Mark Perry: Cehalet İslamofobi’yi hızlandırıyor

0

ABD’deki İslamofobi’yi Yeni Türkiye’ye değerlendiren ABD’li analist Mark Perry, 1840’lı yıllarda Mason ve Katolik karşıtı hareketlerin şimdilerde İslamofobi’ye evrildiği ve bu duruma cehaletin yol açtığı düşüncesinde.

İstanbul Küresel Forumu’nun 5-6 Ekim’de gerçekleşen Odak Toplantısı’na katılan isimlerden biri de ABD’li yazar Mark Perry idi. Foreign Policy dergisinin önde gelen analistlerinden biri olan, Ortadoğu ile İslam dünyasına yönelik çalışmalarıyla tanınan ve Teröristlerle Konuşmak adlı kitabın yazarı Perry, Forum’da yaptığı Mısır ve Arap Baharı içerikli konuşmasının bir yerinde, “İslamofobi görmek isteyen Mısır medyasına baksın” dedi. Perry’den, oldukça dikkat çeken bu cümlesini Batı dünyasındaki İslamofobi’yle birlikte Yeni Türkiye için değerlendirmesini istedik…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Şubat ayında Viyana’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler (BM) Medeniyetler İttifakı 5. Küresel Forumu’nda yaptığı konuşmada, “İslamofobi’nin esasen Batı’nın mücadele etmesi gereken insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu” söyledi. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Batı’daki İslamofobi’yle ilgili düşünceniz nedir?

Doğrusu, bu konuşmadan haberdarım. Başbakan Erdoğan, Washington’ı ziyareti sırasında yaptığı konuşmada da bundan bahsetmişti. Konuşması, İslamofobi’nin insanlık suçu olduğuna dair oldukça ikna edici bir argüman sunuyor. Kabul ediyorum. Ancak sanırım mesele Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olunca, başka sebepler olmasına rağmen bu konu biraz abartılıyor. Amerika’da İslamofobi var ama derin değil ve bu bir tür yüzeysel İslamofobi. Bunu yok sayamayız ama ulusal bir kriz de değil ve Avrupa’dakinden farklı. Sanırım İslamofobi çok öne çıkıyor, çünkü Avrupa Birliği eski Dışişleri Bakanı’nın bana söylediğine göre İslamofobi tam orada. Çünkü özellikle İngiltere’de Müslüman nüfus daha fazla. Burada eski iktidar elitleri başka yerlerden gelen ve başka dinlere mensup insanların yükselmelerini tehdit olarak görüyorlar. Yani Avrupa’da Amerika’dakinden daha büyük bir kriz söz konusu. Amerika’da ise İslamofobi mevcut ancak öne çıkmıyor. Amerika’daki İslamofobi’ye yönelik daha önemli durum esasen Mısır’daki devrimin İslamofobi’yi dağıtmış görünmesi. Böyle olması bir tür ironi. Sanırım bunun nedeni Mısırlıların aslında demokrasiyle ilgili siyasî bir süreçten geçmiş oldukları gerçeği. Dolayısıyla İslamofobi önemli ama Amerika’da bir kriz [hâlinde] değil. Buna inanmıyorum.

HER YENİ GÖÇ DALGASI ÖNYARGIYI BERABERİNDE GETİRİYOR

Batı Avrupa’daki İslamofobi ile Amerika’daki İslamofobi arasındaki farklardan söz ettiniz. Özellikle Amerika’daki İslamofobi’nin kaynağı sizce nedir?

Dinde farklılıklar, gelenekte farklılıklar, törede farklılıklar, etnik farklılıklar. Amerika’da bunda, her zaman yerli olanın haklarını ve çıkarlarını koruyan [nativizm]ana ayrılık söz konusu. Şöyle ki; 1840’larda bu, Mason ve Katolik karşıtı bir hareketti. Biz göçmenlerden oluşan bir milletiz ama her yeni göç dalgası yeni biçimlerde önyargıyı beraberinde getiriyor. İslâm’a alışkın değiliz. İslâm’la ilgili hiçbir şey bilmiyoruz. Cehalet İslamofobi’yi hızlandırıyor. Sağcı Hıristiyan vaizlerin İslâm’la ilgili olarak onun bir nefret dini olduğunu söylediklerini duyarsınız. Bu vaizlerin, bu inanışa nereden sahip olduklarını etraflıca araştırdığınızda İslâm’ın ne olduğuyla ilgili bir cehalet olduğunu görürsünüz. Amerika’da bu; bir eğitim, doğru bilgilenme ve eğitim sistemimizde farklı dinlere mensup insanlar bulunduğunun öğretilmesi meselesi. Ve sorun bu şekilde çözülebilir. Mısır’da Müslüman Kardeşler şimdi yabancı olarak karakterize ediliyor. Dolayısıyla İslâm’ın bir türünün yabancı olarak düşünüldüğü bir Mısır oluyor ve kendi vatandaşlarınızın gerçek vatandaşlarınız değil de toplumunuzdaki yabancı bir unsur olduğunu söylemeye başladığınızda aslında onlara yabancıymış gibi davranma ya da haklarından mahrum etme veya öldürme salahiyetini kendinize tanıyorsunuz. Sanırım İslamofobi’yi böyle görüyoruz ki; bu gerçekten Amerika’da veya Avrupa’da değil ama Mısır’da olandır.

