Komünist Parti Çin’de daha ne kadar ayakta kalabilir?

0

Ekonomi yavaşlarken ve orta sınıfın memnuniyetsizliği artarken, şimdi artık yurtdışında değil yurtiçinde de sorulan bir soru bu. Hatta Merkez Parti Okulu’nda akla hayale gelmedik bir şey konuşuluyor: Çin komünizminin çöküşü.

Pekin’in batısında Çin’in en iyi casus okulu ile kadim imparatorluk yazlık sarayı arasında, ülkenin iktidardaki Komünist Parti’nin ölümünün herhangi bir misilleme korkusu olmadan açıkça tartışılabileceği tek yer uzanıyor. Ancak bu yeşillikler arasındaki adres, bazı Amerikan destekli liberal düşünce kuruluşları ya da bir yeraltı muhalif hücresinin evi değil. Burası Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Parti Okulu’nun kampüsü. Ülkenin otokratik liderlerinin eğitime tabi tutulduğu akademi olmakla birlikte resmî propagandasında “parti üyelerinin ruhunu besleyen bir külhan” olarak tanımlanıyor.

Merkez Parti Okulu 1933’te Marksizm, Leninizm ve daha sonra Mao Zedong ekolünün kadrolarının eğitimi için kuruldu. Geçmişteki okul müdürleri arasında Mao’nun bizzat kendisi, kısa bir süre önce kutsanan Devlet Başkanı Xi Jinping ile selefi Hu Jintao da bulunuyor. Çin toplumunda meydana gelen önemli değişiklerin bazılarıyla birlikte okulun müfredatı son yıllarda gözden geçirilerek büyük oranda değiştirildi. Öğrenciler hâlâ Das Kapital ve Deng Xiaoping Teorisi’nin hikmetiyle demlenirken, bir yandan da ekonomi, hukuk, din, askerî ilişkiler ve Batı siyaset düşüncesi derslerini de alıyorlar. Yolsuzluk karşıtı belgeselleri izleyen ve hep birlikte söylenen devrim şarkılarına eşlik eden orta düzeyli ve yüksek rütbeli parti kadrolarına –ki öğrenci topluluğunun iskeletini oluşturuyorlar – diplomatik görgü kuralları ve operayı anlama dersleri de veriliyor.

İdeolojik saflığı uygulamak üzere hayata geçirilen bir kurumla ilgili önemli bir değişiklik olarak bu kuruma göreceli yeni entelektüel serbest atış bölgesi rolü de biçiliyor ve bölgede yapılan tartışmalarda neredeyse hiçbir sınır uygulanmıyor.

“Çok nüfuzlu parti üyelerinden oluşan büyük bir grupla bir seminer gerçekleştirmiştik ve bize partinin daha ne kadar süre kontrolde kalacağını ve çökmesiyle birlikte neler planladığımızı soruyolardı” diyen Parti Okulu profesörlerinden biri, yabancı basın ile konuşma yetkisi bulunmadığı için adını vermek istemedi: “Doğrusu, bu, Çin’de herkesin sorduğu bir soru ama korkarım ki buna cevap vermek çok zor.”

Mao’nun 1949 Devrimi’nin varislerinin daha ne kadar iktidarda kalabileceği 1989’da Tiananmen Meydanı’ndaki katliam ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünden beri sürekli sorulan bir soru. Özellikle on yıl önce parti kademelerini kapitalistlere açtığından beri muhtemel ve yakın bir çöküşe dair birçok tahmin yapıldı ama parti ayakta kaldı ve hatta gelişti. Bugünlerde proletaryanın devrimci partisi muhtemelen dünyanın en büyük ticaret odası olarak tanımlanabilir ve üyelik de iş adamlarının iş sözleşmeleri yapmaları ve ağlar kurmaları için en iyi yol.

