Karabağ’da Daha Etkin Bir Amerikan Politikası Mümkün mü?

0

Son birkaç yıldır Kafkasya’da başta Karabağ meselesi olmak üzere diğer etnik ve bölgesel çatışmalar konusunda aktif rol oynamayan ABD’nin bu vaziyeti devam ettirmesi yeni sorunların başlamasına sebep olabilir.

Ağustos ayı başlarında Dağlık Karabağ bölgesinde yaşanan çatışmalar sonucunda çok sayıda Ermeni ve Azerbaycanlı askerin ölmesi bölgeyi yeni bir gerilimin eşiğine getirdi. Sovyet ardılı olan Ermenistan ve Azerbaycan arasında ihtilaflı bölge olarak varlığını devam ettiren Dağlık Karabağ, yirmi yıldır Rusya’nın Kafkasya’daki ağırlığını korumasına yarayan araçlardan biri haline gelmiş durumda.

Son yılların yaşanan en büyük çatışmasının ardından Rusya lideri Vladimir Putin, iki ülkenin cumhurbaşkanları Serj Sarkisyan ve İlham Aliyev’i Soçi’de ağırlayarak arabuluculuk rolünü üstlendi. Rusya’nın şimdiye kadar devam eden arabuluculuk girişimleri gibi, bu buluşma da sonuçsuz kaldı.

1990’lı yıllardan itibaren bölgedeki çeşitli alanlarda ağırlığını artıran ABD’nin ise bugün pek aktif olmayan Kafkasya politikaları Dağlık Karabağ meselesi bağlamında tartışılıyor. Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra bölgedeki fırsat ve tehdit durumlarını en iyi şekilde değerlendirip Rusya ve İran’a karşı baskın bir politika izleyen ABD’nin son yıllarda eski politikalarını devam ettirmemesi, bölge dengelerini Batı aleyhine değiştiriyor.

Azerbaycan petrolüne olan ilgisinden dolayı Ermenistan’a yönelik yaklaşımlarında farklı destek politikaları izleyerek birbiriyle çatışma halindeki iki ülkeyi küstürmeden başarılı bir yol izleyen ABD, Dağlık Karabağ konusunda da önemli açılımlar yapmıştı. 1990’lı yılların başında bazı hatalı politikalar izlense de, özellikle George W. Bush döneminde rayına oturan bir istikrardan söz edilebilir. Örneğin ilk yıllarda, Ermeni lobisinin yoğun çabaları sonucunda, Azerbaycan’ın Ermenistan’ı abluka altına aldığı ve Karabağ’da tehdit oluşturduğu yönündeki iddialardan dolayı ABD’nin Azerbaycan’a ekonomik yardım yapması engellenmişti. Section 907 of the Freedom Support Act ile ekonomik yardım imkânı sadece Azerbaycan için geçersiz sayılmıştı. 2000 yılına kadar ise ABD’nin Azerbaycan petrolünü dünyaya açan Bakü-Tiflis-Ceyhan projesinde yer alması ve proje hattının Erivan’ı by-pass ederek geçmesine izin vermesi, Ermenistan’ın ve ABD’deki Ermeni lobisinin tepkisini çekmişti.  Zamanla iki tarafın hassasiyetlerinin farkına varan Washington yönetimi, sağlam bir denge politikası izlemek için Ermeni lobisi-Ermenistan-Azerbaycan denkleminde siyaset yapmaya başladı. Sonuçta ABD bu ülkelerle ilgili olarak Rusya kadar tecrübeli sayılmazdı. Bu yüzden ABD’nin bölgedeki varlığından rahatsızlık duyan Rusya’nın siyasi taktikleri yeni gerilimler oluşturmaya başladı.

ABD ve Rusya arasında yaşanan yeni Soğuk Savaş iki sebebe dayanıyordu. Birincisi, Hazar petrollerinin Batı’ya aktarılmasını sağlayan Bakü-Tiflis-Ceyhan projesidir. Bu proje yoluyla ABD Rusya ve İran’a karşı bölgede baskın aktör olmayı tercih etmiştir. İkinci sebep ise, Dağlık Karabağ barış görüşmeleridir. Rusya ve Fransa ile birlikte Karabağ meselesinin çözümü için kurulmuş olan Minsk Grubu’nun eşbaşkanlığını yürüten ABD, Bill Clinton ve George W. Bush döneminde meseleye yönelik oldukça önemli yaklaşımlar sergilemiştir. Bakü ve Erivan’ın Rusya haricinde ABD’nin telkin ve girişimlerine duydukları ihtiyaç da zaman zaman kendisini göstermiştir. Yeni Soğuk Savaş’ın üçüncü önemli sebebi 2008’deki Rusya-Gürcistan Savaşı’dır; bu da, bölgedeki etnik ve bölgesel problemlere çözüm konusunda ABD’nin varlık gösterme çabalarının sonuncusudur.

