Form değiştirmiş emperyalizm: Uluslararası hukuk

0

199 yıl önce “büyük oyun” başladı: büyük güçlerin kendilerine biçtiği dünya polisliği rolü, ve uluslararası hukuk tarafından dağıtılan tek-taraflı adalet.

Liberya eski devlet başkanı Charles Taylor’ın mahkumiyetinin dünya’daki bütün liderlere açık ve net bir mesaj gönderdiği iddia edildi: Bu ihtişamlı makamlar kimseyi dokunulmaz kılmıyor. Fakat aslında bu olay ile iki mesaj verildi: eğer küçük ve güçsüz bir devleti yönetiyorsan uluslararası hukukun bütün yaptırımlarıyla yüzleşebilirsin; eğer güçlü bir devleti yönetiyorsan, korkacak bir şeyin yok.

İnsan hakları ile ilgilenen herkesin bu karardan hoşnut olması gerekir, fakat bu olay aynı zamanda bize Irak’a karşı başlatılan yasa-dışı savaş nedeniyle kimsenin herhangi bir hukuki yaptırıma tabi olmadığını da hatırlatmalı. Yine bu olay Nuremberg mahkemesinde uluslararası en büyük suç kabul edilen “saldırganlık suçu” tanımına da uyuyor. Tarafsız bir sistemde, George Bush, Tony Blair ve destekçilerinin muhatap olması gereken bu suçlar Charles Taylor’ın mahkumiyetine sebebiyet veren suçlardan çok daha büyüktürler.

Dışişleri Bakanı William Hague, Taylor’ın mahkumiyeti büyük ve ağır suçları işleyenlerin bu suçlarından sorumlu tutulacaklarını ve bunun hesabını ödeyeceklerini gösterdiğini iddia ediyor. Fakat, Uluslararası Ceza Mahkemesinin 10 yıl önce kurulmasına rağmen, yine “saldırganlık suçu”nun 1945 yılından beri uluslararası hukukta tanınmasına rağmen, bu mahkeme hala ağır birçok suçu sorgulama yetkisine sahip değildir. Bu durum güçlü ulusların bilinen nedenlerden dolayı bu olayı ertelemesinden kaynaklanmaktadır. Yine ne Birleşik Krallıklar ne ABD ne de diğer Batılı devletler “saldırganlık suçu”nu kendi hukuki sistemlerinin içerisine dahil ettiler. Uluslararası hukuk sadece bağımlı devletler tarafından işlenen suçlar ile ilgilenen emperyal bir projedir.

Bu durum diğer küresel güç denklemine de denk düşmektedir. Çok mevzu bahis edilen reformlarına rağmen, IMF hala ABD ve eski sömürgeci güçlerin kontrolü altındadır.IMF’deki bütün anayasal düzenlemeler için yüzde 85’lik bir oy gereksinimi vardır. Nedense açıklanamayan bir tesadüf ile, ABD yüzde 16.7’lik bir oy oranını elinde bulundurarak yapılacak her reform için veto yetkisine sahiptir. Belçika’nın oy oranı Bangladeş’in sekiz katıdır, İtalya’nın oy oranı Hindistan’ınkinden fazla, Birleşik Krallıklar ile Fransa’nın oy oranı 49 Afrika ülkesininkinden fazladır. Emperyal geleneğin bir gereksinimi olarak IMF’nin direktörü bir Avrupalı, yardımcısı da bir Amerikalı olmak zorundadır.

Bu durumun bir sonucu olarak, IMF hala Batılı finans pazarlarının dünyanın geri kalanı üzerine yaptıkları güç projeksiyonları için kullanılan bir araç durumundadır. Örneğin geçen yılın sonunda, IMF yayınladığı bir raporda gelişen ekonomilere finansal derinliklerini artırmalarını önerdi. Finansal derinliği de bir ekonominin sahip olduğu finansal varlıklar ile borçlar olarak tanımlayıp, bu durumunda onları krizlere karşı koruyacağını iddia etti. Bretton Woods projesinin gösterdiği gibi, geniş reel ekonomi ile küçük finansal sektöre sahip olan gelişen ülkeler, geniş finansal pazara sahip olan gelişmiş ülkelerin sebebiyet verdiği ekonomik krizi iyi atlattılar. IMF’nin adeta modern afyon savaşları olarak nitelenebilecek 1980 ve 1990’da yaptıkları –Asyalı ülkelerin Batılı finansal spekülatörler tarafından rahatça hedef alınabilmesi için para birimlerinin liberalize etmelerine IMF tarafından zorlanması– onun finansal gücün bir enstrümanı olduğu gerçeği dikkate alınmadığı sürece anlaşılamaz.

