Fanatizmi sıradanlaştırmak

0

Fanatizm kendi haklılığına duyulan iman halidir. Rakibini “makul” olanın dışına iten ve ahlaken mahkûm edenlerin muhitidir.

Türkiye birkaç haftadır terörle mücadeleyle meşgul. Anlaşılan terör olgusu kısa sürede ülkeyi terk etmeyecek. Devlet, Kandil’i bombalamaya ve KCK’nın şehir yapılanmasını çökertmeye çalışırken PKK da şiddeti büyükşehirlere taşıyor. Dün Sultanbeyli’de polis merkezine intihar bombalı saldırı düzenleyerek, PKK terör eylemlerinde daha ileri gidebileceğini de gösteriyor. Ve asıl gündem olan koalisyon ve erken seçim terörün gölgesinde kalıyor.

Terörle “etkin” mücadele sadece güvenlik konusu değil. Daha ziyade zihniyetle ve kamuoyu yönetimiyle yakından ilgili. Kamuoyunun şiddete göstereceği “pazarlıksız” tepki güncel siyasetin polemiklerinin ötesinde olmak zorunda. Halbuki Türkiye’nin PKK ve DAİŞ ile mücadelesi hızla üzerinde “ittifak” edilen bir husus olmaktan çıkarılıyor. Sanki terörle mücadele hükümetlerin “olmazsa olmazı” değilmiş gibi erken seçim ve iktidar hesaplarına dayandırılıyor.

PKK’ya uzun süre göz yumduğu söylenen AK Parti şimdi de “koltuk için savaş” yapmakla suçlanıyor. Siyasetçilerin tekrardan dillerini sertleştirmeleri ufukta görülen erken seçimin hazırlığı… Ancak terörün, şiddetin sorumluluğunu güncel siyasi hesaplara bağlamanın ürettiği tehlikeli bir iklim oluşuyor.

“İki taraf da savaşa son versin” söylemi gerçekliğe işaret etmiyor. Bu, açıkça “PKK’yı legal bir yapı gibi görün” demektir. Türkiye PKK ile savaşmıyor, PKK terörü ile mücadele ediyor. PKK her geçen gün DAİŞ gibi terör örgütlerinden öğrendiği şiddet yöntemlerini uyguluyor. İntihar bombacılarının “sapkın milliyetçi” zihnini kimse sorunsallaştırmıyor. Hatta şiddet, gündelik siyasetin “normal” bir aracı olarak gösterilmeye başlıyor. Tam da fanatiklerin hoşlanacağı türden bir eğilim bu.

***

Gezi olaylarından bu yana siyasi hayatımız her türlü sert sözün kolaylıkla sarf edildiği bir muhite dönüşmüştü. Önce bütün akademik, entelektüel eleştiriler tüketildi. Sonra ideolojik küfürlere geçildi. Otoriterleşme kavramının yerini diktatör, faşist, katil, şerefsiz ve hain aldı. Şimdi de terörü sıradanlaştıracak suçlamalar yapılıyor. Haklı ile haksızın, legal ile illegalin, sorumlu ile masumun eşitlendiği bir ortam üretiliyor.

***

Siyaset için demokrasilerin sunduğu imkânlar geniştir. Ancak demokratik kamusal alanı tahrip edecek şey şiddetin, terörün sıradanlaştırılmasıdır. Bu durumun en negatif sonucu ötekinin hızla düşmana dönmesidir. İdeolojik kutuplaşmanın terörle birlikte var olması fanatizmi büyütür.

Fanatizm kendi haklılığına duyulan iman halidir. Rakibini “makul” olanın dışına iten ve ahlaken mahkûm edenlerin muhitidir. Kendi düşüncesini kabul etmeyenleri düşmanlaştıranların sert ideolojik zihniyetidir. Seküler ya da dinci intihar bombacılarının dünyasıdır. DAİŞ ya da PKK terörünün yeni militanlar kazandığı mümbit topraklardır.

“Devrimci halk savaşı” yapanların ya da “hilafet için tağuta karşı cihat edenlerin” iklimidir.

Seküler ya da dinci Haricilerin tekfirci söylemi bizim aşırılıklarımızdan nemalanıyor. Terörü besleyen söz konusu zihniyetlerle mücadele için siyasetçilere, entelektüellere düşen bir vazife var. Siyaset, normalliklerin diline, dünyasına geri dönmeli. Eleştiriyi yükseltmek adaletten yoksun etmemeli bizi.

Dört yıldır Türkiye’nin etrafında savaşın ve terörün ateşi yanıyor… Suriye ve Irak’tan ülkemize taşan sadece mülteciler, bombalar değil. Şiddeti meşrulaştıran fanatiklerin zihniyeti de içimize işliyor derinden…

Rakiplerimize adil bir eleştiri dili üretmek zorundayız. Hem demokratik olgunluğa ermek hem de intihar bombacılarının ve seküler ya da dinci fark etmez, tekfircilerin ülkesi olmamak için…

Share.

About Author

1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. 1993-2001 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora çalışmaları yaptı. Aynı yıllarda Sakarya Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2001-2009 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 2010-2011 eğitim yılını George Mason Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak geçiren Duran, halen İstanbul Şehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde siyaset bilimi profesörü olarak çalışmalarına devam etmektedir. Değişik kitap ve dergilerde Türk düşünce tarihi, Türk dış politikası, İslamcılık, Avrupa, demokrasi ve sivil toplum konularını işleyen Türkçe ve İngilizce makaleleri bulunan Duran’ın, 19. Dönem Parlamento Tarihi (3 cilt) başlıklı bir de kitabı yayımlanmıştır. Duran ayrıca, Dönüşüm Sürecinde Türkiye, Dünya Çatışma Bölgeleri I-II, Ortadoğu Yıllığı 2008, Türk Dış Politikası Yıllığı 2009 , 2010, 2011 ve 2012 adlı eserlerin editörleri editörleri arasında olup, SETA'nın Genel Koordinatörlük görevini sürdürmektedir.

Leave A Reply