Beş yıldan daha az bir zaman zarfında Çin Komünist Partisi, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’ni (nasıl saydığınıza bağlı olarak 69 veya 74 yıl iktidarda kaldı) ve Meksika Devrimci Partisi’ni (2000 yılına kadar 71 yıl) herhangi bir siyasî partinin en uzun süre iktidarda kalması konusunda geride bırakacak. Modernleşme kuramı; otoriter sistemlerin gelir arttıkça demokratikleşme eğilimi gösterdiklerini, büyük orta sınıfın oluşmasının süreci hızlandırdığını ve uzun süre hızlı büyümenin ardından ekonomik yavaşlamanın bu geçiş ihtimalini artırdığını ileri sürüyor. Ciddi ve kötüye giden eşitsizliğe eşlik eden yüksek düzeylerde yolsuzluk, değişim güdüsünü artırabiliyor.

Şimdi bütün bu unsurlar Çin’de mevcut ama bazı siyaset teorisyenleri, Merkez Parti Okulu’ndaki birçokları da dâhil, ülkenin kültürel ve siyasî olarak istisna olduğunu ve otoriter çöküş dalgasının hâlâ Arap dünyasını vurduğunu ve Çin kıyılarına asla ulaşamayacağını ileri sürüyorlar. Aralarında nüfuzlu Çin aydınlarının, müstesna Batılı Sinologların hatta liberal kıdemli parti üyelerinin de bulunduğu diğerleri ise bugünlerin Komünist dönemin son demleri olduğunu ve partinin eğer yakında birtakım ciddi reformlar yapmaz ise aşınıp gideceğine inanıyor.

“Bin sonbahar ve on bin nesil”

Chen Shu; parti tarihçisi, “parti-binası” ve Merkez Parti Okulu’nda Mao Zedong Ekolü profesörü. Shu’nun görüşleri partinin üst kademelerindeki Ortodoks düşünce şeklini yansıtıyor. Bütün bu aydın kışkırtma ve serbest fikir alışverişi kampüse sirayet ettiği için yabancıların girişi özel izin olmaksızın hâlâ yasak. Okulun varlığının gizlendiği günlere dayanan bir kural bu. Chen, [bizimle]Yazlık Saray’ın karşısında bir çayhanede bir araya gelmeyi kabul etti ama partiyi gelecekte nelerin beklediği sorusu karşısında sabırsız.

“Bir Çin krizi veya Çin’in çöküşüyle ilgili teoriler tamamen Batı ürünü,” diyen Shu, “Batı” ya açık seçik yaptığı vurguyla aşağılayıcı bir tonlama kullanıyor. “Çin kültürü ve Komünist Parti’ye baskı yapıldıkça onlar daha çok birleşiyor ve mucizeler oluşturmaya daha fazla muktedir hâle geliyorlar.”

Merkez Parti Okulu profesörü Lin Zhe, son yirmi yılını parti kademelerindeki yolsuzlukları araştırmakla ve bu yolsuzluklarla mücadele etmekle geçirmiş. Aynı çayhanede Zhe, bir Çin deyişinde “bin sonbahar ve on bin nesil” olduğu gibi partinin 2049’da yüzüncü yılını da iktidarda kutlayacağını ve buna hazırlandığını neşeli bir şekilde dile getiriyor. Hem Lin hem de Chen aynı zamanda partinin meşruiyetinin yolsuzluk salgını nedeniyle tehdit altında bulunduğu ve sistemin her tabakasına yolsuzluğun yayıldığı uyarısında bulunuyorlar. Lin, “Bu sorun çok tehlikeli ve Çin’in en tepedeki liderlerinin söylediği gibi, partinin ve ulusun sonunu hazırlayabilir” diyor.

