HDP’nin gerçek karşılığı

0

HDP’nin siyasal alanda PKK çizgisinin temsilciliğini üstleniyor oluşu onun “demokrasi” ve “barış” mesajlarını kuşkulu hale getiriyor.

İster destekleyelim, ister desteklemeyelim HDP’nin Türkiye siyasetinde somut bir karşılığı olduğunu teslim etmemiz gerekir. HDP, Türkiye siyasetinin önemli bir aktörü. Bu aktörlüğün nasıl gerçekleştiği, HDP’nin Türkiye siyasetinde ne tür bir boşluk doldurduğu sorularına cevap aramak ona ilişkin beklentilerimizi daha sahici bir çerçevede formüle etmemize imkân tanıyacaktır.

HDP’nin Türkiye siyasetindeki karşılığı, kronik muhaliflerin yeni mekânına dönüşmüş olması olabilir mi? Ya da tutunamayanlar için konjonktürel bir umut kapısı olarak algılanması? Doğan Medyası başta olmak üzere siyasal kurgu endüstrisinin başat aktörleri, Gezi sürecinde devrim hülyaları gören sosyalistler HDP’yi böylesi bir çerçeve içinde sunuyorlar.

Oysa ki HDP’nin Türkiye siyasetindeki gerçek karşılığı bu değildir. HDP’yi bu şekilde yansıtmak AK Parti karşıtlığını bir kimlik haline getirenler açısından yarayışlı bir söylemdir, o kadar.

HDP’nin Türkiye siyasetindeki gerçek karşılığı, “PKK vizyonu”nu legal siyasete taşımaktır. Bir başka deyişle silahlı bir hareketin sivil siyasetteki sözcülüğüdür. Bu bir tespit, değer yüklü bir ifade değil. Bu HDP’nin de, HDP’yi eleştiren pek çok farklı siyasi aktörün de kabul ettiği bir gerçek. Kabul edilmemesi mümkün mü? Zira, HDP bizatihi varlığını bu gerçeğe borçlu.

Ne var ki, ilginç bir biçimde HDP’yi “AK Parti iktidarını sakatlayabilecek yegane güç” olarak görenler bu gerçeği gizleme derdinde. HDP’nin mevcut konumunu PKK ile ilişkisine borçlu olduğunu bilmeseler, açık açık “HDP’nin PKK ile hiçbir bağının olmadığı”nı iddia edecekler. HDP’ye destek veren koalisyon sessiz bir mutabakat içinde onu “Sirizalaştırma” derdinde.

***

PKK vesayeti altında hareket eden HDP, etnik milliyetçiliği temel alan, sosyalist bir zihin yapısının etki ettiği, sekülarist bir parti. HDP’nin bu özelliklerinin görmezden gelinmesinin anlamı açık. HDP’nin barajı aşmasını sağlamak ve AK Parti’yi geriletmek.

Bu süreçte devreye sokulan söylemlerse son derece tutarsız. HDP’yi bırakın PKK siyasetiyle, Kürt milliyetçi siyasetiyle dahi ilişkilendirmemeye özen gösterenler, “HDP’nin Meclise girmemesi durumunda Çözüm Sürecinin inkıtaya uğrayacağını” iddia ediyorlar. Yine HDP’yi bir barış hareketi olarak yansıtmak için çaba sarfedenler, “HDP’nin meclise girmemesi durumunda toplumsal barışın zarar göreceğini”, “terör olaylarının tırmanacağını” öne sürüyorlar. Buradaki tehdit dili bir yana, kullanılan söylemlerdeki tutarsızlık aceleci ve tepkisel bir siyaset etme tarzını ele veriyor.

Diğer yandan HDP, PKK çizgisinde hareket etmeye devam ediyor. Ediyor, çünkü etmek zorunda. HDP üzerindeki PKK vesayeti, konjonktürel bir mesele değil, ontolojik bir mesele. Ağrı’da yaşanan çatışmada olduğu gibi devletin “kamu düzeni”ni sağlamaya dönük arayışlarına ve Doğu ve Güneydoğu bölgesinde, gündelik hayattaki PKK vesayetini sona erdirmeye yönelik adımlarına en üst perdeden cevap veriyor.

HDP’nin siyasal alanda PKK çizgisinin temsilciliğini üstleniyor oluşu onun “demokrasi” ve “barış” mesajlarını kuşkulu hale getiriyor. Türkiye’de AK Parti hükümetlerinin öncülüğünde devlet kendi geçmişiyle yüzleşme noktasında çok ciddi adımlar attı. Bu, Türkiye’deki demokrasinin kalitesine yansıdı. Tam da bu noktada sorulabilecek soru, HDP, PKK’nın geçmişiyle yüzleşip yüzleşemeyeceğidir? Unutmamak gerekir ki PKK, sadece şiddet ve terör üretmedi. Aynı zamanda Türkiye’de olağanüstü bir ortam oluşmasına katkı verip bu ortamda militarizmin kökleşmesine, dolayısıyla anti-demokratik süreçlerin önünün açılmasına yol açtı.

HDP bu geçmişle yüzleşebilir mi bilinmez ama hâlâ 6-8 Ekim olayları ile yüzleşmedi. Belki de 7 Haziran seçimleri HDP için böylesi bir yüzleşme anlamı taşır.

Share.

About Author

1998’de İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini 2000 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde tamamladı. 2002-2003 öğretim yılında ABD’de Utah Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde doktorasını tamamladı. Modernleşme Kuramı: Eleştirel Bir Giriş (İstanbul: Küre Yayınları, 2. baskı, 2005) isimli kitabı kaleme aldı. Altun’un medya sosyolojisi, medya kuramları, sosyolojik teori ve Türk modernleşmesi alanlarında ulusal ve uluslararası akademik dergilerde çeşitli makaleleri yayımlandı. 7 yıl kitap yayıncılığı sektöründe çalıştı. 3 yıl süreyle Anlayış dergisini yönetti. Medya ve iletişim sosyolojisi, siyasal iletişim, Türk modernleşmesi, Türkiye politik kültürü ve siyasal düşünce hareketleri alanlarında çalışan Dr. Altun, halen İstanbul Şehir Üniversitesi öğretim üyeliği görevlerini yürütmekte, SETA İstanbul’da Genel Koordinatörlük görevini sürdürmektedir.

Leave A Reply