MISIR’DA DARBECİLERİN AŞIRILIĞI BİLİNÇLİ BİR GİRİŞİM
Özellikle Mısır’da darbe sonrasında Mısırlı liberallerin ve bazı Körfez ülkelerindeki kimi yetkililerin aşırıcılık ile siyasal İslâmcı gruplar arasındaki çizgiyi aşındırmaya başladıklarını ve bir İslamofobi dalgası oluşturduklarını görüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu sabahki oturumda [İstanbul Küresel Forumu Odak Toplantısı] bir meslektaşımız Mısır’da yükselmekte olan bir hoşgörüsüzlük kültüründen ve medeniyetten uzak olmaktan söz etti. Kanı şu ki; kendi vatandaşlarınıza bu şekilde bir görgü çerçevesinde davranabilirsiniz… Ben bundan şunu anlıyorum: Bu, darbecilerin aşırıcılık ve yabancılık korkusunu bir kontrol aracı ve kendilerini önceleme aracı olarak kullandıkları bilinçli bir girişim. Ancak son derece tehlikeli. Zira toplumda kontrol edemediğiniz, şiddet uygulayan güçler size dönebilirler.

Darbeden çok etkilenmiş ve darbe yanlısı bir Mısır kökenli Amerikalı ile konuştum. Bana “Doğrusu biliyor musun Mark, sen bunu idrak edemiyorsun; Mısırlı değilsin fakat Müslüman Kardeşler gerçek Mısırlı değiller. Bu insanlar gerçekten tehlikeli!” dedi. Bu, darbe liderlerinin teşvik ettikleri bir şey. Esas olarak darbeye destek verenlere öldürme yetkisi tanınıyor. İnsanları bir şekilde damgaladığınızda yaptığınız ilk iş onların haklarını ellerinden almak olur. Almanya’da da böyle oldu. İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler Yahudilerin gerçek Alman olmadıklarını söyledi. Onlar [Yahudiler] devletsiz insanlardı. Böylece yasa kapsamında değillerdi. Dolayısıyla onlara istediğinizi yapabilirdiniz ve bunun için yargılanmayacaktınız. Mısır’da olan bu. Gerçekten bir soykırım çağrısı ve son derece tehlikeli. Ancak bu sabahki oturuma benim bakış açım ve cevabım; insanlara kendi katliamlarına katılmaları çağrısında bulunamayız. Bunu yapacak konumda olmamamız gerekir. İşte bu nedenle, Mısır’da yaşananların muhtemelen uzun süreli ve çok kanlı bir iç karmaşa ile sonuçlanmasından korkuyorum.

AMERİKA’DA İSLAMOFOBİKLER SEÇİMLERDE KAYBEDİYOR

Özellikle Amerika’da ve kısmen de olsa Batı Avrupa’daki İslamofobi’nin tehlikeli olmadığından söz ettiniz. Şimdi ise bunun Hitler’in Yahudilerle ilgili olarak yaptıklarının ilk aşamasına benzediği karşılaştırmasını yapıyorsunuz…

Evet, Mısır’da bu oluyor ama Amerika’da olmuyor. Amerika’da bazı siyasî adaylar arasında gerçek İslamofobi’ye dair bulgular var. Açıkça kınandılar. Bu adaylar seçimlerde kaybetti. Florida’da bir vaiz, Amerika’daki Müslümanlara karşı açıkça bir ‘Hıristiyan Cihadı’ çağrısında bulunuyordu. Kendisi alenen aşırıcı olduğu için ve aklî dengesi yerinde olmadığı söylenerek kınandı. Amerika’da uygulanan, iyi işleyen asayiş ve etik güçler mevcut. Bu her zaman böyle olmadı. İslamofobi, 9/11, siyasal İslâm’ın yükselişi gibi şeyleri inşa eden korkuların önemini kaybetmeye başladığına ilişkin hissiyatım oldukça kuvvetli. Amerika köklerine (aslına) dönüyor. Biz bir kanunlar ve hoşgörü ülkesiyiz. Umarım böyledir. Böyle olduğuna inanıyorum.

