HDP’nin imkan ve açmazları

0

Artık HDP, Çözüm sürecinin devam edebilmesi için de daha fazla elini taşın altına koymak zorunda kalacak. Ya da yeni bir Kürt karşıtı milliyetçi trendin Türkiye’de yükselmesi söz konusu olabilir.

Siyasetçinin güncel başarısı trendleri iyi okuyabilmekte ve muhataplarının çelişkilerinden istifade edebilmektedir. Uzun vadeli başarı ise trendlerin doğurduğu meydan okumaları yönetebilmekte yatar.

7 Haziran seçimlerinde HDP, güncel siyasetin imkânlarını derleyebilecek etkili bir kolaj oluşturdu. “Seni başkan yaptırmayacağız” sloganı ile HDP, Erdoğan ve AK Parti karşıtlığını kendisinin Türkiyelileşme arayışı gibi sunabildi. Yüzde 10 barajını aşma hedefini Kürtlerin sistemdeki “çevreden merkeze yürüyüşü” trendi ile birleştirdi.

Kobani sonrası duygusal zirve yapan Kürt milliyetçi hassasiyetlerini ustaca yöneterek daha önce AK Parti’ye oy veren dindar ve İslamcı Kürtler için kendini oy verilecek ve aday olunacak bir parti haline getirdi. Suriye ve Irak’taki gelişmeler İslamcı Kürtleri de ulusal-etnik siyaset yapan PKKHDP çizgisini destekleyebilecek bir kıvama getirdi.

HDP’nin söz konusu güncel başarısının altında, Çözüm sürecindeki fırsatları ve diğer aktörlerin çelişkilerini kullanabilmesi yatmaktadır. Silah bırakmayan PKK’nın KCK ve YDGH üzerinden bölgede artan hâkimiyeti HDP’nin batı illerinde barış söylemiyle birleştirildi. Böylece hem korkunun hem barışın iki farklı dilini çelişkisini göstermeden kullanabildi.

HDP’nin başarısının arkasındaki kritik konu İslamcı Kürtlerden aldığı destektir. Türkiye’deki İslami kesimlerde gözden kaçırılan bir konu var: Kürt sorununun çözümünde “ümmet bilincinin” ortak bir zemin oluşturacağı argümanının uzun süredir Kürtler arasında güç kaybettiği. Hatta bir adım öteye gidildi. İslamcı Kürtlerin “Bağımsız Kürdistan” talebi ve gündemi PKK’nın temsil ettiği Kürt milliyetçiliğinden daha sert bir konuma geldi.

HDP bu konuda da şanslı bir yerde duruyor. Seçimlerden sonra AK Parti çevrelerinde “Dindar Kürtler de bizi terk etti” hissi ile oluşabilecek Kürt karşıtı havanın HDP’nin “yeni İslami tabanını” pekiştirmesine yarayacağı ortada. Dindar Kürtlerden gelen “emanet oylar”ın sahici unsurlara dönüşmesi söz konusu olabilir. Böylece HDP Kürtlerin yegâne partisine dönüşebilir.

HDP’nin bir diğer imkânı Suriye ve Irak’ta IŞİD karşıtı kazanımları pan-Kürdizm ideolojisi yönünde pazarlayabilecek güçlü bir iletişim ve propaganda ağına sahip olması. IŞİD ile mücadelede Batı dünyası ve ABD nezdinde halen “muteber müttefik” konumuna gelmiş durumdalar. ABD’nin Türkiye’de hangi koalisyon olduğunu gözeterek yakın gelecekte PKK’yı terör listesinden çıkarması da muhtemel.

Bütün bu gelişmelerin ışığında, Demirtaş’ın “popülerleştirilmiş” liderliğinde HDP’nin mevcut koalisyon kurulma ortamının çelişkilerini de pazarlıklarını da kullanabilecek bir siyasi manevra alanına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak HDP’nin aynı zamanda ağır bir meydan okuma ile karşı karşıya olduğunu da tespit etmeliyiz.

Seçim sonuçlarından ve Suriye’deki pan-Kürdist kazanımlardan duyulan özgüveni yönetmek ana zorluk. Bir diğer deyişle, “Türkiyelileşmek ile Kürdistanileşmek” arasındaki ciddi gerilim İslamcı Kürtlerin gelişiyle daha da kızışacaktır. Daha fazla Kürdistan vurgusu bağımsız bir devlet arayışına gitmek mecburiyetinde değil. Ancak bu vurgu yine de HDP’nin eski Türkiye elitleri ile kurduğu koalisyonun bitmesi demek. Ayrıca, PKK-KCK çizgisinin silahlı mücadele tercihlerinin bölgede diğer Kürt aktörleri silme çabasının gerilimleri de devam edecektir.

HDP Muş milletvekilinin köy korucularına “biz o keleşleri size çevirmeyi biliriz” tehdidi, emanet oylar tartışması, HÜDAPAR etrafındaki gerilim bahsettiğim olgunun ilk örnekleri. Çözüm sürecini devam ettirebilecek kararlı aktör AK Parti’nin tek başına iktidarı kaybetmesi de başka bir fırsatın kaybedilmesi demek.

Artık HDP, Çözüm sürecinin devam edebilmesi için de daha fazla elini taşın altına koymak zorunda kalacak. Ya da yeni bir Kürt karşıtı milliyetçi trendin Türkiye’de yükselmesi söz konusu olabilir.

Share.

About Author

1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. 1993-2001 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora çalışmaları yaptı. Aynı yıllarda Sakarya Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2001-2009 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 2010-2011 eğitim yılını George Mason Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak geçiren Duran, halen İstanbul Şehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde siyaset bilimi profesörü olarak çalışmalarına devam etmektedir. Değişik kitap ve dergilerde Türk düşünce tarihi, Türk dış politikası, İslamcılık, Avrupa, demokrasi ve sivil toplum konularını işleyen Türkçe ve İngilizce makaleleri bulunan Duran’ın, 19. Dönem Parlamento Tarihi (3 cilt) başlıklı bir de kitabı yayımlanmıştır. Duran ayrıca, Dönüşüm Sürecinde Türkiye, Dünya Çatışma Bölgeleri I-II, Ortadoğu Yıllığı 2008, Türk Dış Politikası Yıllığı 2009 , 2010, 2011 ve 2012 adlı eserlerin editörleri editörleri arasında olup, SETA'nın Genel Koordinatörlük görevini sürdürmektedir.

Leave A Reply