G-20’de meşruiyet arayışları

0

Rusya’nın da desteğini alacak bir çözüm için, askeri operasyonun Irak’takine benzer sonuçlara yol açmayacağının ve Suriye’de tüm dengeleri alt üst edecek bir iktidar boşluğu meydana getirilmeyeceğinin garanti edilmesi gerek.

Dünya kamuoyunun dikkatinin Suriye’de gerçekleştirilecek olası bir askeri operasyona yoğunlaştığı bugünlerde, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin kararsız tutumu uluslararası toplumun diğer aktörlerini de olumsuz etkilemeye başladı. Suriye konusunu Kongre’nin oylamasına götürmesi beklenmeyen Başkan Barack Obama, özellikle Türkiye ve Fransa gibi kolektif bir müdahaleyi destekleyen ülkeleri hayal kırıklığına uğrattı.

ABD’nin kararsızlığı ve İngiliz parlamentosunun kararı

Kongre ve Beyaz Saray arasında gerginliklerin yaşanmasına sebep olan Suriye konusunda Obama’nın bu yaklaşımından yola çıkarak, muhtemel bir müdahale için meşruiyet arayışında olduğu ve topu Kongre’ye atarak kendisini destekleyen senatör ve meclis üyelerinin ikna turları aracılığıyla uluslararası bir operasyonun sorumluluğunu paylaşmak istediği yorumunu yapmak mümkün. Zira 2003’teki Irak savaşının telafi edilemez sonuçlarının, sadece oğul Bush yönetimiyle sınırlı kalmayıp genel anlamda devleti hem iç hem dış politikada zor duruma düşürdüğünü, uzun vadede ABD ekonomisine verdiği zararları ve uluslararası camiada ABD’nin itibarının zedelendiğini göz önüne alacak olursak, Obama’nın bu tereddütlü tavrı daha anlaşılabilir hale geliyor. Başkan’ın kararsız tutumunu eleştiren bazı Amerikan dış politika analistleri ise bunun, ABD’nin koalisyon oluşturma kapasitesine, güvenilirliğine ve caydırıcı etkisine zarar vereceğini düşünüyor. Hatta İngiltere parlamentosundan askeri operasyona ilişkin olumsuz karar çıkmasını dahi ABD’nin karasızlığına bağlayanlar mevcut. Oysaki İngiltere’nin bu kararının arkasında, ikili koalisyonun Irak’ta yazmış oldukları katastrofik tarihin tekerrüründen duydukları endişe yatmakta. The Independent gazetesinin yayımlamış olduğu kamuoyu yoklamasında İngiliz halkının % 60’ının olası bir askeri operasyona hayır diyerek ABD’nin Ortadoğu’daki emellerine tekrar alet olmayacaklarını vurgulaması bu çıkarımı doğruluyor.

Diğer yandan, Birleşmiş Milletler (BM) resmi inceleme raporları henüz yayınlanmamış olmasına rağmen Alman ve Fransız istihbaratlarının araştırmalarının katkısıyla, Suriye’de 21 Ağustos’ta Doğu Guta bölgesinde gerçekleştirilen ve binden fazla kişinin ölümüyle sonuçlanan kimyasal saldırının sorumlusunun Şam yönetimi olduğu Avrupa’da kabul görmeye başladı. Bu gerçeği göz ardı edemeyen fakat askeri bir müdahaleye de sıcak bakmayan Avrupa devletleri –Fransa hariç-, Suriye için yapabilecekleri en iyi çalışmaların insani yardıma ve muhalifleri silahlandırmaya devam etmek olduğu konusunda hemfikir görünüyor.

G-20’de uzlaşı sağlanabilir mi?

Çok kutuplu hale gelen uluslararası sistemin sözde kural koyucusu ve düzenleyicisi olan BM’nin karar alma mekanizması, sürpriz olmayan bir şekilde Suriye konusunda da tıkanmış durumda. Tüm dünyanın, 5-6 Eylül’de St. Petersburg’da toplanacak G-20 zirvesinde alınacak kararlara odaklanmış olması, BM’nin uluslararası sorunlara etkin çözümler ortaya koyma konusunda beklentilere cevap veremediğinin açık bir göstergesidir. Ayrıca BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un da, Suriye’de iki buçuk yıldan beri katliama aralıksız devam eden Beşşar Esed’in ısrarcı tavrından habersizmiş gibi bugün hâlâ tüm BM üyelerinin suç karşısında tek vücut olarak davranacağını, suçluların adalet önüne çıkartılması gerektiğini söylemesi temenniden ileriye gitmiyor. Peki, beklenildiği gibi G-20 zirvesinde tüm tarafların ikna olacağı bir çözüm inşa edilebilir mi?

