“Ergenekon’da derin devlet fikriyle hesaplaşılmadı”

0

Karar duruşması bugün Silivri’de yapılan Ergenekon Davası’nın sonucunu Yeni Türkiye’ye değerlendiren SETA Siyaset Asistanı Ömer Aslan, Ergenekon Davası’nda “sanıklarla hesaplaşılsa da, derin devlet fikriyle henüz hesaplaşılmadığı” görüşünde.

Yaklaşık 5 yıldır süren ve Cumhuriyet tarihinin en büyük davası olarak isimlendirilen Ergenekon Davası’nın karar duruşması bugün Silivri’de yapıldı. Dava sonucunda, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un da aralarında bulunduğu birçok eski general, siyasetçi, gazeteci, sendikacı, akademisyen vb. müebbet hapisten başlayan çeşitli cezalara çarptırıldı. Dava sonucu ise mahkeme heyeti Ergenekon yapılanmasının “silahlı bir terör örgütü” olduğuna hükmetti. Tüm bunların ne anlama geldiğini Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları (SETA) Vakfı Siyaset Asistanı Ömer Aslan, Yeni Türkiye için yorumladı…

Ergenekon Davası’nın sonucunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Davaya bakan Mahkeme, Ergenekon’u bir ‘silahlı terör örgütü’ olarak kabul etmesine rağmen, haber manşetlerine bakıldığında, “ceza yağdı” şeklinde tanımlamaların kullanıldığını görüyoruz. Kamuoyunda tanındık şahıslara müebbet hapis cezalarının verilmesi, cezaların çok ağır olduğu şeklinde bir intiba yaratabilir. Ancak böylesi bir intibanın oluşmasında, Türkiye’de ilk defa ‘derin devlet’e ait bir yapının çökertilmiş, meşru hükümeti devirmeye yönelik silahlı bir örgütün deşifre edilmiş olmasının ve Türkiye’nin bu tür ağır suçların yargılanmasına alışık olmamasının da önemli bir payı var. Mahkemece tespit edilen suçun ağırlığı ‘meşru hükümete karşı darbe’, ‘karanlık olayların arkasındaki derin devlet’, ‘silahlı terör örgütü’ kavramları çerçevesine oturtulduğunda, mahkemece takdir edilen cezaların ağırlığına ilişkin “çok ağır” kanaatimizi yeniden gözden geçirebiliriz.

Dava sonucunun Türkiye için önemi nedir?

“Derin Devlet” kavramı Türkiye’de birçok şeyi açıklamak üzere kullandığımız bir kavram; hatta siyasal terminolojiye de Türkiye sayesinde yerleşmiş bir kavram ki, bugün Mısır’da ya da dünyanın diğer yerlerinde olan biten derin olayları, darbeleri anlamlandırmak için “deep state” şeklinde tercüme edilerek kullanılıyor. Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün gerçekleşmesi için derin devlet’le, “devletin sahibi olduğunu iddia edenlerle” hesaplaşılması gerektiği her zaman söylenmiştir. Türkiye de derin devletiyle hesaplaşma şansını birkaç defa buldu. Ancak Susurluk kazasıyla ortaya çıkan tablo karşısında ele geçirilen şans, o dönemin vesayetçi yapısı altında kaçır(t)ıldı. Bugün karar duruşması yapılan Ergenekon davası, derin devletle hesaplaşmak için nadir ele geçen bir şans olması bakımından oldukça değerlidir. Dava darbeci, derin devletçi, “devlet biziz” diyen zihniyetle mücadelenin gereği olarak son derece önemli bir işlev görecektir. Diğer taraftan, kararları verilmiş ve mahkûm edilmiş olan yalnızca bir davada yargılanan sanıklardır, ‘derin devlet’ ve ‘derin devlet’ fikri değildir.

Derin devletle ve derin devlet fikriyle tam olarak nasıl hesaplaşılır?

Bir kere şunu kabul etmemiz gerekiyor: Bir savcının ya da iktidarın çabasıyla ve bir dava ile derin devletin her koluna uzanamaz ve tamamen bitiremezsiniz. Bu yapı uzun yıllardır var olan kökleşmiş bir yapı ise, bitirilmesi daha da zorlaşır. Burada yapılması gereken; bu türden davalar, yüzleşmeler ve hesaplaşmaların sürekliliğini sağlamaktır. Özetle, Ergenekon gibi somut davalarla yüzleşmeler devam ederse, hem derin devletin her koluyla bir şekilde hesaplaşılacak, hem de bu durum suç şebekeleri açısından caydırıcılığı artıracaktır.

Peki, dava sonucuna göre Ergenekon’un ‘silahlı bir terör örgütü’ olarak kabul edilmesini nasıl yorumluyorsunuz? Ne anlama geliyor bu?

Ergenekon’un ‘terör örgütü’ olarak kabul edilmesiyle birlikte, sorumluluğu ‘İslamcı hükümet’e çıkarılmaya çalışılan ve hükümette yer alan bakanların sözlü saldırılara ve sert eleştirilere maruz kalmasına neden olan Danıştay saldırısı gibi menfur saldırıların, meşru hükümeti baskı altına almak ve devirmek amaçlı olduğu da onaylanmış oldu. Hatırlanacağı üzere, Ergenekon isminde bir terör örgütünün olmadığı, ortaya atılan delillerin uydurma olduğu şeklinde yurtiçinde ve yurtdışında yayınlar yapılmış, çalışmalar yayımlanmıştı. Mahkemenin ‘Ergenekon silahlı bir terör örgütüdür’ sonucuna varmasıyla birlikte, hükümete ve belli kesimlere yönelik ‘seküler demokratik rejim karşıtlığı’ suçlaması da boşa çıkmış oldu. Ayrıca, Ergenekon terör örgütü denen yapılanma, Türkiye’de derin devletin varlığına çok açık biçimde işaret etmekle birlikte, ülkemizde ne kadar girift anti-demokratik yapılanmalar içine girilebileceğini de göstermiş oldu.

Dava sonucunda verilen cezalar arasında en tartışmalılarından biri Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ hakkındaki müebbet hapis kararı. Hükümet’in, Başbuğ’un tutukluluğuna yönelik tutumu göz önüne alındığında, Başbuğ’un aldığı ceza nasıl yorumlanabilir?

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un terör örgütü mensubu olarak yargılanması bazı tepkilere neden olmuştu. Başbakan Erdoğan’da bu duruma sert tepki göstermişti. Aynı zamanda son birkaç senedir yargının siyasallaştığı ve iktidar partisinin kontrolüne geçtiği şeklinde suçlamalar da yapılmaktaydı. Başbakan’ın uzun tutukluluk süreleri ve eski Genelkurmay Başkanı’na yönelik suçlamalara tepkisine rağmen, Başbuğ’un müebbet hapis cezası alması, iktidara yönelik ‘yargıyı kontrol ediyorlar’ ve ‘dava iktidarın güdümünde’ suçlamasını boşa çıkarmakta, bağımsız yargı ile iktidar arasındaki mesafeyi de gözler önüne sermektedir.

Share.

About Author

1999 yılında muhabir olarak gazeteciliğe başlayan Şanlı, uzun yıllar çeşitli dergi ve televizyonlarda muhabir olarak çalıştıktan sonra, 2009-2012 yılları arasında kültür-aktüalite dergisi Mostar’da editörlük görevinde bulundu. Biri öykü, diğeri tarihi öykü tarzında iki kitabı bulunmaktadır.

Leave A Reply