11 Eylül terör saldırılarından sonra ABD için önemi artan Kafkasya’da terörle mücadele adına yapılan işbirlikleri Washington-Bakü ve Moskova-Erivan ekseni oluşturmuş, Ermenistan bu doğal ittifaklar döneminde tamamen Rusya etkisine girmiştir. Buna rağmen Ermenistan’a yönelik ekonomik yardımlar ve Karabağ konusundaki arabulucu faaliyetleriyle ABD’nin Erivan’ı ihmal etmediği söylenebilir. Fakat yine de Clinton dönemindeki Balkan çatışmalarına yönelik ABD politikaları kadar etkin bir yaklaşım görülememektedir.

Bush döneminin sonlarına doğru Azerbaycan ve Ermenistan ihtilafına ilgisi azalan ABD politikaları, Başkan Barack Obama döneminde yön değiştirmiştir. Yeni yaklaşıma göre ABD, öncelikle Ermenistan ve Türkiye arasında normalleşme sürecini gerçekleştirecek, daha sonra Karabağ meselesinde Türkiye’nin de desteğiyle makul bir çözüm bulacaktı. Çünkü büyük ölçüde Rusya etkisi altına geçen Ermenistan’ın, bir diğer komşusu olan İran’la kurduğu sağlam ilişkiler ABD’nin onaylayamayacağı türdendi.

2008 yılında Türkiye ve Ermenistan milli takımlarının Erivan’daki maçını izleyen Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan “futbol diplomasisi” olarak literatüre geçen ABD destekli normalleşme sürecini başlattılar. Bir yıl sonra ise normalleşmenin hukuki zemini için protokol sürecinin oluşturulması, Rusya’nın sabrını taşıran son damla oldu.

2009 itibariyle Erivan’ı baskı altına alan Moskova, normalleşme sürecini akamete uğratacak girişimlerini sürdürdü. Eş zamanlı olarak Ermeni lobisinin çeşitli talepleriyle karşılaşan Obama, “G-word” olarak ifade edilen soykırım sözcüğünün dile getirilmesi ve normalleşme sürecinin devam ettirilmesi arasında kaldı. 1915 yılında Osmanlı Ermenilerinin yaşadığı trajedileri üzüntüyle andığını belirten Obama, öte yandan normalleşme sürecinin aynı azimle devam ettirilmesi gerektiğini belirtiyordu.

Türkiye-Ermenistan yakınlaşması yoluyla Kafkasya’da yeni bir sayfa açmak isteyen ABD’nin bu girişimi başarısız oldu. Bu da, ABD’nin Azerbaycan-Ermenistan-Türkiye ekseninde 1990’lı yıllardan itibaren yüksek seviyede başlayıp gittikçe azalan performansını yansıtmaktadır.

Buna benzer diğer örnekleri, Bush döneminde renkli devrimlerin gerçekleştiği Gürcistan ve Ukrayna’da da görmek mümkün. En başta Rusya’ya karşı kazanılan açık zaferler kısa zamanda ABD’nin aleyhine dönmüş durumda. Son birkaç yıldır Kafkasya’da başta Karabağ meselesi olmak üzere diğer etnik ve bölgesel çatışmalar konusunda aktif rol oynamayan ABD’nin bu vaziyeti devam ettirmesi yeni sorunların başlamasına sebep olabilir. Tek himayeci güç olarak Rusya’nın bölgede ağırlığını devam ettirmesi, Soğuk Savaş sonrası dönemde yeni bir Sovyetler Birliği’nin doğacağını işaret etmektedir.

Share.

About Author

İlk ve orta öğrenimini Malatya’da tamamlayan Mehmet Fatih Öztarsu yüksek öğrenimini Bakü Kafkas Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde, yüksek lisans eğitimini ise Siyasi Bilimler alanında Ermenistan ve Gürcistan’da tamamladı. Eğitimini Bakü, Erivan ve Tiflis’te tamamlayan tek Türk saha araştırmacısıdır. Düşünce kuruluşları ile medya organlarında Kafkasya’ya yönelik akademi, danışmanlık ve gazetecilik çalışmalarında bulunan Öztarsu, 2011′de International Center for Journalists bünyesinde ABD’de medya gözlemciliği çalışmaları yaptı ve 2012′de Atlantic Council’in Washington DC ve New York’ta gerçekleştirdiği politika ve liderlik eğitimlerine katıldı.

Leave A Reply