Doğu Türkistan’daki kalkışmalar bir Uygur Uyanışıdır

0

The Diplomat’tan Joseph Hammond’a konuşan Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabia Kadir, Çin’in Doğu Türkistan’da uyguladığı baskı, asimilasyon ve katliam politikalarına dair soruları cevapladı…

Uygurlu işkadını Rabia Kadir, bir zamanlar Çin Komünist Partisi’nde arkadaşları olan parti yöneticilerine karşı, şimdilerde Sincan Uygur Bölgesi olarak isimlendirilse de kadim ismiyle Doğu Türkistan’a karşı Çin’in politikalarının en açık sözlü eleştirmenlerinden biri oldu. Bölge, tıpkı Tibet gibi 20. yüzyılın başlarından itibaren kısa sürelerle Pekin’den bağımsızlığını ilân ediyor. 2000-2006 yılları arasında siyasal faaliyetleri nedeniyle mahkûm edilen Kadir, 2006 yılında Amerikan hükümetinin müdahalesiyle serbest bırakıldı. Aynı yıl Kadir, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi ve 2012 yılında dünyanın en etkili 500 Müslümanı’ndan biri olarak gösterildi. The Diplomat’tan Joseph Hammond kısa bir süre önce Rabia Kadir ile aşağıda yer verdiğimiz mülâkatı gerçekleştirdi:

Son birkaç aydır Çin’in Sincan Özerk Bölgesi (Xingjiang) olarak addettiği ancak yerli Türk halkının Doğu Türkistan olarak isimlendirdiği bölgede Uygurların Çin hükümetine karşı isyan ettiklerini görüyoruz…

Son aylardaki kanlı çatışmalar Çin rejiminin Uygur halkına karşı yoğun bir şekilde uyguladığı baskı politikalarının doğrudan bir sonucu ama aynı zamanda bir Uygur Uyanışı’nı yansıtıyor. Yalnızca Haziran ayında yedi kalkışma yaşandı. Çin hükümeti defalarca Uygur halkının Çin’in baskı politikalarına karşı barışçıl memnuniyetsizliğini “terörizm” olarak portreleştirmeye çalıştı ancak Doğu Türkistan’da kesinlikle hiçbir örgütlü terörist tehdit bulunmuyor. Bütün kalbimle terörizmin her türlüsünü esefle karşılıyorum.

Ümitleri ellerinden alınan Uygurlar zorla asimilasyon, kültür soykırımı ve dinî baskı şeklinde karakterize edilebilecek Çin politikalarına karşı mücadele veriyorlar. Uygurların, baskı politikalarının sonlandırılması ve kendilerine temel insan haklarının verilmesi yönündeki çağrılarını karşılamak yerine Çin hükümeti muhalefeti sert bir şekilde kırmaya devam ediyor ve daha fazla kırılma için her türlü direnişi mazeret olarak kullanıyor. Eğer Çin, Doğu Türkistan’a karşı uyguladığı baskı politikalarını değiştirmekte isteksiz davranırsa, korkarım ki son aylarda bölgede meydana gelen kanlı çatışmalar yayılmaya devam edecek ve durum daha da kötüye gidecek.

Doğu Türkistan halkı artık uyandı. Xingjiang’ın 2010 yılına kadar Komünist Parti Sekreterliğini yapan Wang Lequan, Çin hükümeti ile Uygur halkı arasındaki ihtilâfı bir ölüm-kalım mücadelesi olarak portreleştiriyor. Uygurların potansiyel bir imha ile karşı karşıya bulunduğu fark ediliyor. Baskı politikaları toplumun her düzeyinde ve Uygurların günlük yaşamında hissediliyor. Kısa bir süre önce Uygurların günlük dinî inanç ve uygulamalarına sınırlamalar getirildiği açıkça görülüyor; öyle ki kütüphaneler, benzin istasyonları, okullar hatta hastane önlerinde bile “sakallı erkekler ve örtülü kadınlar giremez” şeklinde resmî uyarılarla karşılaşabilirsiniz. İlâveten; hükümet görevlileri, öğrenciler ve eğitimcilerin Ramazan ayı boyunca oruç tutmaları yasak. Çin hükümeti okul müdürlerine ve hükümet kurumlarına resmi talimatnameler göndererek, Ramazan’da kadronun yemeğe oturmalarının temin edilmesini ve yerel polis kuvvetlerince bu talimatlara uyulup uyulmadığının izlenmesini talep ediyor. Böyle bir ayrımcılığın hâlâ sürdürülmesi utanç verici. 11 Eylül’den beri Çin hükümeti Uygurları küresel terörizmle irtibatlandırmaya çalışıyor çünkü Uygurlar Türk Müslümanlar. Baskı yönetimine karşı barışçıl direniş terörizm olarak addedilebilir mi? Konuşma özgürlüğü, dinî inanç özgürlüğü gibi temel insan hakları için barışçıl mücadele ve benzer süreçler her şey olabilir ama terörizm olamaz.