Otoriter direniş

1992 yılında yayınladığı Tarihin Sonu ve Son İnsan isimli kitabında Francis Fukuyama, “Batılı liberal demokrasinin insan merkezli yönetimin son şeklini temsil ettiğini ve ideolojik evrimin son noktası olduğunu” ileri sürüyordu. Fukuyama’nın tezini 20. yüzyılda demokrasinin dramatik bir şekilde genişlemesi destekliyordu. 1900’de dünyada hiçbir ulus çok partili siyasette rekabetçi değildi ve Amerikan sivil toplum örgütü Freedom House’a göre, insanlığın yalnızca yüzde 12’si bir bakıma demokratik denilebilecek bir hükümet şekliyle yönetiliyordu. 21. yüzyılın gelişiyle birlikte, 192 ülkenin 120’si seçimli demokrasilerle idare edilirken dünya nüfusunun yüzde 60’ı demokratik seçimle iş başına gelmiş liderlik yönetimi altındaydı.

Fukuyama şimdi Stanford Üniversitesi’nde görevli ve Çin’in çoğu diğer ülkenin izini takip edeceğine, muhtemelen yavaş yavaş liberalleşeceğine ve sonunda demokrasiye teslim olacağına ikna olduğunu belirtiyor. Ancak bunun gerçekleşmemesi durumunda, Fukuyama, Arap Baharı’ndaki halk kalkışmalarına benzer ayaklanmaların mümkün olduğunu kaydediyor.

Fukuyama, “Çin’in siyasî modeli yükselmekte olan orta sınıf nedeniyle sürdürülebilir değil – aynı kuvvet demokrasiyi her yere götürüyor. Çin’de yeni nesil ülkeden ayrılan ve ilk sanayileşme dalgasına sebep olan nesilden çok farklı; çok daha iyi eğitimliler ve daha zenginler; temiz hava, temiz su, güvenli gıda gibi talepleri var ve hızlı ekonomik büyümenin çözemeyeceği diğer konularda talepleri var” şeklinde konuşuyor.

Çin’de orta sınıfın büyüklüğüyle ilgili tahminler tanıma bağlı olmakla birlikte bir şey kesin: Yirmi yıl önce orta sınıf yoktu şimdi ise katlanarak büyüyor. McKinsey danışmanlığı, üst-orta sınıf adını verdiği ve nüfusun yıllık geliri 17,350-37,500 dolar arasında olan bir kısmının, kentli Çinli nüfusun geçen yıl yüzde 14’ünü teşkil ettiğini ancak bu rakamın on yıldan az bir süre içerisinde yüzde 54’e çıkacağını kaydediyor.

Çin, Fukuyama’nın teorisini çürütmek için delil olarak kullanılırken, eleştirmenler partinin sürekli kendini yeniden keşfetme sürecinin bireylerin talep ve ihtiyaçlarına geleneksel otoriter sistemlerden daha çok karşılık verdiğini ileri sürüyorlar. Birkaç yıl öncesine kadar George Washington Üniversitesi Çin Politikası Programı Yöneticisi ve Çin siyaset sistemi uzmanı David Shambaugh bu görüşü şiddetle savunuyordu. Ancak Shambaugh fikrini değiştirdi ve şimdilerde partinin bir gerileme sürecinde olduğuna inanıyor. Bu sürecin Çin hanedanlarının son demlerini yansıttığını dile getiriyor.

Bunun işaretleri arasında boş bir devlet ideolojisi yer alıyor ki, buna göre; toplum inanmasa bile yolsuzluğun giderek daha kötüleştiğine, kendilerinin yeteri kadar bilgilendirilmediğine, sosyal yardımların yetersiz kaldığına inanırken; güvensizlik ve hayal kırıklığının arttığı görülüyor. Diğer işaretler arasında sosyal ve etnik çalkantıların artması, elit hizipçilik, yetkililerin ceplerine inen vergi gelirleri ve gelir adaletsizliğindeki artış ile hukukun üstünlüğüne güvenilmemesi bulunuyor.

