İrrasyonel coşkunluk: Yükseköğretimde online eğitim

0

Kitlesel Açık Online Dersler (MOOCs), yükseköğretime olumlu ve olumsuz yansımalarıyla tam bir ‘irrasyonel coşkunluk’ örneği.

Federal Rezerv Kurulu Başkanı Alan Greenspan 1996 yılında borsanın aşırı yükselmesini ‘irrasyonel coşkunluk’ olarak ifade etmişti. 20 yıl sonra, elit üniversitelerin hızla Kitlesel Açık Online Dersler (MOOCs)’e geçişlerini görseydi, benzer yorumu bu durum için de yapabilirdi. Bu kesinlikle ‘coşkunluk’tur.

Online eğitimde irrasyonelliğin sınırı

Eğitimde ‘devrim’, ‘değişim’ gibi süslü laflarla en kaliteli profesörlerin ve marka kurumların dünyada internetin olduğu her noktaya götürüleceği üniversite yetkililerince dillendirildi. Yükseköğretim girişimcileri, bu derslerle para basmayı, sağlanan sıcak para ile yeni şirketlerde çalışmaları için saygın profesörleri yerlerinden etmeyi hedefliyorlar. Pedagojik kaygıları olan pek çok fakültenin hayali, bu online dersleri dünyanın pek çok yerinde bilgiye aç öğrencilere sunmak, aynı zamanda fikir paylaşımının yapıldığı öğrenci merkezli bir işbirliği sağlamak ve profesörlerin geleneksel ders işleme tarzından öğrenci merkezli ders işlemeye yönlendirmek amacıyla kullanmaktan yana. Evet, gerçekten de coşkunluk var.
Peki, irrasyonellik bunun neresinde? Harvard, MIT, Duke, Berkeley ve Stanford gibi üniversiteler dünyanın her yerine ücretsiz online dersler sunuyor. Derslerin bitiminde sertifika da veriyorlar. Ama bu dersler kredi olarak sayılmadığından herhangi bir derece sağlamıyor. Bu, saygın kurumlar için kaybet-kaybet önerisi anlamına geliyor. İrrasyonelliğin dahi bir sınırı var.

MOOC’lar ve afakilik

Bugün üniversite yetkililerinin ve teknolojiye yatkın öğretim görevlilerinin interneti olan herkese bir diploma ya da kolej düzeyinde dersler vererek ABD’de yükseköğretim kurumlarında devrim yaratacağı düşüncesi tutarsızlık ve mantıksızlığın bir tezahürü durumunda. “Öğretim” elbette üniversitelerin önemli bir faaliyeti, ancak üniversitelerin asıl işlevleri “araştırma yapmak” ve “yayın çıkarmak”. Üst ve orta ligdeki kurumların yapısı (bölüm organizasyonu, meslek okulları vb.) ve teşvikleri (daimi kadro, yükselme vb.) fakültelerin de yükselmesini, faaliyet süresini belirliyor. Bu sebeple, MOOCs bu yapıda ve teşviklerde hiçbir değişim yapmayacak. Bir değişim yapacak olsa bile, bu dersler daimi kadrolu hocalar ile geçici hocalar arasındaki ayrımı artıracak; geçici hocalar bu dersleri küçük bir ücret mukabilinde verecekler. Profesörlerden gelen bu tarz tekliflerin yükseköğretimde dönüşüm yaşatacağını düşünmek, doğal olarak “afaki” kelimesini akıllara getiriyor.

MOOC’ların getirdiği heyecan

Birkaç gün önce Stanford’tan gelen birkaç profesörün online dersler hakkında konuştuklarını dinleyince “irrasyonel coşkunluk” kavramı yeniden aklıma geldi. Makina mühendisliği, bilgisayar bilimleri, yönetim bilimleri ve biyoloji bölümlerinden olan bu profesörler, Stanford Üniversitesi’nde konferans salonunu hınca hınç dolduran öğretim görevlileri ve öğrencilere, derslerinin MOOC olarak yeniden yapılandırılmasının -ki bu derslere Stanford’ta yüz yüze eğitim alan öğrenciler de dâhil- ne kadar heyecan verici olduğunu anlattılar.

MOOC öğretimi için profesörlerin de bu konudaki heyecanı bulaşıcı bir hal almış durumda. Mülahazalarından bu konudaki deneyimlerinin onları da ne kadar heyecanlandırdığı görülüyordu. Profesörlerin projelerin yapımında, özel bir konunun öğretiminde online dersler sayesinde dünyanın her yerinden öğrencilere ulaşabilme ve önceden kaydedilen derslere daha sonra ulaşabilme konularına olan ilgilerini görmek beni memnun etti.
Bu deneyimlerin nasıl bir akademik tatmin sağladığını, dünyanın pek çok yerinden öğrencinin profesörlerinden ve sınıf arkadaşlarından öğrendikleri konusundaki memnuniyetlerini dinlerken, öğrencilerin tam olarak ne öğrendikleri hakkında herhangi bir şey duymadığımı fark ettim.

Cevap bekleyen sorular

Bu sunumdan sonra soru ve cevap kısmı uzun sürseydi, K-12’de bir yenilik yapıldığında akıllara gelen “Eğitimde etkili olacak mı?”, “İşe yarıyor mu?”, “Çıktıları ne olacak” gibi temelde öğrencilerin ne öğrendiğine yönelik sorular gündeme gelebilirdi.
Şayet öğrenci ve profesörlerin yaşadığı tatmin yükseköğretim derslerini değerlendirmede bir ölçü ise, MOOC’ların öğrencileri fazlasıyla tatmin ettiği, profesörleri de yeni bilgileri sömürerek sarhoş ettiği bir gerçek. Hem profesörlerin hem de öğrencilerin bu derslerin arz ve talebine ilgi duydukları aşikâr. Profesörlerin raporlarına göre, öğrencilerin bu derslerdeki faaliyetlere ve işbirliğine geniş çapta katılım sağladığı ortaya kondu. Ancak tatmin, katılım, işbirliği gibi hususlar başlı başına önemli konular olmakla birlikte, bunların öğrenmeyi sağlayacağı varsayımını garantilemez. Bu tarz varsayımlar en temel sorunun yanıtını vermek konusunda yetersiz kalıyor: MOOC’lara başlayan öğrencilerin %75’inin daha sonra bu dersleri bıraktığı düşünüldüğünde, bu öğrencilerin gereken bilgi ve beceriyi aldıkları söylenebilir mi? Bu soru K-12 için soruluyorsa, pekâlâ MOOC’lar için neden sorulmasın?

Bu soruyu yanıtsız bırakmak bir başka “irrasyonel coşkunluk” örneği olacaktır.

Kaynak: Word Press

Çeviri: İpek Coşkun

 

Share.

About Author

Larry Cuban Stanford Üniversitesinde sosyal araştırmalar, öğretim reformları, liderlik alanlarında dersler vermektedir. Pittsburg Üniversitesi'nde lisans eğitimini tamamladıktan sonra Stanford Üniversitesi'nde doktora eğitimine başladı.

Leave A Reply