İSLAMOFOBİ’YE KARŞI EN ÖNEMLİ SİLAHIMIZ EĞİTİM
Amerikan İlerleme Merkezi (CAP) tarafından yayımlanan İslamofobi Raporu’nu hatırlarsınız. CAP, raporunda düzenli bir İslamofobi dalgası olduğunu ileri sürüyordu. Bu tür sistematik, yerleşmiş grupların Amerika’da İslamofobi’yi cesaretlendirmelerine karşın en iyi strateji sizce nedir? Bir PR kampanyası mı, yoksa eğitim mi? Bununla mücadele etmek için çözüm nedir?

Eğitim kullanabileceğimiz en önemli silâh, ama bu uzun vadeli bir çözüm. Eğitim bugün için İslamofobi’nin çaresi değil. Yirmi yıl sonra işe yarar. İslamofobi’yle yansıtılan derin nefret, ivedilikle çözülmesi gereken bir sorun. Yasalarımız var. Kanunlar bütün Amerikan vatandaşları için geçerli ve bu kanunlar ülkemizdeki bütün göçmenleri kapsıyor. Çeşitli gruplara karşı ayrımcılık ve damgalamaya karşı kanunlar çok kesin ve açık. Amerika’da kanun işler. Güçlü, kuvvetli, iyi eğitimli hukukçular nefret tacirlerini mahkeme önüne çıkarır, ayrımcılık yapan kurumları dava ederler. Amerika’da, toplumumuzdaki en iyi araçlardan biri yargı sistemidir ve [sistem]insanların farkı dinlere mensup olmalarından dolayı damgalanmalarına itibar etmez. Amerika’da önemli bir Müslüman kitle var ve İslamofobi nedeniyle uzun süredir endişeliler. 9/11’in hemen ardından bile FBI, Müslümanları potansiyel güvenlik tehdidi olarak görürken, mahkemelerde buna karşı gerçek bir reddiye sergilendi.

KORKULARIMIZI KONTROL ALTINA ALMAYA BAŞLADIK
İslamofobik görünen ve bu nedenle kınanan Amerikalı siyasetçilerle ilgili ifadenize geri dönelim. Şimdi bunun normalleştiğini düşünmüyor musunuz? Müslümanlara karşı açıkça ayrımcılık yapan birkaç aday vardı. Bu durumun siyaset alanında çok normal ve kabul edilebilir olduğunu düşünmüyor musunuz?

Amerikan siyasetinin yapısı ve İslamofobi ile ilgili ilginç olan şey; İslamofobi’nin Amerika’da Müslüman olmayan topluluklar arasında görülmesi. Bu, tarihimizdeki her şeye ters görünüyor. 1960’larda beyazların yaşadığı semtlere taşınan siyahî aileler vardı, siyahiler ile beyaz nüfus arasında gerçek bir gerginlik söz konusuydu. Gerçek bir ayrımcılık vardı. Siyahi çocukları beyazların okullarına gönderdiğimizde gerçek bir ırkçı gerilimle karşılaştık. Şimdi İslamofobi’yle ilgili gerginlikler Müslüman olmayan topluluklarda yaşanıyor. Görebildiğim kadarıyla, Müslümanların bulunduğu ve büyük kentsel bölgelerde İslamofobi hemen hemen hiç yok. İslamofobi’yi hafife alıyorum intibasını uyandırmak istemiyorum ama sanıyorum ülkemde bu durum düzeltilebilir ve yenilebilir; kolay olmaz ama yapılabilir ve yapılagelmektedir. Yani İslamofobi 9/11’den sonra şu ana kıyasla çok daha ön plandaydı. İnsanlar geri adım attılar ve korkularını kontrol altına aldılar; dünyanın karmaşık bir yer olduğunu ve insanların farklı ülkelerden geldiklerini, farklı dinlere mensup olduklarını fark ettiler. Bunu daha önce yaşadık ve tekrar yaşamayalım.

Share.

About Author

Penn State Üniversitesi Erie Kampüsü’nde öğretim üyesi. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Yüksek lisanslarını Uluslararası İlişkiler üzerine Marquette Üniversitesi’nde, Siyaset Bilimi üzerine Syracuse Üniversitesi’nde tamamladı. Doktorasını Syracuse Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde Dış Politika Teorisi ve Liderlik dalında aldı. Ortadoğu Çalışmaları ve Uyuşmazlık Çözümü dallarında da sertifikaları bulunan Kılıç Buğra Kanat, Moynihan Ensitüsü’nde Moynihan Fellow olarak yer alıyor.

Leave A Reply