Resmi gündemi “dünya ekonomisinin geleceği ve vergi reformları” olan G-20’de, gündemi asıl işgal edecek konunun Suriye olduğu su götürmez bir gerçek. BM’ye kıyasla daha gayr-i resmi bir ortamın mevcut olduğu zirvede liderlerin ikili görüşmeleri uzlaşıyı mümkün hale getiriyor. Ancak Snowden davasının yol açtığı gerginlik nedeniyle Obama ve Putin’in ikili görüşme yapması beklenmiyor. Bu durumda Türkiye’yi temsilen zirveye katılacak olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın rolünün önemi artıyor. St. Petersburg’a, MİT’in Suriye’ye ilişkin elde ettiği belge ve raporlarla gidecek olan Erdoğan’ın, Putin ile ikili görüşmesi hayati önem taşıyor. Çünkü Esed rejiminin kimyasal silah kullandığını kabul etmeyen Rusya, askeri operasyona en çok muhalif olan devlet. Her ne kadar Esed’in seçimle başa geldiği için dış müdahaleyle yönetimden uzaklaştırılmasını antidemokratik olarak nitelendiren Rusya’nın bu tutumunun altında yatan asıl sebeplerden birini, Suriye operasyonunun ardından oluşacak muhtemel bir iktidar boşluğundan faydalanacak olan El-Kaide’nin bölgede nüfuzunu artırması ve radikal İslam’ın güçlenerek Orta Asya’ya da sızmasından duyduğu endişe oluşturuyor. Öyle ki, radikal İslamla mücadele Rus dış politikasında önceliğe sahip konuların başında gelir. Bu bağlamda, Rusya’nın da desteğini alacak bir çözüm için, askeri operasyonun Irak’takine benzer sonuçlara yol açmayacağının ve Suriye’de tüm dengeleri alt üst edecek bir iktidar boşluğu meydana getirilmeyeceğinin garanti edilmesi gerek.

Krizin Türkiye boyutu

Suriye’de gerçekleştirilecek bir operasyon hiç kuşkusuz Türkiye’yi ciddi derecede etkileyecek. Öngörülen ihtimaller arasında Suriye’de rejimin yıkılmasıyla oluşacak istikrarsız ortamın Türkiye’nin sınır güvenliğinde oluşturacak tehdit ve rejimin yapacağı karşı saldırı bulunuyor. Ancak bu müdahalenin Irak’takine benzer kapsamlı ve rejimi değiştirmeye yönelik olmaması, hatta kara operasyonunu dahi içermeyen ve daha ziyade cezalandırma amaçlı sınırlı bir müdahale olması birinci ihtimali çürütüyor. İkinci ihtimal ise Esed yönetiminin Türkiye’ye misilleme yapması. NATO’nun kolektif güvenlik mekanizmasını tetikleyecek böyle bir hamlenin ise Türkiye’den ziyade Suriye’ye zarar vereceği açık. Dolayısıyla Suriye’nin alacağı önlemler en fazla Ortadoğu’daki Türk nüfuzunu azaltmaya ve tehdit etmeye yönelik olacaktır. Suriye’nin hali hazırda Türkiye sınırında teşkil ettiği güvensiz ortamın, bu ihtimallerden daha iyi olmadığı kanaatinde olan Türk tarafı uzun vadede haklı çıkacağa benziyor.

Share.

About Author

Yeni Türkiye, ülke ve dünya gündeminin önemli başlıklarını bir araya getirmeyi amaç edinen bir yorum-analiz sitesidir. İç politika, bölgesel ve küresel siyaset, ekonomi ve düşünsel akımları kapsayan geniş bir alanda yayın faaliyeti yürütmektedir. Türkiye ve dünyanın önde gelen medya organlarını, web sitelerini ve düşünce kuruluşlarını düzenli olarak takip eden Yeni Türkiye, sahip olduğu geniş yazar kadrosunun özgün üretimleri dışında en güncel ve seçkin yazılı, sesli ve görsel haber, yorum, analiz ve raporları okurlarıyla buluşturuyor. Türkiye ve dünya gündemine olabildiğince geniş bir perspektifle bakmayı amaçlayan düşünsel bir platform olarak tasarlanan Yeni Türkiye, okuyucularının özgün yorumlarına da yer vermektedir.

Leave A Reply