Gülay Göktürk: 28 Şubatçılar affedilebilir ama…

0

28 Şubat darbesi ve darbe nedeniyle süren “28 Şubat Soruşturması”nın geleceğini, darbenin 16. yıldönümünde Bugün gazetesi yazarı Gülay Göktürk, Yeni Türkiye için değerlendirdi.

Türkiye tarihine “post-modern darbe” olarak geçen “28 Şubat darbesi” üstüne tartışmalar devam ediyor. Dönemin ana akım medyasında “bin yıl süreceğine” dair manşetler yer alan darbe, 16. yılında “28 Şubat Soruşturması” adı altında yargı karşısında. Dönemin kimi üst düzey asker ve sivil yöneticileri soruşturma kapsamında tutuklanırken, soruşturmanın nereye ya da hangi isimlere uzanacağı merak konusu. Diğer yandan, Türkiye gündemini şu sıralar fazlaca meşgul eden “yeni Anayasa” ve “yeni İmralı süreci” tartışmaları, yeni bir toplumsal uzlaşının olacağını ve kapsamlı bir affın gündeme geleceğini, dolayısıyla aralarında 28 Şubatçıların da yer aldığı darbecilerin bu aftan yararlanacağı yorumlarına yol açıyor. 28 Şubat neden darbe olarak isimlendiriliyor? 28 Şubat’ı diğer darbelerden ayıran temel özellikleri neler? 28 Şubat ile sağlıklı bir yüzleşme yaşanabildi mi? Ve darbecilerin genel bir affa uğraması doğru olur mu ya da bu ne anlam ifade eder? Tüm bu soruların cevaplarını, 28 Şubat’a karşı dik duruşuyla hafızalarda yer eden Bugün gazetesi yazarı Gülay Göktürk, Yeni Türkiye için değerlendirdi…

28 Şubat’ı darbe olarak adlandırmamıza sebep olan niteliği nedir?

Meşru hükûmetin alaşağı edilmesine neden oluşu. Darbe derken kastettiğimiz de bu zaten.

28 Şubat’ı diğer darbelerden ayıran temel özellikleri neler?

Her darbenin kendine özgü özellikleri var ama 28 Şubat’ı diğer darbelerden ayıran en önemli farkı şu: Bütün diğer darbeler esas itibariyle bir siyasi kadroyu ya da siyaset sınıfını hedef aldı. Ama 28 Şubat, diğer darbelerden farklı olarak toplumun aşağı yukarı yüzde 60’ını, 70’ini düşman ilan etti. Konseptini değiştirip, hatta bunu Cumhuriyet gazetesinin de manşetinden ilan edip, toplumun yüzde 70’ini düşman ilan etti. Zaten ipliğinin bu kadar çabuk pazara çıkmasının, “bin yıl sürecek” denirken bu kadar çabuk olayın mahkemede sonuçlanmasının sebebi de bu niteliğidir.

28 ŞUBAT, DEMOKRASİNİN AYDIN FANTEZİSİ OLMADIĞINI GÖSTERDİ

Toplumu hedef aldığını ifade ettiğiniz bu darbe, toplumda nasıl karşılık buldu sizce?

28 Şubat’ın toplum üzerinde yaptığı en önemli etki, geniş muhafazakâr kitlelerde demokrasi ve hukuk bilincinin yaygınlaşmasında aldığı önemli rol. 28 Şubat’ta bu geniş muhafazakâr kitleler, ilk defa hukukun, adaletin, demokrasinin kendilerine de lazım olduğunu, hem de çok lazım olduğunu görmüş oldular. Nitekim bu süreç, muhafazakâr demokrat bir partinin (AK Parti) doğuşuna ebelik etti. Muhafazakâr demokrat partinin şimdiye kadar korkulanın aksine, demokrasi yolunda bu kadar büyük reformlar yapabilmesinin arka planında da, 28 Şubat döneminde Türkiye’nin aslında bel kemiğini oluşturan ve demokrasi için de vazgeçilmez olan muhafazakâr kitlenin yaşadığı bu bilinç sıçramasının önemli rolü var. Türkiye’de demokrasinin yaşayabilmesi için, bir kere muhafazakâr kitlenin demokrasiyi istemesi lazım. Bu kitlenin, 28 Şubat’ta başlarına bu haller gelene kadar bu durumu çok da fazla umursadıklarını söyleyemem. Demokrasi ve özgürlükler meselesi Türkiye’de daha çok aydın fantezisi gibi algılandı; aydınların, solcuların istediği bir şey gibi… Geniş kitleler ise aş ister, ekmek ister… Buydu. Ama 28 Şubat, bu geniş kitleyi o kadar acımasızca hedef aldı ki, ilk defa demokrasinin bir aydın fantezisi olmadığını, demokrasi eksikliğinin doğrudan doğruya kendi hayatlarına değen, kendi hayatlarını cehenneme çeviren bir şey olduğunu gördüler.