Bush hükümeti demokrasinin yayılması ve Uygur davasına dostane bir şekilde yaklaştı. Bu ilişki Obama yönetimi ile değişti mi?

Amerikan hükümeti, Çin’deki hapishaneden salıverilmemde çok önemli rol oynadı. Bush yönetimi boyunca iki kez Başkan Bush tarafından kabul edildim (bir kez Prag’da bir kez de Beyaz Saray’da). Bush’un başkanlığı süresince Uygur meselesi uluslararası bir mesele oldu. Obama yönetimi sırasında hükümetteki arkadaşlarımız bizi desteklemeye devam ettiler. Başkan Obama ile tanışmadım. 5 Temmuz 2009’da Çin hükümeti Urumçi’de Uygurların düzenlediği bir gösteriyi vahşice bastırdı. Ayaklanma sırasında ve sonrasında yüzlerce insan öldürüldü, on binlercesi tutuklandı ve binlerce Uygur hâlâ kayıp. Obama yönetimi Türkiye’nin tersine bu konuda güçlü bir kınamada bulunmadı. Ve bu durum Çin hükümetinin Doğu Türkistan’da Uygur halkına karşı sürdürdüğü sıkı önemleri cesaretlendirdi. Çin hükümeti on binlerce askerden oluşan ek birliği Doğu Türkistan’a sevk ederek daha önce kullanmakta çekimser kaldığı askerî önlemleri bu kez kullanmaktan çekinmedi.

Çin Amerika’nın önemli bir ticaret ortağı ve yükselen bir güç olmaya devam ediyor. Bu meydan okumalar dikkate alındığında, Obama yönetiminin Uygur meselesini ne şekilde ele almasını tavsiye edersiniz?

Bunların farkındayım ancak Amerikan yönetiminin Çin hükümetine Doğu Türkistan’daki Uygurlara karşı uyguladıkları baskıyı durdurması için baskı yapmaya devam etmesi gerekiyor. Uygur meselesinin üst düzey Amerikan-Çin müzakerelerinde ele alındığını görmek isteriz. Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na Kaşgar’da Nisan ayında ve Turfan’ın Lukchun bölgesinde Haziran ayında yaşanan kanlı olaylar sonrasında yaptıkları açıklamalardan dolayı minnettarız.

Uygur meselesinin bir diğer önemli dostu Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan. Hatta kendisi bu konuda 2009’da açık bir duruş sergilemişti. Türklerin Uygur davasına desteği son yıllarda da devam ediyor mu?

5 Temmuz 2009’da Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de meydana gelen kalkışma sonrasında Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan açıkça ve güçlü bir şekilde Çin Hükümeti’nin Uygurlara karşı uyguladığı engellemeleri eleştirerek, halkımıza karşı uygulanan Çin politikalarını soykırım olarak niteledi. Durumu başka nasıl tanımlayabilirsiniz ki? Kalkışma barışçıl bir Uygur protestosu olarak başladı ve Çin polis gücünün barışçıl protestoculara karşı ağır muamelede bulunmasıyla kana bulandı. Sonuç olarak, yüzlerce Uygur ve Hanlı öldürüldü. Ayaklanma sonrasında Çin güçleri Uygurlara yoğun baskı uygulamaya başladılar. Binlerce Uygur gözaltına alındı, tutuklandı ve onlarcası ölüme mahkûm edilerek idam edildi. İnsan Hakları Örgütü’nün ve diğer benzer örgütlerin belgelediği yüzlerce kayıp davası bulunuyor. O zamandan beri durumda düzelme yok. Uygurlu çiftçilerin toprakları hâlâ Çin hükümetine bağlı güçlerce sayıları artan Han yerleşimcilerine yer açmak üzere ellerinden alınıyor. Uygurlu oğullarımızın ve kızlarımızın iradeleri dışında ucuz işçi olarak çalıştırılmak üzere Çin’e gitmeleri konusunda zor kullanma hâlâ devam ediyor. Bir başka deyişle, Uygur halkı ve ben Erdoğan’ın Çin hükümetinin Uygulara karşı uyguladığı baskıyı güçlü bir şekilde kınamasına müteşekkiriz ancak daha fazlası gerektiğini seziyorum.

Dolayısıyla Erdoğan’ın ziyareti Uygurlar için tarihî bir andı, televizyonları başlarına adeta yapıştılar, sanki Olimpiyatları izler gibi… Maalesef Orta Asya cumhuriyetleri, Pakistan ve Malezya da dâhil olmak üzere birçok Müslüman ülke hâlâ Uygurlu aktivistleri zorla Çin’e gitmek üzere sınır dışı etmeye çalışıyor; oysa orada büyük ihtimalle idam edilecekler. Yüzlerce Uygurlu siyasî aktiviste Amerika ve bazı Batılı ülkeler siyasî sığınma hakkı tanıdı. Türkiye Uygurlu siyasî aktivistleri Çin’e gitmeleri için sınır dışı etmeyen tek Müslüman ülke.