Shambaugh, sisteme inancın az olmasının en güçlü göstergesinin Çinli varlıklı elitlerin sayısının ve başka diyarlarda onlara ait mal-mülk, banka hesaplarının bulunması, onların çocuklarının Batılı üniversitelerde eğitimlerine devam etmeleri olduğunu söylüyor.

Bu kişiler, siyaset sistemi yolun sonuna geldiğinde son dakika bildirisiyle harekete hazır olmakla birlikte yine de Çin’den ayrılmayacaklardır. Davranışları, bugün Çin’deki parti devletinin istikrarının ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.

Kristal tabuttaki mumya

Tiananmen Meydanı’nın tam da üst tarafında Yasak Şehre girişin güneyinde dev bir Mao posteri bulunuyor. Aynı meydanda Mao’nun mumyalanmış cesedi Komünist bayrağına sarılmış olarak bir mozalede tutuluyor. Pazartesileri hariç haftanın her günü Çinli turistlerden oluşan uzun kuyruklar meydanı dolaşırken, ziyaretçiler kristal tabutun içindeki Mao’ya bir göz atmak için bekliyorlar.

On yıl öncesine kadar da Çin’in ölü “kızıl imparatoru” önünde diz çöken Çinli hacıları görmek mümkündü. Ancak şimdilerde haftaiçi meydanı ziyaret edenler arasında yaygın olan duygu durumu bir parça hayal kırıklığı ve ilgisizlik. Orta yaşlı bir adam bölgesel Çinli aksanıyla “Bir saat kuyrukta bunun için mi bekledim? Eminim ki sadece sahte bir mumya; ne zaman kaybıydı ama!” şeklinde hayal kırıklığını dile getiriyor.

Tavırlardaki bu inceden inceye değişiklik, son on yılda Çin toplumunun giderek derin bir kaymaya uğradığını gösteriyor. “Partinin ideolojik temeli gerçekten çok boş” diyen Kaliforniya Riverside Üniversitesi Profesörü ve Çin konusunda bilinen önemli bir uzman olan Perry Link ise “İnsanlar partiye artık bağlantılar kurmak için ve sosyalist idealler yerine, ilerlemek/başarılı olmak için kayıt oluyorlar” diyor.

Otoritenin sorgulanmasını tetikleyen en büyük etken muhtemelen internet iletişiminin artması oldu. Çin’de online sansür uygulaması dünyadaki en sıkı uygulamalardan biri. Twitter, Facebook, YouTube ve daha nicelerinin servisleri siyasal muhalefet oluşturabilecekleri endişesi nedeniyle engelleniyor. Ancak hükümetin kontrolü altında bulunan özellikle Twitter benzeri “Weibo” gibi yerel uygulamalardaki artış insanların kısmen partiyi alt ettiklerini ortaya koyuyor. Öyle ki daha önceleri bu asla mümkün değildi.

Çin ekonomisi yavaşlarken ve siyasal müdahale eksikliğinden kaynaklanan sorunların sebep olduğu öfke artarken düşünceler, fikirler ve mesajların kontrol altında tutulamıyor olması partiyi gerçekten endişelendiriyor.

“Yedi şey hakkında konuşulamaz”

Sovyetler Birliği uzmanı, Devrim sırasında Mao’nun yanında hizmet veren Halk Kurtuluş Ordusu subayı ve Doğu Çin Normal Üniversitesi Profesörü Shen Zhihua, 1980’lerin başında CIA adına casusluk yaptığı gerekçesiyle iki yıl hapis yatmış. Eylül 2009’da Shen, eski Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin tarafından güvenilir bilimcilerden oluşan bir grup içinde adı zikredilmiş. Jiang, bu gruptan Sovyetler’in çöküşüne yol açan özel unsurların neler olduğunu saptamalarını istemiş.

