Kürt milliyetçilerinin iflah olmaz hırsı

0

Hakkını teslim etmek lazım, 7 Haziran seçimlerinde ülkedeki siyasi atmosferi en iyi kullanan PKK-HDP çizgisi oldu.

Türkiye’de siyaset, uzlaşma değil mücadele merkezli devam ediyor.
Niye mi böyle düşünüyorum?
Bunu bana düşündüren başlıca saik silahlı Kürt milliyetçilerinin tavırları.
KCK’nın ateşkese son veren açıklamasından ve eylemlerinden bahsediyorum:
“Türk devleti ateşkese uymamış, çatışmalara yol açacak edimlerde bulunmuştur. Tüm barajlar artık PKK’nın hedefidir.”
HDP’liler bu açıklamaya “uyarı” dese de hemen akabinde TIR’lar yakıldı, asker saldırıya uğradı.
Hakkını teslim etmek lazım, 7 Haziran seçimlerinde ülkedeki siyasi atmosferi en iyi kullanan PKK-HDP çizgisi oldu.
Bu uygun atmosferin bölgesel bir zemini var.
Kürt milliyetçileri Arap baharının kışa dönmesiyle bölgede yakaladıkları “tarihi fırsattan” sonuna kadar istifade ediyorlar.
PYD, Suriye’de Esad rejimi başta olmak üzere tüm aktörlerle yaptığı geçici ittifaklar sonucu bugün neredeyse ABD’nin sahada “savaşan” gücüne dönüştü.
DAEŞ yöntemine benzer şekilde Batı ülkelerinden gelen gönüllü ya da paralı “yabancı savaşçılarla” yeni bir tür ordu kurdu.
İran’ın Şii milislerine göz yumulduğu gibi bu yeni yabancı savaşçılara da sempati ile bakılıyor.
İçeride ise bir süredir mücadele ile uzlaşma arayışını bir araya getirecek bir imkan yakalandı.
HDP üzerinden “barışın” dili, KCK üzerinden “korku ve şiddetin” pratiği…
Böylece, Çözüm sürecinin sağladığı barış ortamında PKK hem silahları terk etmedi hem Güneydoğu’da fiili bir hegemonya oluşturdu.
AK Parti ve Erdoğan karşıtı olmanın “meşrulaştırıcı” gücü ile PKK-HDP çizgisi bu ikili siyaseti başarı ile yönetti.
Bu çerçevede, tekrar başlayan PKK terörünü nasıl anlamalıyız?
Amaç, Çözüm sürecinde güvenlik bürokrasisinin ataleti ile Güneydoğuda oluşan PKK “hakimiyetinin” sona erdirilmesine engel olmak.
Hangi koalisyon seçeneği olursa olsun, bölgede kamu güvenliğini yeniden tesis etmek kaçınılmaz.
Bu da “fiili PKK hegemonyasına” son vermek demek.
İşte bu yüzden PKK-KCK önleyici, stratejik bir adım atarak şiddetin ve çatışmanın yüzünü gösteriyor.
Nasıl olsa barışşiddet ikilisini yönetebileceğini düşünüyor.
Ortada bir koalisyon yok ve erken seçim ufukta görünüyor.
Bütün bunların altında yatan temel saik, “geç bir milliyetçiliğin” ürünü olan PKK-HDP çizgisinin Kürtlerin “tarihi momentini” kaçırmak istememesi.
Kendisini daha da güçlendirecek mevcut siyaseti, yani barış ve çatışmayı bir arada tutan siyasetini terk etmeyecek.
Bunun, bence, başlıca üç sebebi var:
İlki, PKK, Suriye’de DAEŞ’e karşı ABD ile işbirliği içinde olmanın getirdiği meşrulaşma ve daha fazla silahlanma imkanını sonuna kadar kullanacaktır.
İkincisi, PKK Irak ve Suriye’deki kazanımlarını Türkiye’deki konumunu pekiştirmek için seferber etmekten geri duramayacak.
“Muhayyel Kürdistan’ın” tüm parçalarındaki kazanımlarını ve imkanlarını bileşik kaplar gibi tutan PKK’nın bu stratejisinden vazgeçmek için yeterli mücbir sebep henüz oluşmadı.
Bu yüzden, HDP’nin Kürt kamuoyunu yönlendirme kapasitesine de dayanarak PKK, Güneydoğu’daki fiili hakimiyetinde ısrar edecek.
İster sivil direniş örnekleri ile ister barajları ve kalekolları hedef alan saldırıları ile.
KCK’nın “her tutuklama artık bir misilleme nedeni olacaktır” açıklaması bunun işareti…
Üçüncüsü, PKK-HDP çizgisi, koalisyon dönemi ya da erken seçim dönemi siyasi ortamının kendi ikili siyasetini yürütmeye uygun olabileceğini hesaplıyor.
Özetle, Türkiye’nin etrafındaki çatışma ortamı devam ettiği sürece Kürt milliyetçileri “barış ve şiddeti” birlikte kullanmaya devam edecek.
Bu milliyetçi “hırsı” sınırlandırabilecek gelişme, Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir evreye geçilmesidir.
DAEŞ ve Esad rejimi ile mücadele başta olmak üzere Suriye ve Irak’ta ortak bir yaklaşımın geliştirilmesidir.

Share.

About Author

1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. 1993-2001 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora çalışmaları yaptı. Aynı yıllarda Sakarya Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2001-2009 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 2010-2011 eğitim yılını George Mason Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak geçiren Duran, halen İstanbul Şehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde siyaset bilimi profesörü olarak çalışmalarına devam etmektedir. Değişik kitap ve dergilerde Türk düşünce tarihi, Türk dış politikası, İslamcılık, Avrupa, demokrasi ve sivil toplum konularını işleyen Türkçe ve İngilizce makaleleri bulunan Duran’ın, 19. Dönem Parlamento Tarihi (3 cilt) başlıklı bir de kitabı yayımlanmıştır. Duran ayrıca, Dönüşüm Sürecinde Türkiye, Dünya Çatışma Bölgeleri I-II, Ortadoğu Yıllığı 2008, Türk Dış Politikası Yıllığı 2009 , 2010, 2011 ve 2012 adlı eserlerin editörleri editörleri arasında olup, SETA'nın Genel Koordinatörlük görevini sürdürmektedir.

Leave A Reply