmeden önce ilgili otoriteler reklama izin verme konusunda çekinceli bir tutum takındıklarında, İslamofobik bir kuruluş olan Amerika Özgürlüğü Hukuk Merkezi (American Freedom Law Center) tarafından ya dava edildiler ya da dava edilmekle tehdit edildiler.

İslamofobiklerin retoriği

İslamofobi ağındaki kişi ve kuruluşların kullandıkları retorik Amerika toplumunda İslam’a ve Müslümanlara ilişkin olumsuz bir algının oluşmasında önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Bu retoriği oluşturan temaların en yaygın olanları: “İslam’ın bir din olmaması”, “İslam’ın radikal bir din olması”, “Bütün Müslümanların şiddet eğilimli radikaller olması”, “Müslümanların Amerika’yı fethedip, Anayasa’yı yürürlükten kaldırmayı planlamaları”, “Tüm Müslümanların arkasında ‘Müslüman Kardeşler’ in olması”. Bu temalar kullanılarak İslam’ın ve Müslümanların Amerika’ya bir tehdit oluşturduğu, bir Müslüman’ın Amerika’ya sadık bir vatandaş ol(a)mayacağı fikri toplum içerisinde yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Her ne kadar Amerika’daki İslamofobi oranı düşse de mevcut durumda Müslümanlar hem nefret suçlarına hem de ayrımcılığa hedef oluyor. Amerika merkezli danışmanlık şirketi Gallup’ın 2011’de yaptığı araştırmaya göre, Müslümanlar diğer inanç gruplarına nazaran daha fazla ayrımcılığa uğruyor. Ankete katılan Müslümanların %48’i geçen yıl ırk veya dine dayalı ayrımcılığa uğradıklarını ifade etmiş. 2011 Eylül’ünde yayınlanan bir başka araştırmaya göre ise Amerikalıların %48’i İslam’ın Amerikan değerlerine aykırı olduğunu düşünüyor ve bu oran Cumhuriyetçi Amerikalılar arasında çok daha yüksek. Özellikle Usame Bin Ladin’in öldürülmesinden sonra Amerika’da yaşayan Müslümanların ‘ülkede terörist bir saldırı ihtimalini kuvvetlendirdiğini’ ve ‘Amerika’yı daha tehlikeli bir yer haline getirdiğini’ düşünenlerin sayısı ciddi bir artış gösterirken, Amerika’da yaşayan Müslümanların devlete destek olduğunu düşünenlerin sayısı da önemli bir düşüş gösteriyor.

Camiler ve toplumsal entegrasyon

ABD Federal Araştırma Bürosu’nun (FBI) yayımladığı istatistiklere göre ise Müslümanlara yönelik nefret suçları artış gösteriyor. 2009’da Müslümanlara yönelik 107 nefret suçu rapor edilmişken, bu sayı 2010’da 160 ve 2011’de 157 olarak kayıtlara geçmiş. Birleşik Devletler Eşit İstihdam Fırsatı Komisyonu (U.S. Equal Employment Opportunity Commission) sözcüsü Justine Lesser, Müslümanlara yönelik ayrımcılığın arttığını belirtiyor. 2001’de 330 ayrımcılık suçu gerçekleşmişken, bu rakam artarak 2011’de 880’e ulaşmış. Bunun yanında camilere yönelen saldırılar da benzer şekilde artış gösteriyor. Amerika genelinde 2009’da 13 saldırı gerçekleşmişken, 2010’da 53, 2011’de 22, 2012’de ise 29 saldırı camileri hedef aldı. Bu saldırılara karşılık sevindirici bir gelişme olarak cami sayısının Amerika genelinde ciddi bir artış gösterdiğini eklemek gerekiyor. 2000 yılından itibaren ülkedeki cami sayısı %74 artış göstererek 1209’dan 2106’ya çıktığı belirtiliyor. Ayrıca İslamofobik kuruluşların iddia ettiğinin aksine Müslümanların Amerikan toplumuna entegre olması hususunda camilerin negatif bir etkisi olmadığı gibi cami imamlarının %98’i Müslümanların Amerikan kurumlarına entegre olmasını savunuyor. Harvard ve Washington üniversitelerinden araştırmacıların yayınladığı bir raporda da, camilerin Müslümanların Amerikan toplumuna entegrasyonuna yardımcı olduğu sonucuna varılmış.

