Çin ve Amerika’nın büyük pazarlığı

0

Dünyanın iki en önemli ülkesi Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin, küresel ekonominin işlevlerini sekteye uğratacak ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya bulunuyor.

Dünyanın iki en önemli ülkesi Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Çin, küresel ekonominin işlevlerini sekteye uğratacak ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya bulunuyor.

İkilinin hamle yapabilmesi için büyük bir pazarlığa girişmesi gerekiyor. Buna göre, her ikisinin de sahip oldukları güçleri değiş-tokuş etmeleri bekleniyor. Washington; Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) , Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi küresel ekonomiyi ilgilendiren kuruluşlar üzerindeki gücünü kullanmaktan vazgeçebilir. Buna karşın Çin küresel sistemin gerçek hedefi olan serbest ve adil küreselleşmenin sağlanması için daha bir liderliğe soyunabilir. Bunun için ise ikili birbirlerine duydukları güvensizliğin üstesinden gelebilmelidir.

Açık küresel sistemin en büyük varisi Çin olmakla birlikte sistemin kurallarını Amerika’nın belirlediği aşikâr. Örneğin, Amerika Çin’e daha fazla söz sahibi olmasını sağlayacak şekilde IMF’de oy kullanımıyla ilgili düzenlemelerde değişikliğe gitmedi, Dünya Bankası’nın kredi kapasitesini artırmak konusunda kayıtsız kaldı. Sonunda Çin paralel bir oluşuma dâhil olarak (BRICS) Dünya Bankası’na rakip BRICS bankasını kurmakla ve Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık girişimini hayata geçirerek Amerika’nın Asya’ya akınını durdurmaya çalışmakla meşgul.

Amerika için söz konusu güvensizlik Çin’in askerî emelleri ve internet ortamındaki casusluk faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Ekonomi cephesinde ise Amerika, Çin’in döviz politikasına, kapalı finansal ve döviz sistemine güven duymuyor, telif hakları ihlâllerinden endişe ediyor. Amerikalılara göre, Çin diğer ülkelerin açık sistem oluşlarını istismar ederken kendisi göreceli olarak kapalı bir sistem olmaya devam ediyor ve bu durum küresel liderlik hedefine uygunluk göstermiyor. Böyle bir algı nedeniyle ABD Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) ve Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) gibi yeni girişimlerde bulunuyor; Asya ve Avrupa ile serbest ticaret görüşmeleri yürütüyor. Ve bu faaliyetlerin tamamı serbestleşmeyi artırırken Çin’e karşı ayrımcılık yapılmış oluyor.

Peki, bu büyük anlaşmada neler olabilir? Amerika, IMF ve Dünya Bankası gibi çok taraflı finans kurumlarında Çin’in nüfuzunu ve gücünü artırmak üzere çalışmalar başlatabilir. ABD ve özellikle borçlu bir Avrupa bu kurumlardaki veto haklarından feragat edebilir. Ancak Çin de aynı fedakârlığı göstermelidir. Amerika uluslararası rezerv para birimi olarak Çin para birimi “remninbi”nin yükselişini etkin bir şekilde teşvik edebilir. Çin’in öne çıkabilmesi için ABD’nin DTÖ liderliğindeki bir serbestleştirme girişimi lehine TPP ve TTIP gibi ayrımcı girişimleri durdurması gerekmektedir.

Açık ekonomik sistemin sürdürülebilirliğine katkıda bulunarak Çin IMF’i daha da büyütebilir ve bu şekilde küresel şoklara karşı toplu sigorta sağlamış olur. Çin, ayrıca yeni birçok taraflı ticaret görüşmeleri turu başlatmalıdır (bir Çin Yuvarlak Masası olabilir); bu şekilde kendi piyasalarını yapıcı bir şekilde açması mümkün olabilir. Eğer Çin içeride kendi finans ve döviz piyasalarını açma girişiminde bulunursa ve devlet kapitalizminin varlığını azaltabilirse yukarıda söylenenleri gerçekleştirme konusunda saygınlığı daha da artabilir.

Peki, ABD gücünden niçin feragat etmeli? Eğer Çin mevcut kurumlarda daha fazla söz sahibi olursa bu yapıları korumak için daha fazla cesaretlendirici olacaktır. Örneğin, renminbi’nin rezerv para birimi olması hâlinde Çin kamulaştırma veya yabancı yatırımcılara kendi pazarlarını kapatmaktan uzak duracaktır. Çin’in Dünya Bankası’nda daha fazla güç sahibi olması BRICS Bankası’na yönelimini azaltacaktır.

İçeride zorluklarla mücadele ederken Çin niçin ek sorumluluklar üstlenmelidir? Çünkü bu iki durum birbiriyle uyumludur. Çin’in üst düzeyde sermaye yatırımından tüketim artışına geçmesine ilişkin yeniden dengeleme stratejisi, devlet teşekküllerinin reform ile serbestleştirilmesini ve finans piyasalarının dışa açılımını gerekli kılıyor. Bu, ayrıca yabancı yatırımcıların da arzuladıkları bir durum ve açık ticaret sistemi için de gerekli… Benzer şekilde daha güçlü bir IMF’ye katkıda bulunarak Çin küresel finans sistemindeki istikrarsızlığı bertaraf edebilir ki, sonraları bu istikrarsızlık Çin’in ihracata bağımlı ekonomisine pahalıya mal olacaktır.

Öte yandan, İkinci Dünya Savaşı sonrasında açık, kurallara dayalı, çok taraflı bir ekonomik sistemi miras alan Amerika göreceli bir gerileme döneminde bu sisteme yeniden dirilmekte olan Çin karşısında bir savunma ihtiyacı gibi gerek duyuyor. Ve Amerika Çin ile güç paylaşımı üzerinden kendi çıkarlarını korumak yoluna gitmelidir.

Kaynak: Op-ed, FT
Çeviren: Handan Öz

Share.

About Author

Arvin Subramanian, Hindistanlı ekonomist ve Hindistan Ekonomi Bakanlığı'nın baş danışmanı. Peterson Institute for International Economics ve Center for Global Development'ta çalışmalarda bulundu.

Leave A Reply