Masada Tepesi’nden Zeytin Dağı’na: İsrail şiddetinin zihin kökleri

0

Her ulus-devlet gibi İsrail de sahip olduğu toplumsal parçalılığı homojenliğe tebdil edebilmek için pek çok uluslaştırma aracı kullandı ki bunlardan biri de “kurucu mitler”dir. İsrail’in kullandığı kurucu mit(lerin en önde geleni) ise Masada Efsanesi’dir.

Gazze’den gelen hiç ummadığı karşılıkla epey sarsılmış görünen ve saldırının dozunu sürekli artırmak zorunda kalan İsrail’in, bir ulus-devlet olarak köklerine Türkiye’de derinlemesine pek inilemedi. Köklerine inme iddiasıyla yapılan çalışmalar da Yahudiliğin köklerine iniş çabası olmaktan öteye gidemedi. Bir siyasal örgütlenme biçimi olarak ulus-devletlerin incelenmesinde öne çıkan hemen her özellik, sıra İsrail’i incelemeye geldiğinde hep Yahudi kimliğinin gölgesinde kaldı. Oysa İsrail de diğer devletler gibi bir ulus devletti ve Yahudilik, dışarıdan bakıldığında sanıldığı gibi İsrail toplumunu kusursuz bir biçimde bir arada tutmaya yeten bir çimento olmadı hiçbir zaman. Yeknesak gibi görünen ama Doğu ve Batı Avrupa, Rusya, Kuzey ve Latin Amerika, Afrika ve Ortadoğu gibi, kelimenin tam anlamıyla birbirinden farklı olan coğrafyalardan bu küçük toprak parçasına göç ettirilen ve bu coğrafyaların tüm farklılıklarını desen desen üzerlerinde taşıyan, minimum düzeyde ortak özelliğe sahip bir “Yahudi topluluğu”ndan, aynı dili konuşan, aynı kültür ve değerlere, ortak hedeflere, ortak bir tarihe, ortak bir gelecek tasavvuruna ve en önemlisi ortak bir düşman algısına sahip bir “millet oluşturmak” için, uluslaş/tır/ma sürecinden herhangi bir ulus-devlet kadar İsrail de geçti. Her ulus-devlet gibi İsrail de sahip olduğu toplumsal parçalılığı homojenliğe tebdil edebilmek için pek çok uluslaştırma aracı kullandı ki bunlardan biri de “kurucu mitler”dir. İsrail’in kullandığı kurucu mit(lerin en önde geleni) ise Masada Efsanesi’dir.

Masada Efsanesi

Başbakanın Davos çıkışında referans gösterdiği Yahudi müzisyen ve yazar Gilad Atzmon bir makalesinde, Masada Efsanesi anlaşılmadan İsrail terörizmi anlaşılamaz, diyordu. Peki neydi Masada Efsanesi? Türkiye’de pek bilinmese de İsrail toplumu için önemli ve daima canlı tutulan bir mit Masada. İlkokul kitaplarından üniversite sıralarına varıncaya kadar özenle işlenen efsane şiir, tiyatro ve müzikallerin de en gözde temalarından biridir ve askerler yemin töreni için bugün halen millî bir varlık olarak korunan Masada Tepesi’ne çıkarılırlar.

İsrail resmî tarihine göre, -ki o da bu konuda tek bilgi kaynağı olan antik dönem tarihçisi Josephus Flavius’tan aktarır- hikaye kısaca şöyledir: Roma’nın Yahudiler üzerindeki egemenliğinin simgesi olan Büyük Herod, Kudüs ve çevresini ele geçirdikten sonra Sicarii isimli aşırı bir grup Yahudi, Roma’ya karşı ayaklanırlar ve Masada Tepesi’ni ele geçirirler. Doğal bir kale şeklinde olan tepe, bir yandan Roma zulmünden kaçan Yahudilere sığınak olurken diğer yandan da isyancı Yahudilerin Roma birliklerine karşı tertip ettikleri saldırılar için bir üs vazifesi görür. Sonunda tepe, büyük bir Roma birliği tarafından kuşatılır ve saldırı anına dek gün be gün kuşatmaya katılan asker sayısı artırılır. Kuşatma uzatılarak Yahudilerin kalede biriktirdikleri erzakın bitmesi beklenmektedir. Masada Tepesi’ndeki 967 Yahudiye karşı 10.000 ilâ 15.000 gibi ezici bir sayıda Roma askeri kuşatmadaki yerini almıştır. Bugün okul sıralarında İsrailli çocukların zihnine nakış nakış işlenen bu hikâyenin efsaneleşmesi tam da bu noktadan sonra başlar. Masada Tepesi’ndeki 967 kişi yenilginin kaçınılmaz olduğunu anladıklarında liderleri onları toplar ve bir konuşma yapar: Roma askerlerinin eline düşüp rezil ve zelil köleler olmaktansa burada onurlarıyla ölmeleri (kendilerini öldürmeleri) daha iyidir. Böylece hem kendilerinden sonra gelecek nesillere onurlu bir geçmiş bırakabilecekler hem de Roma ordusuna karşı “bir avuç cesur Yahudinin onurlu mücadelesini” tüm insanlığa duyurmuş olacaklardır. Ve böylece aynı durum “bir daha asla” vuku bulmayacaktır.

