Koalisyon ve yeni ekonomik model

0

Türkiye’deki siyaset bilimci ve iktisatçılar ile düşünce kuruluşlarının bu türden “mirasyedi koalisyonlar”ın tekrardan oluşmasını önleyecek yapısal şartlar üzerine tekrardan kafa yormaları ve derinlikli çalışmalar yapmaları gerekiyor.

7 Haziran genel seçimlerinin ortaya çıkardığı karmaşık siyasi tablo, kamuoyu gündeminin son zamanlarda belki de hiç olmadığı kadar iç siyasi tartışmalara odaklanmasına sebep oldu. Günlerdir koalisyon senaryolarını, meclis başkanlığı aritmetiğini ve yeni siyasi denklemin ortaya çıkarabileceği hükümet modellerini tartışıyoruz. 2000’li yıllarda AK Parti’nin kurduğu ardışık tek parti hükümetleri altında “istikrar” kavramını veri olarak almaya alışan Türkiye toplumu için siyasi ve ekonomik istikrarın yeniden nasıl tesis edileceğinin tartışma konusu olması elbette yeni bir durum. Karar alma ve politika üretme yapılarının adeta kilitlendiği bu kritik konjönktürde ekonomi yönetimi, eğitim, sağlık, adalet gibi kritik alanlarda atılması gereken yapısal adımlar da ister istemez bekleme moduna alınmış durumda. Meclis Başkanı seçildikten sonra başlayacak yoğun koalisyon müzakerelerinden büyük ihtimalle AK Parti’nin büyük ortağı olduğu bir koalisyon hükümeti çıkacak ve muhtemel bir erken seçim senaryosu gerçekleşene kadar ülkeyi idare edecek. Türkiye’nin çok partili demokrasi tarihindeki koalisyon tecrübesi ve özellikle bu koalisyonların ekonomi yönetişiminde yarattıkları çok başlı, parçalanmış yönetişim yapısı ve dağıtımcı popülizm eğilimleri gözönüne alındığında kötümser olmak için epey sebep var. Geçtiğimiz günlerde yine Düşünce Günlüğü’nde Prof. Muhsin Kar, “Mirasyedi Koalisyonu” olarak tanımladığı bu türden bir koalisyonun Türkiye ekonomisinde ve kamu maliyesinde oluşturabileceği tahribat risklerine dair endişelerini veciz şekilde ortaya koyan enfes bir yazı kaleme almıştı.

Dayanıklı bir ekonomik omurga oluştu

Geldiğimiz noktada Türkiye’deki siyaset bilimci ve iktisatçılar ile düşünce kuruluşlarının bu türden “mirasyedi koalisyonlar”ın tekrardan oluşmasını önleyecek yapısal şartlar üzerine tekrardan kafa yormaları ve derinlikli çalışmalar yapmaları gerekiyor. Zira hukuk devletinin, bürokratik yapıların kurumsallaşmasının ve kurumlararası işbölümünün tam anlamıyla yerleşmediği bir ortamda çok aktörlü ve parçalı bir siyasi yapının ekonomideki yapısal dönüşüm reformlarını ilerletmesinin ciddi zorlukları var. Sıkça ifade ettiğimiz gibi, son on yılda gerçekleştirilen yapısal reformlar ve kurumsal düzenlemeler sayesinde Türkiye’de makroekonomik ve finansal istikrar ile kamu maliyesinde disiplin iyice yerleşti. Bu bağlamda gerek içerideki suni tartışma gündemlerine, gerekse dış şoklara ve krizlere karşı oldukça dayanıklı bir ekonomik omurga oluştu. Yeni dönemde AK Parti’nin de büyük ortak olarak içinde olduğu bir koalisyon hükümeti kurulursa bu hükümetin en büyük artısı, böyle güçlü bir start noktasından yola çıkacak olması olacak.

Koalisyon proaktif karar alımını frenleyebilir

Ama işin bir de yapısal dönüşüm, sanayi-teknoloji politikası, ithalata bağımlılığın azaltılması, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, tarım ve hayvancılığın modernizasyonu gibi salt istikrar algısını aşan ve proaktif politika kararları gerektiren tarafı var, ki koalisyon döneminin hassas siyasi dengeleri bunların bazılarında frenleyici bir işlev görebilir. AK Parti’nin yeni dönemdeki ekonomi stratejisi 25 maddelik yapısal dönüşüm programında ve Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda ana başlıkları verilen yapısal dönüşüm adımlarının hayata geçirilmesi için uygun ortam oluşturulmasına odaklanacak. Zira dış sermaye akışları ile iç tüketimi arttıran kredi kanalları ve inşaat sektörü ağırlıklı büyüme modelinden ulusal tasarrufların arttırıldığı; sanayi ve teknoloji politikalarının Anadolu ekseninde yaygın olarak hayata geçirildiği ve verimlilik-katma değer artışlarının hedeflendiği; tarım ve hayvancılık sektörlerinin modernize edildiği reel ekonomi ağırlıklı bir modele geçme iradesi daha önce ifade edilmişti.

Büyümünin iç kaynaklarını harekete geçirecek model

Ancak Türkiye’nin kalkınma hikayesinin temel parametrelerini dönüştürecek böyle bir yapısal değişiklik hamlesinin bir koalisyon hükümeti marifeti ile yapılabildiğine geçmişte hiç tanık olmadık. Kemal Derviş’in hazırladığı “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” gibi projeler ise yoğun kriz dinamikleri altında dış çıpa işlevi gören IMF, Avrupa Birliği gibi kurumlar eliyle zayıf koalisyon hükümetlerine adeta dikte ettirildiler. Bu yüzden dünya ekonomisinde Eylül ayı ve sonrasında FED’den gelebilecek parasal sıkılaştırma adımları ile daralacak küresel likidite ortamında zorluk çekmemek için büyümenin iç kaynaklarını maksimum düzeyde harekete geçirecek bir modelin yapı taşlarını döşeme işini bir koalisyon hükümeti ne derece yetkinlikle başarabilir, hep birlikte göreceğiz. AK Parti’nin makroekonomik yönetim konusundaki on üç yıllık uygulama tecrübesi, ekonomik hikayenin rota değiştirmesini içeren bu model dönüşümünün başarı potansiyeli konusunda ancak ihtiyatlı bir iyimserlik kaynağı olabilir.

Share.

About Author

Lisans eğitimini (1997) Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde, Yüksek lisans (1999) ve doktorasını (2005) İngiltere’de Manchester Üniversitesi Uluslararası Siyaset Merkezi’nde uluslararası ekonomi politik alanında tamamladı.İngiltere’de Manchester, Birmingham ve Huddersfield Üniversiteleri’nde; Türkiye’de ise Balıkesir, Maltepe, Fatih, Yıldız Teknik ve İstanbul Şehir Üniversiteleri’nde öğretim üyesi olarak uluslararası ilişkiler ve uluslararası ekonomi politik dersleri verdi. Doç. Dr. Ünay uluslararası ekonomi politik, kalkınma siyaseti, dış politika-ekonomi ilişkileri, ekonomik diplomasi ve Ortadoğu ile Doğu Asya ekonomi politiği konularına yoğunlaşmaktadır.

Leave A Reply