Shen’e göre Jiang’ın görüşü; şimdiki Devlet Başkanı Xi Jinping de dâhil olmak üzere Çinli liderler arasında ortodoksi olarak kabul ediliyor. Geçen yılın sonlarında parti ve ordu başkanlığına getirildikten kısa bir süre sonra parti üyelerine yaptığı konuşmasında Xi, Sovyet İmparatorluğu’nun “hiç kimsenin ayağa kalkıp direnmek için yeteri kadar adam olmadığı” için çöktüğünü söyledi.

Shambaugh, “Çin Komünist Partisi başkanlığının Sovyetlerin gölgesinde yaşamaya devam ettiği gerçeğini ne kadar vurgulasam azdır. Kendileri Gorbaçov’un gerçekleştirdiği reformların son derece farkındalar ve onun izinden gitmeyi kesinlikle reddediyorlar” şeklinde konuşuyor.

Xi’nin maçoluk gösterisi, uluslararası camiada Çin’in dünyanın ikinci büyük süper gücü rolüne yürümesiyle birlikte daha da iddialı bir hâl aldı. Ancak yeni yönetim yurtdışında gövde gösterisinde bulunurken doğu, güney ve batıdaki komşularıyla da toprak kavgasına devam ediyor. Bununla birlikte yurt içinde belirsizlikler ve endişeler devam ediyor.

Profesör Link, “Çin’in askerî, diplomatik ve ekonomik gücü geçmişte sahip olduklarından hayli fazla ve Amerika, İngiltere gibi ülkelere daha önce olmadığı biçimde geri adım atmaları çağırısında bulunabilir. Ancak dışarıdaki bütün bu yeni güce rağmen içeride daha kırılgan, kaynamakta olan bu kazanın üstünde daha ne kadar durabileceklerine dair endişeliler” diyor.

Göreve geldiğinden bu yana Xi, muhaliflerin konuşma özgürlüğünü kısıtlamak dışında, etnik ayrılıkçılar ve sivil topluma karşı da bir dizi kısıtlamalar getirirken, beklenen siyasî reformların hiç biriyle ilgili bir işaret vermedi. Nisan ayında parti kadrolarına dağıtılan “Dokuz Numaralı Belge” denilen gizli bir notu Çinli medyanın ülke dışına sızdırması, yeni liderin parti yönetimine karşı tehditler nedeniyle ne kadar endişeli olduğunu ortaya koyuyordu. “Batılı düşman güçler ve içerideki muhalifler sürekli olarak ideolojik alana sızıyorlar” denilen belgede, “partinin iktidarını koruması için düşünce, duruş ve eylemlerde yanlış yollara sapmalar dikkatle izlenmeli” ifadesi yer alıyordu.

Bu belgeye göre, parti yedi ölümcül hata ile şiddetli bir mücadeleye girişti. Şimdilerde Çinli akademik çevrelerde “konuşulamayan yedi şey” olarak göndermede bulunulan bu hataların başında “Batılı anayasal demokrasi” geliyor. Bunu insan haklarını savunmak, bağımsız yargı, medya özgürlüğü ve partinin geçmişinin eleştirilmesi gibi Çin’de tabu sayılan şeyler takip ediyor.

“Birçok insan Xi’nin sözleri ve hareketleri yüzünden son derece hayal kırıklığına uğradı” diyen Zhihua, “Ancak onu savunanlar da var ve bir kez gücünü pekiştirip siyasal durumu dengeleyince reformlara yönelecek” şeklinde konuşuyor. Bu mantıkla Xi’nin otoriter yaklaşamı stratejik olmaktan çok taktiksel görünüyor.

“Daha karamsar ve doğrusu daha gerçekçi yorum şu olabilir: Xi yeni fikirler üretmedi, yalnızca Mao’nun sözlerini tekrarlıyor ve iktidara sıkıca tutunmaya çalışıyor” diyen bir reformcu, “eğer durum buysa Çin’in hiçbir ümidi yok ve daha sonra toplumdaki kızgınlık bir halk kalkışmasının patlak vermesine sebep olacak” öngörüsünde bulunuyor.