Peki, 28 Şubat sürecinde toplum nasıl bir sınav verdi?

28 Şubat sürecinde bir kere aydın sınıf çok büyük oranda sınıfta kaldı. Medya sınıfta kaldı. Yargı için sınıfta kaldı bile denemez, çünkü yüksek yargı doğrudan işbirlikçilik yaptı. TÜSİAD gibi burjuva iş adamlarından oluşan bir örgüt sınıfta kaldı. CHP zaten işbirlikçilik yaptı. CHP böylece tüm topluma Türkiye siyasi yelpazesinin ‘en genç’ partisi olduğunu orada gösterdi. Sivil toplum kuruluşları çok büyük oranda teslimiyet içindeydi. Yani doğrusunu isterseniz, ortalıkta dik durmuş bir düzine insan dışında kimse kalmadı.

28 ŞUBAT’IN YALNIZCA HUKUK SUÇLULARI YARGILANMALI

28 Şubat ile sağlıklı bir yüzleşme yaşandığını düşünüyor musunuz?

Büyük oranda bir yüzleşme oluyor, daha da olacak. “28 Şubat Soruşturması” kapsamında 75 asker içerde. Büyük oranda hesaplaşmanın gerçekleştiğini düşünüyorum. Biraz önce bir avuç insan dışında kimse kalmadı derken, tabii bunların birçoğunun fikir suçlusu olduğunu, fikrin de suç olmadığını düşündüğüm için yargılamanın iş dünyasına, medyaya doğru büyük oranda genişletilmesini doğru bulmam. Doğrudan doğruya işbirliği yapmadıkça fikren desteklemek, sempati ile bakmak, alkış tutmak suç değildir; hukuk suçu değildir, siyasi suçtur.

DARBECİLİĞİ KABULLENMEYİŞ AFFIN İKLİMİNİ GECİKTİRİYOR

Türkiye’nin önünde yeni bir süreç var. Bir yandan yeni Anayasa gündemde, diğer yandan Kürt meselesinin çözümüne yönelik yeni bir süreç işliyor ve topyekûn bir af ve toplumsal uzlaşı konuşuluyor. Af ve uzlaşı, darbecileri de kapsamalı mı? Bu konuda değerlendirmeniz nedir?

Benim afla ilgili görüşüm şu: Evet, böylesi durumlar bütün toplumlarda görülmüştür. Büyük alt üst oluşlar, büyük hesaplaşmalar ardından bir müddet sonra tekrar yeni bir statükonun kurulması, yeni bir uzlaşının gelmesi, başka bir temelde bir toplumsal uzlaşma yapılması söz konusu olur. Elbette, toplumlar ilelebet savaşamaz, hesaplaşamazlar. Böyle bir deneyim Türkiye için de gelecek. Hem de yakın bir gelecekte gelecek ama mesele şurada; toplumun affediciliğinin ön plana çıkabilmesi ve toplumu gerçekten keyfi irade ve silah zoruyla yok etmeye çalışan darbecilerin affedilmesi için, yargılanan kişilerden bir nedamet ve suçun kabulü gelmesi lazım. Oysa, bugün Türkiye’de darbe davaları kapsamında bir güruh tarafından estirilmek istenen ve ne yazık ki epey de etkili olan hava şu: Sanki bütün bu davaların tümü koca bir balon, koca bir komedi aslında ve olan hiçbir şey yok! Düzmece davalar bunlar! Kimisi diyor ki; “AK Parti’nin siyasi taktik hareketleri bunlar!”, kimisi ise “NATO’nun orduyu tasfiye hareketi!” Yani, özünde böyle bir şeyin olmadığı, bir hikâye yazıldığı, bütün davaların bir senaryo olduğu fikri yoğun olarak savunuluyor. Son olarak şunu söyleyeyim: Bu fikir savunulduğu sürece affın iklimini geciktiriyor. Çünkü darbe ve darbeciliğe dair bu hava siyaseten ve toplumsal olarak gerçek anlamda değişmedikçe ve kabul edilmedikçe, affın affetmesi de söz konusu olmaz.

Share.

About Author

1999 yılında muhabir olarak gazeteciliğe başlayan Şanlı, uzun yıllar çeşitli dergi ve televizyonlarda muhabir olarak çalıştıktan sonra, 2009-2012 yılları arasında kültür-aktüalite dergisi Mostar’da editörlük görevinde bulundu. Biri öykü, diğeri tarihi öykü tarzında iki kitabı bulunmaktadır.

Leave A Reply