Şer’i Hukuk tartışmaları

Raporda, İslamofobik yasalara ilişkin dikkat çekici bilgilere de yer veriliyor. 2011 ve 2012’de İslami ibadetleri aşağılayan 78 kanun teklifi ve değişiklik önerisi 29 eyalet meclisi ve Amerika Birleşik Devletler Kongresi’ne sunulurken, bunların 73’ü Cumhuriyetçiler tarafından teklif edildi. Bu teklifler altı eyalette meclisten geçti. Bu tekliflerin asıl amacı, İslam’ı ve ibadetleri aşağılamak olsa da amaç Amerikan Yargı Sistemi’ni korumak olarak gösterildi. Şer’i Hukuk’un mevcut kanunları bertaraf ederek Amerikan Hukuku için bir tehdit oluşturduğunu iddia eden kişi ve kurumlar bu iddialarını ispatlayacak kanıtları göstermekten uzaktı. Amerika Sivil Özgürlükler Birliği (American Civil Liberties Union), 2011 yılında yayımladığı raporda, Şer’i Hukuk’un Amerikan Yargı Sistemi açısından bir tehdit oluşturmadığını belirterek, ‘Şeriat Tehlikesi’ni bir mit olarak niteledi. Bunun yanında altı eyalette meclis tarafından kabul edilen İslamofobik yasalar için de yasal bir mücadele verildiği belirtiliyor. Oklahoma’da eyalet mahkemesinin söz konusu yasanın uygulanmasını askıya almasından sonra ABD Temyiz Mahkemeleri de İslamofobik yasanın ABD Anayasası’na aykırı olduğu gerekçesiyle eyalet mahkemesinin kararını onadı.

Cumhuriyetçiler ve İslamofobi

Cumhuriyetçi adayların çoğu 2012 seçimlerinde İslamofobik söylemleri seçim kampanyalarında yoğun olarak kullandılar. İslamofobik yasa tekliflerinde de ağırlıklı olarak göze çarpan Cumhuriyetçi politikacılar, seçim döneminde yaptıkları konuşmalar ve propagandalarla İslam’a ve Müslümanlara karşı ötekileştirici bir yaklaşım sergilediler. Müslümanların Amerika’ya hizmet edemeyeceği, tüm Müslümanların radikal olduğu ya da İslam’ın Amerika’ya tehdit oluşturduğu gibi yaygın olarak kullanılan İslamofobik retoriği benimseyen Cumhuriyetçi adaylar, hem kendi tabanlarını hem de Müslümanları etkiledi. Zogby Analiz’in (JZ Analytics) 2012 raporuna göre, Demokratların %23’ü Müslümanları zararlı olarak görürken, aynı görüşü taşıyan Cumhuriyetçilerin oranı %47. Buna ek olarak, Amerika-İslam İlişkileri Konseyi’nin yaptığı araştırmaya göre 2008’de Amerika’da yaşayan Müslümanların %49’u kendini Demokrat Parti’ye yakın hissederken, bu oran bugün %66 oranına yükselmiş durumda. Seçimlerde Cumhuriyetçi adaylar tarafından kullanılan İslamofobik söylemler Amerikalı Müslüman seçmenleri Demokrat Parti’ye yaklaştırdı. ABD Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyesi Peter King’in 2011 ve 2012’de mecliste yaptığı İslam karşıtı beş açıklama da Cumhuriyetçi Parti’nin İslam karşıtlığı hususunda kayda değer gelişmeler olarak kayıtlara geçti.

İslamofobi ile mücadele

Amerika-İslam İlişkileri Konseyi’nin raporunda yer alan umut verici gelişmelerden biri de hükümetin 2011’de ehliyetsiz ve İslam karşıtı eğitmenlerin görevden alınmasına ilişkin planları açıklamasıydı. Aynı yıl, terörle mücadele kapsamında İslamofobik eğitmenlerin görevden uzaklaştırılması yanında İslam hakkında yanlış ve taraflı bilgiler içeren birçok materyal da Amerikan Ordusu tarafından müfredattan kaldırıldı. Federal Araştırma Bürosu (FBI) da İslam hakkında yanlış ve basmakalıp bilgiler içeren 700’den fazla doküman ile 300 sunumu eğitim materyallerinden çıkardı. Bu olumlu gelişmelere rağmen halen İslam karşıtı birçok eğitmen ve eğitici kurum İslam karşıtı faaliyetlerine devam ediyor ve bu, Amerika’da yaşayan Müslümanlar açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Sonuç olarak; çoğulcu, barışçıl ve demokratik bir Amerikan toplumu için İslamofobi’nin bertaraf edilmesi gerekiyor. Bu hususta da en büyük görev Amerikan otoriteleri ve toplumuna düşüyor. Konsey, raporun sonunda İslamofobi’nin sona ermesi için İslamofobik kuruluşların sivil toplumdan dışlanması, İslamofobi’nin bir seçim malzemesi olmaktan çıkarılması, camilerin korunması, İslamofobik eğitmenler ve materyallerin Amerikan ordusu ve yargı sisteminden çıkarılması gibi bir dizi önerilere de yer veriyor. Bu öneriler dikkate alınarak gerekli adımlar atıldığında İslam’a ve Müslümanlara yönelen nefret söylemleri ve suçları ciddi ölçüde azalacak ve birlikte yaşama kültürü Amerikan toplumuna yerleşecektir.

Share.

About Author

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Zeynep Ardıç Sussex Üniversitesi'nde doktora eğitimine devam etmektedir.

Leave A Reply