Demokratikleşme Paketi toplumsal talebin karşılığı

0

SETA İstanbul Direktörü Prof. Dr. Burhanettin Duran, Demokratikleşme Paketi’nin Türkiye demokrasisi için önemini, muhalefetteki yansımalarını ve bundan sonraki demokratikleşme adımlarına muhtemel etkilerini Yeni Türkiye için değerlendirdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Eylül’de Demokratikleşme Paketi’ni açıklamasının ardından, paket kamuoyunca tüm boyutlarıyla tartışmaya açıldı. Bu bağlamda, paketin Türkiye demokrasisindeki önemi, muhalefetteki yansımaları ve bundan sonraki demokratikleşme adımlarına muhtemel etkilerini Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları (SETA) Vakfı İstanbul Direktörü ve İstanbul Şehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burhanettin Duran ile konuştuk.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ‘Demokratikleşme Paketi’ni açıkladığında, bu paketin Türkiye’nin demokrasi tarihinde bir ilk olduğunu ifade etti. Paketin önemi sizce nereden kaynaklanıyor?

Türkiye’de demokratikleşme süreci, geçmişte genellikle dış faktörlerle izah edilmiştir. Avrupa Birliği sürecinin AK Parti iktidarları döneminde de çok önemli bir demokratikleştirici fonksiyon üstlendiğini biliyoruz. Bugün gelinen noktada, Türkiye’de reform yorgunu olduğu ve hatta otoriterleştiği söylenen bir iktidar algısı yaratılmıştı. Ayrıca, Avrupa Birliği süreci olmadan demokratikleşme olmayacağı veya olursa, zayıf bir süreç olacağı söyleniyordu. Ama bu paketle gördük ki, Türkiye’de ciddi bir reform talebi var ve buna cevap veren bir hükümet, bir irade var. Bu iradenin devam etmesi çok önemli. Bir de özellikle kimlik talepleri konusunda bugüne kadar gelmiş olan sembol siyasetinin artık olumlu anlamda terkedildiğini görüyoruz. Gerek Kürtçenin özel okullarda kullanılabilmesi, gerek ise başörtüsünün kamu kurumlarında serbest kalması anlamında sembol siyasetinden çıkışı ifade ediyor. Bu aynı zamanda semboller üzerinden güvensizlikleştirilen ve daraltılan siyasetin alanının genişletilmesi demektir. Bu anlamda bence çok önemli bir adım.

1

 

Demokratikleşme paketiyle birlikte, kimlik talepleri konusunda bugüne kadar gelmiş olan sembol siyasetinin artık olumlu anlamda terkedildiğini görüyoruz.

“PAKET, DEMOKRASİMİZİN KONSOLİDASYONUNA HİZMET EDECEK”

Daha önce Avrupa Birliği (AB)’nin demokratikleştirici fonksiyon üstlendiğini belirttiniz. Peki, Avrupa Birliği süreci son dönemde karşılıklı olarak istenildiği gibi gitmemesine rağmen demokratikleşme adımlarının devam etmesinin sürece muhtemel etkileri neler olur sizce?

2000’lerde Türkiye’deki siyasal sistemin yeniden yapılanması sürecini yaşadık. Önümüzdeki on yıl da bu süreç devam edecek ve tanık olduğumuz siyasal/toplumsal kutuplaşma da bu dönüşümün mahiyetine ilişkin. AB süreci yalnızca dış bir süreç değildi. Türkiye’nin kendi iç dinamiklerinin gerektirdiği reformlara da işaret ediyordu ve elit düzeyinde geniş ölçüde bir konsensus üretmişti. Bugün reformların AB sürecinin şartı olarak değil de kendi toplumunun taleplerinin karşılanması olarak yapılması, Türkiye demokrasisinin konsolidasyonuna hizmet edecektir.

Paketin ülke içi yansımaları neler olur?

Paketin tüm beklentileri karşılamadığı ortada, Anladığımız kadarıyla, bu tedrici bir reform süreci. Dolayısıyla radikal bir şekilde giden değil, parça parça gidecek, devam edecek bir süreç. Burada hedeflenen; demokratikleşmenin adım adım yapılarak toplumun benimsemesinin sağlanması ve toplumsal kutuplaşmaya, bir tarafın bir şeyleri elde ederken öbürünün kaybettiği duygusu yaratılmadan yapılmaya çalışılıyor olması. Bu anlamda, devam edecek bir süreç olarak görüyorum ve tabii ki demokratik haklar bağlamında yaygın bir rahatlama olacak. Fakat bununla birlikte, demokratikleşmenin tedrici olması nedeniyle “bu yetmez”, “yetmez ama…” meselesi tartışılmaya devam edecek.

