Döneklik geride kaldı, şimdi…

0

Doğrunun tek bir resmi vardır diyenlere katılmam. Doğrunun pek çok resmi vardır. Fakat bu farklı resimler farklı zihinlerde temsil edilir. Eğer tek bir zihinde bu farklı resimler aynı anda doğrunun temsili diye karşımıza çıkıyorsa işte orada hastalıklı bir hal vardır.

Eskiden değişim tartışması vardı. “Değişti”, “değişmedi” polemikleri gırla giderdi. Bir de buna “döneklik” tartışması eklenmişti.
Hiç unutmam iki meşhur yazar “dönekliğin raconu” üzerinden tartışmaya girişmişlerdi. Biri diğerini “geçmişini pazarlamak”la, diğeri de ötekini “geleceğini pazarlamak”la itham etmişti.
Ne günlermiş!
Şimdi bunlara hiç gerek yok. Bugün için garip mugalatalar bunlar.
Devir hız devri malum. Dijital kültür zamanı.
“Döneklik” de analog döneme ait bir hususmuş belli ki. Şimdilerin kavramı “manevra”. Yani, “dön baba dönelim” devrinden “binlerce dansöz var” devrine geçiş.
Bu yeni devirde bir ademoğlu aynı suret ve saat içinde eskiden birbiriyle telifi kabil olunamayan iddiaları dile getirebiliyor. İdeoloji, doktrin vs. hükümsüz kalıyor. Bu durum yaygınlaşınca, biz fakirlere de “mesaj manyağı” olmak düşüyor.
***

Misallerle şenlenelim.
“Terör AKP’nin işine yarıyor” diyor. Biraz sonra da hiçbir şey olmamış gibi “terör ortamı AKP’yi bitirecek” deyiveriyor.
Bir başkası “AKP erken seçim istiyor, bu nedenle terörü körüklüyor” buyuruyor. Peşisıra “AKP, bu terör ortamında seçime giderse oyları yüzde 30’lara düşer” öngörüsüyle bizi dumur ediyor.
AK Parti karşıtı bir başkası “erken seçim ülkeye zarar verir” önermesiyle söze girip “AKP’nin oyları düşüyor” yönündeki muazzam tespitiyle sahneden çekiliyor. “AK Partili zahar” diyerek yüreğimizi ferahlatıyoruz.
“1990’lara dönüyoruz” diye şikayet ediyor bir başkası. “TSK, Atatürkçü kimliğini unutmasın” mealinde laflar ediyor sonra da. Ardından aynı şahıs “devlet elini silahtan çeksin” uyarısında bulunuyor.
“Devletin kendisini savunma hakkı vardır” diyor PKK sempatizanı bir siyasetçi. Sonra da “PKK’ya başka çare bırakmadınız, o da kendisini savunuyor” diyor.
Bütün bu yaşadıklarımızın müsebbibi çözüm sürecidir” lafını eden biri “çözüm sürecine geri dönülmelidir” tavsiyesinde bulunuyor.
Güya Türkiye’nin PKK’yı öyle kolay kolay bitiremeyeceğini anlatmaya çalışıyor bir başkası. “ABD, Suriye’de PYD’yi tanıyor, en yakın müttefiki olarak görüyor” diyor. Sonra da “PKK, anti-emperyalist bir güç olduğu için başına bunlar geldi” diyor.
***

Doğrunun tek bir resmi vardır diyenlere katılmam. Doğrunun pek çok resmi vardır. Fakat bu farklı resimler farklı zihinlerde temsil edilir. Eğer tek bir zihinde bu farklı resimler aynı anda doğrunun temsili diye karşımıza çıkıyorsa işte orada hastalıklı bir hal vardır. Bu hastalıklı hal keşke tekil bir hadise olsa. Son derece sari bir musibet bu.
PKK’ya akıldanelik eden “cemaat” abisi.
Demirtaş’ı rock star sanan Atatürkçü abla.
Paralel yapıyla işbirliği yapan Cumhuriyet yazarı. Elindeki kanla barıştan bahseden PKK’lı.
HDP yükselse de biz de bir iki puan yukarı çıksak diye bekleyen, evet sadece bekleyen MHP’li. Erdoğan fobisi nedeniyle siyasetsizliğe mahkum olmuş CHP’li.
Hepsine bulaşmış bir hastalık bu.
***

Oysa hepimiz neyin ne olduğunu pekala biliyoruz. Hesap çok basitti. İstikrar krizi yaşayan, bir türlü ayar tutmayan, siyaset mekanizmasının hiçbir surette işlemediği memleketi toparlayacak bir figürün ortaya çıkmasını beklemek. Sonra onun iktidarına ortak olmak. Hiçbir risk almadan, gayret göstermeden iktidarın nimetlerinden nemalanmak.
Erdoğan, sizinle bu iktidarı paylaşmadı. Önce onunla iktidar kavgasına tutuştunuz. Orada yenilince, bu kez de Erdoğan’ı iktidardan indirme kavgasını başlattınız. Şu anda yürüyen budur. İktidardan indirme süresi uzadıkça da, ayarlar bozuluyor, çelişkiyi bal eyliyor bazıları… Oysa eskiden yalandan da olsa acıyı bal eyledik falan derlerdi…

Share.

About Author

1998’de İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini 2000 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde tamamladı. 2002-2003 öğretim yılında ABD’de Utah Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde doktorasını tamamladı. Modernleşme Kuramı: Eleştirel Bir Giriş (İstanbul: Küre Yayınları, 2. baskı, 2005) isimli kitabı kaleme aldı. Altun’un medya sosyolojisi, medya kuramları, sosyolojik teori ve Türk modernleşmesi alanlarında ulusal ve uluslararası akademik dergilerde çeşitli makaleleri yayımlandı. 7 yıl kitap yayıncılığı sektöründe çalıştı. 3 yıl süreyle Anlayış dergisini yönetti. Medya ve iletişim sosyolojisi, siyasal iletişim, Türk modernleşmesi, Türkiye politik kültürü ve siyasal düşünce hareketleri alanlarında çalışan Dr. Altun, halen İstanbul Şehir Üniversitesi öğretim üyeliği görevlerini yürütmekte, SETA İstanbul’da Genel Koordinatörlük görevini sürdürmektedir.

Leave A Reply