Ne var ki Yahudi inancında intihar yasaktır; ama formül, grubun lideri Eleazar ben Ya’ir tarafından bulunmuştur: “…Bırakın karılarımız kötü yola düşmeden, bizden önce ölsünler; bırakın çocuklarımız ölsün, köleliğin acısını tatmadan… Onları öldürdükten sonra da karşılıklı olarak birbirimizi öldürelim.”

Buna göre içlerinden küçük bir grup -bir rivayete göre 8, bir diğerine göre ise 11 kişi- oradaki herkesi öldürecek, daha sonra da karşılıklı olarak birbirlerini öldüreceklerdir. Ben Ya’ir tüm eşyaların yok edilmesini ancak yiyeceklere dokunulmamasını emreder: “Yiyecekler bizim ihtiyaçlar yüzünden ölmediğimizin kanıtı olacaktır. Böylece bizim asıl kararımız, yani ölmeyi köleliğe tercih ettiğimiz anlaşılacaktır.” Ve neticede Roma askerleri Masada’ya girdiklerinde 967 cesetle karşılaşırlar. Masada’nın düşüşü Büyük İsrail’in kuruluşuna kadar sürecek olan bir sürgün, esaret ve zillet döneminin başlangıcını temsil etmektedir. Böylece Büyük İsrail kurulduğunda sürgün sona erecek ve “Masada bir daha asla düşmeyecek!”tir.

İsrail’in psikolojisi

Siyonizm’in, efsaneyi toparlayıcı bir güç olarak kullanmayı seçişi ile birlikte, Masada Efsanesi 1920’li yıllarda Yahudi toplumu içinde öne çıkmaya başlar. Bu tarihten itibaren seküler Siyonizmin bu efsanenin zihinlere yerleşmesine büyük destek verdiği görülür. Hikâyeyi biraz derinlemesine ele aldığımızda analojiler yoluyla efsanenin seçiliş nedenlerine ulaşmak ve bugünkü İsrail militarizminin derinliklerine inebilmek mümkün; zira efsanede geçen Masada Tepesi ile bugünkü modern İsrail arasında birtakım benzerlikler bulunmakta ya da yöntem olarak bu tarz benzerlikler oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu benzerlikleri anlamaya giden bir kapı aralandığında Masada’nın “milli efsane” olarak seçilişinin nedenleri ve bugün için ortalama bir İsraillinin psikolojisi de ortaya çıkmış oluyor.

Efsanede küçük ve yüksek bir tepe olan Masada’nın, Roma askerleri tarafından kuşatılmasıyla birlikte dışarı ile olan bağlantısı kopar. Yani tepe, düşman denizinin ortasında bir tür ada oluverir. Ada metaforu, zihin dünyasında bir yönüyle kurtuluşu diğer yönüyle de yalnızlığı simgeler. Hikâyede geçtiği gibi tepeye çıkanlar, düşman zulmünden selamete ermişlerdir. Keza onlara yardım edecek kendilerinden başka kimseleri de yoktur, bu adada tek başlarınadırlar. Bu tabloyu bugüne uyarladığınızda, etrafı düşmanlar ile çevrili ve hiçbir komşusu ile dost olmayan, düşman denizinin ortasında bir İsrail tablosu ile Masada’nın ne kadar benzeştiği görülür. (Rejimler için olmasa da tüm bölge halkları için İsrail hâlâ ve hep düşmandır.) Öte yandan “Vadedilmiş Topraklar” ve “Büyük İsrail” hedefinden hareketle, Siyonizmin Kudüs çevresinde kurmaya çalıştığı devlet, dünya üzerindeki Yahudilere yeniden kurtuluş vadeden bir “ada” mertebesine ulaşır. Tarih itibariyle, İsrail ulus-devletinin toplumsal tabanı -yani ulusu- olmaya namzet topluluklara verilen mesaj bu yolla oldukça etkili kılınmıştır.