2

 

LİBERALLER SORUMLULUK TAŞIYAN BİR YAKLAŞIM SERGİLEMİYOR

Bu paket kapsamında en büyük eleştiriler daha önce “yetmez ama evet” söylemi üzerinden hükümete destek veren sol-liberallerden geliyor ve “yetmez ama evet”in son bulduğu, artık demokratikleşme adına tam bir paketin açılması gerektiği, aksi takdirde eksik paketlere razı olmayacaklarına dair görüşlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Burada demokratikleşme ile ilgili farklı iki görüş birbiriyle çatışıyor. Birinde; siyasal sorumluluk üzerinde olmayan liberal entelektüellerin demokratikleşmeyi bir paket olarak tümüyle yapalım iddiası var. İkincisi de tedrici bir süreç ve konsolide ederek gitmek. Liberallerin seçeneği; istikrarı, güvenliği ve aynı zamanda da özgürlüğü demokrasiyle bir arada götürmek isteyen bir iktidarın sorumluluğunu taşıyan bir yaklaşım değil. İktidar bunların hepsini üzerinde taşıyor. Hele hele bölgesel karışıklıkların, Gezi Parkı olaylarında nasıl rahatlıkla Türkiye’ye yansıtılabileceğini gördüğümüzden, bence mevcut istikrar korunmaya çalışıldığı için bu şekilde yapılıyor. Liberaller eğer bu paketin devamı gelmezse, söylediklerinde haklı görülebilirler. Ama hükümet, bu demokratikleşme ile ilgili ciddi bir irade gösteriyor. Ve bunun da devam edeceğini düşünüyorum. Merkez sağ partilerin demokratikleşme performansı hep eleştirilmiştir aydınlarımızca ancak yine de çoğunlukla demokratikleşme bu partiler tarafından yürütülmüştür. Demokratikleşmeyi ideallerin tümüyle gerçekleştirildiği bir süreç olarak görmek reel olmuyor. Pratikte olan daha parça parça ve iktidarların siyasal hesaplarına da entegre olmak durumunda. Devrimci bir süreç şeklinde demokratikleşmeyi beklemek reel olanı kaçırmaktır kanaatimce. Diğer uçta da bu reformcu iradenin devam etmesi, zamana yayalım derken sekteye uğramaması lazım.

CHP VE MHP’NİN ENGELİ: İDEOLOJİK YAKLAŞIM VE STATÜKOCULUK

Peki, CHP ve MHP’nin “istemezükçü” tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genellikle muhalefetin daha fazla özgürlük istemesi gerekir ancak bizdeki siyasal partilerin muhalefetinin henüz bu özelliği kazandığını söyleyemeyiz. Beklenir ki, muhalefet, iktidarı daha fazla özgürlük için eleştirmiş olsun ve etkili demokratikleşme önerileriyle gelsin. Fakat CHP ve MHP özelinde, ideolojik yaklaşımlar ve statükoyu koruma gayreti bu iki partinin bu rolü üstlenmesini hâlâ engellemekte. Türkiye’de hâlâ hükümet kendisini daha reformcu bir formatta sunabilmektedir. Bu sebeple muhalefetin söylediklerinin çok fazla etkili olacağını sanmıyorum bu anlamda.

3

“BDP’NİN MAKSİMALİST TALEPLERİ TOPLUMU GÖRMEZDEN GELİYOR”

Bir de, paketi “AK Parti’nin seçim yatırımı” olarak nitelendiren muhalefetteki BDP cenahı var. BDP’nin tutumuna ilişkin neler söylersiniz?

Hükümetlerin ve partilerin beslendiği şey seçimlerdir. Seçim yatırımı suçlamasının kendisi özünde samimiyeti sorgulayayım derken bir siyasal seçim söylemine dönüşmektedir. Hükümetlerin reformlarını seçimleri kazanmak ve iktidarlarını korumak amacıyla yapmasının; siyasal hesapların demokratikleşme süreçlerini olumsuz etkilediği görüşünde değilim. Neticede toplum ve birey adım adım özgürlükler alanını genişleterek daha rahat bir yaşama kavuşmakta mıdır, buna bakmak lazım. Kamuoyu olarak da daha fazla reform talebini sürekli hükümetlerin üzerinde tutmaya da devam etmek lazım.

BDP’nin konumuna gelince, Kürt milliyetçisi bir siyasal pozisyonun bu paketle memnun olması mümkün görünmüyor. BDP’nin maksimalist taleplerinin Türkiye halkı genelinde oluşabilecek rahatsızlıkları görmezden geldiği kanaatindeyim. Kürtlerin haklarına ilişkin taleplerin karşılanmasının bir sürece yayılmasının realist ve dengeci bir siyasal hesaplamanın ürünü olduğu görüşündeyim. Kürtlüğü alternatif bir milliyet olarak tasarlayan BDP’nin maksimalist taleplerini gerçekleştirmenin maliyetinin büyük olduğu ortada.

“DEMOKRATİKLEŞME SİNDİRİLEREK DEVAM EDECEK”

Bu paketi takip edecek muhtemel adımlar neler olabilir?

Alevilerin durumuna ilişkin birtakım düzenlemelerin çalışmasının yapıldığını biliyoruz. Bu konuya ilişkin bir düzenleme gelecektir. Kürtlerin taleplerine ilişkin düzenlemelerin de bir sürece yayılarak ve toplumun daha iyi sindirebileceği bir ortamda devam edeceğini düşünüyorum.

Share.

About Author

1999 yılında muhabir olarak gazeteciliğe başlayan Şanlı, uzun yıllar çeşitli dergi ve televizyonlarda muhabir olarak çalıştıktan sonra, 2009-2012 yılları arasında kültür-aktüalite dergisi Mostar’da editörlük görevinde bulundu. Biri öykü, diğeri tarihi öykü tarzında iki kitabı bulunmaktadır.

Leave A Reply