Sömürgesizleştirme süreci eski sömürgeci güçler ile kapital imparatorlukları kontrolü ellerinde tutacak başka mekanizmalar yaratmadan başlamadı. Bazıları, IMF ve Dünya Bankası gibi, neredeyse hiç değişmediler. Diğerleri, olağanüstü teslim (iade) etme programları, küresel hegemonyanın karşılaştığı güçlükler çerçevesinde değişim yaşadı.

Abdulhakim Belhaj ile eşinin kaçırılması olayının gösterdiği gibi, Birleşik Krallıkların dış ve istihbarat birimleri kendilerini başka ülkelerin işlerine karışabilecek küresel bir polis gücü olarak görmektedir. 2004 yılında, Tony Blair Kaddafi’nin Britanyalı petrol firmalarının ihale kazanabilmesi için yararlı bir araç olduğunu düşündü. Ve Kaddafi ile ittifak kurmak için de rejim muhaliflerini yakalayıp, Libya’ya gönderdi.

Britanya hükümetinin geçen ay Dışişleri Bakanlığının gizli arşivlerinin açılana kadar kamuoyundan sakladığı Kenya’daki sömürge dönemi suçları gibi, bu teslim (iade) etme programı da kamuoyunun dikkatinden uzak bir şekilde yapılıyor. Sömürgelerden sorumlu bakan Alan Lennox-Boyd’ın Kikuya halkının toplanma kamplarında toplatılıp, işkence edilmesi hakkında parlamentoya sürekli yalan söylemesi gibi, 2005 yılında dönemin Dışişleri Bakanı Jack Straw da Birleşik Krallıkların teslim etme olaylarına karıştığı ile alakalı iddiaların hiçbir gerçek yanının olmadığını ifade etti.

James Murdoch ile Jeremy Hunt’ın büroları arasındaki e-mail yazışmalarını okuyunca, orada kendisini bir imparatorluğun temsilcisi olarak gören hükümet anlayışı beni derinden etkiledi. Bu sefer, seçimleri sadece dekoratif bir şey olarak gören Murdoch imparatorluğun temsilcisi hüviyetindedir. Kamu çıkarına aykırı bir şekilde, News Corporation, finans sektörü ile muhafazakar partiye bağışta bulunan milyarderler için çalışan bakan ise atalarının sömürgeleri yönettiği gibi Britanya’yı yöneten bir komiser gibidir.

Bush ve Blair geleneksel medenileştirme kamuflajını kullanarak Mezopotamya’da güç, petrol ve etki alanı için bir mücadeleye girişti. Afganistan’da hala sömürgeci bir savaş devam ediyor. 199 yıl önce “büyük oyun” başladı: büyük güçlerin kendilerine biçtiği dünya polisliği rolü, ve uluslararası hukuk tarafından dağıtılan tek-taraflı adalet. Bütün bunlar emperyalizmin hiçbir zaman bitmediğini sadece form değiştirdiğini göstermektedir. Sanal emperyalizm hiçbir sınır tanımıyor. Onun bu halini tanıyıp, ona karşı çıkmadığımız sürece, hepimiz, siyah ve beyaz, onun köleleri olarak kalacağız.

Kaynak: The Guardian

Çeviri: Galip Dalay

Share.

About Author

George Monbiot çok satanlar listesinde olan The Age of Conset: A Manifesto for a New World Order ve Captive State: The Corporate Takeover of Britain kitaplarının yazarı. BBC'de çevreyle alakalı programlar yaptı. Halen daha çeşitli gazetelerde yazıları yayınlanmaktadır.

Leave A Reply