Dikkati çeken diğer nokta, taraflar arasındaki amansız nicelik farkı. “Binlerce (10.000 ilâ 15.000) Romalı askere karşı sadece 967 kişi” vurgusu bugünkü modern İsrailli kimliğinin temel özelliklerinden birini teşkil eder. Bugün etrafı düşmanları tarafından “bir kere daha kuşatılmış” olan İsrail’in nüfusu, son verilere göre yaklaşık 7,8 milyondur; kuşatan “düşman kuvvetlerinin” (Mısır, Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan ve İran ) toplam nüfusları ise yaklaşık 260 milyon. Burada biraz ileri giderek kaba bir matematik hesap yaparsak, Masada’da direnmek zorunda olan topluluğun düşmana oranı ortalama yaklaşık yüzde 8 iken bugün İsrail nüfusunun, etrafını saran “düşmanlarına” oranı ise sadece yüzde 3. Bu açıdan “Masada’dakinden beter” bu durum karşısında İsrail toplumunda düşman merkezli bir algı ve yaşam biçimi oluşturmak çok zor görünmüyor. Bu da aslında İsrail toplumunun kimliğine şekil veren o meşhur milli söylemi, “yığınlara karşı bir avuç” söylemini besliyor. Ötekini daima bir düşman ve kendi bekasına yönelik bir tehdit olarak gören bu tür bir algıyla inşa edilen militarist bilincin mobilize ettiği kitlelerin, giderek daha ırkçı ve orantısız tepkiler vermekte oldukları, kolayca başvurdukları şiddeti son derece meşru kabul ettikleri görülüyor.

Masada’daki toplu intihar eylemi ise bugün ile benzerlik göstermeyen tek noktayı teşkil ediyor. Burada intihar, doğrudan bir benzetme değil, ulusal bilinci oluşturmak için süreci tersinden okuma aracı olarak kullanılıyor. Masada’daki grup, gelecek nesillere ve tüm dünyaya “Masada bir daha düşmeyecek!” mesajı vermek için intihar ediyorlardı. Modern ulusal bilinçte bu intihar önemli bir ortak/laştırıcı tarihî simgeyi oluşturuyor; acı simgesini. Geçen yüzyılın ortasına kadar Avrupa’da Yahudilerin uğradıkları katliamlar modern dönemin ortak/laştırıcı acı simgesini teşkil ediyordu. İsrail toplumu bu acılar üzerinden ortaklaştırılarak, kökenleri ve sahip oldukları farklılıklar ne olursa olsun, ortak bir geçmiş ve gelecek tasavvuruna sahip bireyler haline getirilerek bir ulus olmaları amaçlanıyor. İşte bu noktada aşina olunan bir başka söylem çıkıyor karşımıza: “Bir daha asla!” Masada’daki katliamın benzerlerinin, örneğin Avrupa’da yaşananların, bir daha asla yaşanmaması için artık “her şey mubah” hale geliyor ve bu çarpan etkisiyle iki kat militarize olmuş bir toplum ortaya çıkıyor. Bir diğer farklılık, bu militarize toplumun Masada ve Avrupa tecrübesine karşı geliştirdiği modern formülde ortaya çıkıyor ki bu da militarist bakışın ve şiddet eğiliminin İsrail toplumunda ulaştığı bilinçaltı derinlik düzeyini gösteriyor: “If Israel goes down, we all go down” yani “İsrail düşerse, dünya da bizimle beraber düşer!” Yahudi toplumunun herhangi bir şekilde yeni bir kötü sonla yüzleşmesi gerekirse bu defa yalnız gitmeyeceği tehdidi, dünyaya verdiği “hep beraber gideriz!” mesajı Masada miti yoluyla İsrail halkında oluşturulan militarist bilincin şu aşamada hedefine ulaştığını gösteriyor.

Bugün İsrail’in saldırganlığını topyekun bir efsaneye bağlamak elbette makul ve mümkün değil; ancak görüldüğü üzere mevcut bazı özelliklerin tesadüften öte bir benzerlik arzetmesi, durumu incelemeye değer kılıyor. Masada, İsrail terörizminin kökeni ve psikolojisini anlamakta epey zihin açıcı bir efsane. Bu psikoloji anlaşıldığında ise İsrail’in tüm kural tanımazlığının geri planı biraz daha anlaşılır olacak.

Kaynak: Star Açık Görüş

Share.

About Author

Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Mezunu olan Muttalip Tütüncü, başbakanlıkta çalışmaktadır. Arapça ve İngilizce dillerine hakimdir. Twitter: @MuttalipTutuncu

Leave A Reply