Otobiyografiniz Ejderha Savaşçısı, babanızın mucizevî bir şekilde doğduğunuz gün altın bulduğunu ortaya koyuyor. Bu tür mucizevî olaylara inanmak güç. Kitabınızda bu hikâyeye niçin yer verdiniz?

Çevirmenimle gayri resmî bir şekilde hayatım üzerine hasbıhâl ederken bu hikâye ortaya çıktı. Kitap hayatımın zor bir döneminde yazıldı. Hapishaneden yeni çıkmıştım. Hapishaneyle ilgili olarak derinliğine konuşmak için çok erkendi, hâl böyle olunca başka şeylerden konuştum. Kitabın edit kopyasında o kısmı gördüğümde düzeltmek için çok geçti. Keza kitapta benzer diğer küçük hatalar özellikle tarihlerle ilgili hatalar var. İnsan tarafından yazılan hiçbir kitap mükemmel değildir ama kitabı kişisel bir perspektiften Uygur mücadelesini göstermek için yazdım.

Japonya’ya ziyaretiniz sırasında Yasakuni Tapınağı’na gittiniz, Çin’de birçoklarının İkinci Dünya Savaşı’nda birinci sınıf savaş suçlularıyla ilintilendirdiği bir alan. Bu ziyareti neden gerçekleştirdiniz?

Oraya Japonya’da beni ağırlayanlar tarafından götürüldüm. Bunun bir kültürel ziyaret olduğunu ve siyasî bir davranış olmadığını düşündüm. Ve bu ziyareti beni ağırlayanlara saygımı göstermek,  İkinci Dünya Savaşı’ndan çok önce Samurailer dönemine kadar uzanan o mevkiye saygımı göstermek için gittim. Japonlar için o bölge sadece tarihî bir yer.

Tekrar yapmanız gerekse bu ziyareti belki farklı bir biçimde gerçekleştirmek ister misiniz?

Bir ziyaret yeterli, o ziyaret turumuzun bir parçasıydı. Ancak bir karşılaştırma yapmama izin verin. Urumçi’de Ulanbai denilen bir mevkide 1949-1955 yılları arasında gözünü kırpmadan 200,000 Uyguru öldüren Komünist Çin Generali Wang Zeng gömülü. Her Nisan ayında Çin hükümeti yerel Uygurları bu mezarlığı ziyarete zorluyor.

Uygularla ilgili çok şey duyuyoruz ama bölgede asırlardır yaşayan diğer azınlıklar da var. Uygurlar ile bu gruplar arasındaki ilişkiler nasıl?

Aramızda yaşayan Kırgızlar, Kazaklar, Tacikler ve diğer gruplar bizim kardeşlerimiz. Tarihsel açıdan, 1949 Çin istilâsında nüfusun yüzde 84’ü Uygur ve yüzde 2’si Çinliydi. Geri kalanlar bu etnik gruplara ait kişilerdi. Çin onlara da tarih boyunca Uygurlar gibi davrandı fakat diğer Orta Asya ülkelerinin bağımsızlıklarını ilân etmelerinden sonra Çin yeni komşularını gücendirmeyecek şekilde bu gruplara karşı tavrını değiştirdi. Bugün, mücadelemizi sürgündeki Tibet hükümeti, İç Moğollar ve diğer örgütlerle ile birlikte koordine ettiğimize işaret etmeliyim. Reform mümkün iken Çin bu bölgelerden herhangi birinin bağımsızlığının –Tibet, İç Moğolistan veya Doğu Türkistan – tek parti yönetiminin sonu olduğunu biliyor. Bölgelerimizden biri bağımsız olursa diğerleri de olacak.

Kaynak: The Diplomat

Çeviren: Handan Öz

Share.

About Author

Yeni Türkiye, ülke ve dünya gündeminin önemli başlıklarını bir araya getirmeyi amaç edinen bir yorum-analiz sitesidir. İç politika, bölgesel ve küresel siyaset, ekonomi ve düşünsel akımları kapsayan geniş bir alanda yayın faaliyeti yürütmektedir. Türkiye ve dünyanın önde gelen medya organlarını, web sitelerini ve düşünce kuruluşlarını düzenli olarak takip eden Yeni Türkiye, sahip olduğu geniş yazar kadrosunun özgün üretimleri dışında en güncel ve seçkin yazılı, sesli ve görsel haber, yorum, analiz ve raporları okurlarıyla buluşturuyor. Türkiye ve dünya gündemine olabildiğince geniş bir perspektifle bakmayı amaçlayan düşünsel bir platform olarak tasarlanan Yeni Türkiye, okuyucularının özgün yorumlarına da yer vermektedir.

Leave A Reply