Başka mucize yok mu?

Son otuz yılda Deng Xiaoping’den bu yana pazar-merkezli reformlar gerçekleştirildi ve Çin dünyaya açılmaya başladı. Ekonomi yılda ortalama yüzde 10 oranında büyüyor. Bu göz kamaştıran performans yüz milyonlarca insanın yoksulluktan kurtulmasını sağlarken Çin’in ‘piyasa Leninizmi’ne, toplumların zenginleştikçe demokratikleştiği teorisi meydan okuyor. Ancak Pekin’deki Tsinghua Üniversitesi Siyasal Bilimler Doçenti Liu Yu’ya ve geçen yıl Washington Quarterly’de yazan Macau Üniversitesi’nden Chen Dingding’e göre, “Çin’in istisnacılığını ileri sürenler Çin’in modernleşme teorisini kanıtladığını veya çürüttüğünü söylemek için çok erken olduğu gerçeğini görmezden geliyorlar.”

2012 yılında Çin’in fert başına milli geliri 9,200 dolar idi ancak Liu ve Chen’e göre bu rakam henüz demokrasiye geçmeye başlayan benzer kültürler ve tarihî geçmişe sahip ülkelerin sahip oldukları gelir düzeyine henüz ulaşmadı. 1988’de Güney Kore’ye ve Taiwan’a demokrasinin gelişiyle fert başına milli gelir 2010 yılında sırasıyla 12,221 ve 14,584 dolar oldu. Sovyetler Birliği ve Macaristan gibi siyasal geçişe 1989’da başlayan ülkeler için aynı değerler 2010 yılında sırasıyla 16,976 ve 11,257 dolar oldu.

Bu rakamlar Çin’de devam eden hızlı ekonomik büyümenin birkaç yıl içerisinde ülkede kendine özgü bir siyasal dönüşümü başlatabileceğine işaret ediyor. Bu mantıkla Maoizm’in terk edilmesinden sonra partinin meşruiyetinin ana kaynağı hızlı büyüme ve artan yaşam standartları olurken, aynı şeyler daha sonraları partinin mutlak siyasal otoriteyi kaybetmesine yol açacak.

Fakat şimdi Çin’in yatırım ağırlıklı, ihracat merkezli ve devlet kontrolündeki ekonomik modelinin artık yorulduğuna dair güçlü işaretler mevcut ve büyümenin Pekin’in beklediğinden daha keskin bir şekilde düşeceğini gösteriyor. Çin’in yıllık bazda GSYİH’sı 2011’in dördüncü çeyreğinde yüzde 17’den bu yılın ikinci çeyreğinde yaklaşık yüzde 8’e geriledi ve geçen yılın büyümesi son 13 yılın en düşük değeriydi. Birçok ekonomist bu ritmin önümüzdeki birkaç yıl içersinde daha da düşmesini bekliyor.

Birçok ölçüye göre Komünist Çin şimdi dünyada en fazla eşitsizliğin görüldüğü toplumlardan biri iken, zenginliğin büyük bir kısmı küçük ve siyasal bir çevrenin elinde toplanıyor. Eğer mevcut duraksama bir ekonomik krize dönüşürse ya da daha geniş çaplı bir işsizliğe sebep olursa, birçok analistin düşündüğü gibi Çin hükümeti bir tür halk ayaklanmasıyla kısa bir süre içinde karşı karşıya kalabilir. “Son iki asır içerisinde son 30 yıl; savaşsız, kıtlık olmadan veya işkence olmadan geçen tek dönem ve herkesin yaşamı giderek daha da iyileşiyor” şeklinde konuşan 84 yaşındaki Çinli ekonomist Mao Yushi, Çin modern makroekonomisinin büyükbabası olarak biliniyor ve Yushi şunu ekliyor: “Rejimin meşruiyeti ekonomik reformun başarısından kaynaklanıyor ama büyük sorun şu ki, beklentiler şimdi daha yüksek.”

Yaşlı ekonomist, Maocu dönemden defalarca aklandı ve 20 yılını belli aralıklarla kırsal kesimde işçi olarak geçirirken dayak ve aşağılanmalara maruz kaldı. Siyasî rehabilitasyonu sonrasında 1993’te bağımsız düşünce kuruluşu Unirule Institute’ü kuran Yushi, parti ve hükümet çevrelerindeki reformcular arasında hayli yüksek bir etkiye sahip.

Yushi, Çin’in önümüzdeki 1-3 yıl içerisinde finansal krizle karşılaşmasının kaçınılmaz olduğunu zira borç yükünün fazla, emlâk piyasasında da şişkinlik olduğunu kaydediyor. Ancak Yushi bunların ülkeyi demokrasiye yöneltebileceğini de kaydediyor. “Sanıyorum finansal kriz aslında Çin için iyi olabilir; hükümeti ekonomik ve politik reformlar yapmakla karşı karşıya bırakabilir. En iyi senaryo bu, fakat en kötü senaryo da Mısır’da gördüğümüz gibi şiddete başvurulan bir kalkışmanın ardından uzun süren bir ekonomik gerileme olabilir.”

Mısır, bugünlerde hem Çinliler hem de Batılı siyasal analistler tarafından olumsuz bir örnek olarak kullanılıyor. Eski Mısırlı diktatör Hüsnü Mübarek gibi Çin Komünist Partisi de toplumdaki örgütlü gücü bertaraf etmekte oldukça başarılı.

“Çin’deki mevcut sistem bir noktada kesinlikle çökecek; bu aylar olabilir, yıllar hatta on yıllar olabilir. Fakat bu çöküş gerçekleştiğinde herkes elbette bunun olması gerektiğini söyleyecek” diyen Profesör Link ise “Beni gerçekten endişelendiren soru, sonrasında ne olacağı. Parti kontrol edemediği her grubu yok ediyor ve yerine geçebilecek bir şey yok” şeklinde kaygılarını dile getiriyor.

Ancak partinin en ateşli savunucuları bile Çinli liderlerin temiz hava, temiz su, temiz hükümet, güvenli gıda ya da büyüme oranlarından daha fazla önemli ve yükselmekte olan orta sınıfı siyasete almadıkça sonsuza kadar iktidarda kalamayacaklarının farkındalar.

Otuz yıllık bir ekonomik genişleme sonrasında Çin’in büyüme modeli hız kaybederken, partinin meşruiyetinin arkasındaki en önemli sebep de ortadan kalkmış oluyor. Yeni Devlet Başkanı Jinping kayda değer siyasî reformlar yapmadığı sürece Çin Tayvan ve Güney Kore örneklerinin akıbetini yaşayabilir ve daha çoğulcu, demokratik bir sisteme geçebilir.

Merkez Parti Okulu kampüsünde bazı profesörler bunun nasıl başarılabileceğini konuşuyor. Ancak şu ana kadar Jingping herhangi bir girişimde bulunmadı.

Parti içinde ve dışında pek çok insan artan memnuniyetsizliği bastırmanın güçleşmesi nedeniyle endişeli görünüyor. Yeni yönetim, bir sabah kitleleri sokaklarda görebilir. Zhihua, “Jingping ve bu yönetim daha liberal ve siyasal bir sistem için sosyal dönüşümü gerçekleştirmezlerse, bu reformlar yapılmazsa kesinlikle bir sosyal patlama olacak” uyarısında bulunuyor.

Kaynak: Financial Times
Çeviren: Handan Öz

Share.

About Author

Jamil Anderlini Victoria Üniversitesi'nde İngilizce okudu. Halen daha Financial Times Beijing ofisinde çalışmaktadır. Twitterda @JamilAnderlini üzerinden twit atmaktadır.

Leave A Reply