Muhalefet partilerinin aday stratejileri

0

AK Parti’nin üç dönem kuralı ile birlikte birçok kıdemli siyasetçiyi saha dışına çıkarması, sadece AK Parti’yi değil başta CHP olmak üzere diğer partileri de etkilemiş görünüyor.

Partilerin milletvekili adayları nihayet belirlendi. Seçim yarışı, şimdi gerçek anlamda başlamış oldu. Parti içi çekişmelerin, alan kapma mücadelelerinin son bulacak olması başlı başına güzel bir gelişme. Muhtemelen, önümüzdeki birkaç gün aday yapılmayanları, adaylıktan çekilenleri, sürpriz isimleri konuşacak, ardından liste tartışmasına son vereceğiz. Bundan böyle siyasi aktörlerden beklenen, enerjilerini seçimde başarı elde etmeye sevk etmeleri olacak.

İktidar partisinin aday listelerini, seçim stratejisini daha çok konuşuruz. Fakat müsaadenizle ben mevcut aday listeleri üzerinden muhalefet partilerinin strateji ve çelişkilerini analiz etmeye çalışacağım.

AK Parti’nin üç dönem kuralı ile birlikte birçok kıdemli siyasetçiyi saha dışına çıkarması, sadece AK Parti’yi değil başta CHP olmak üzere diğer partileri de etkilemiş görünüyor. Bu seçime sadece AK Parti değil, CHP, MHP ve HDP de yeni yüzlerle giriyor, birçok eski ismi ise oyun dışı bırakıyor.

CHP, Kılıçdaroğlu’nun partinin başına geldiği dönemden bu yana “Yeni CHP” söylemini kullansa da bu, parti kadrolarına pek yansımadı. CHP, ilk defa küçük kozmetik müdahalelerin dışına çıkıp, yeni bir liste yapmayı deniyor. CHP yönetimi yaptığı önseçimi de fırsat bilerek listeleri ciddi şekilde değiştirdi.

Peki, bu CHP için bir zihniyet değişimini, toplumla daha barışık, toplumun bütününe seslenebileceği yeni bir siyaset yaklaşımını mı ifade ediyor? Yoksa daha kimlikçi, daha sert, daha gergin bir CHP siyaseti mi çıkacak karşımıza? Açıkçası benim okumam, daha sert ve kimlikçi bir CHP ile karşı karşıya kalacağımız yönünde. Bu bağlamda CHP, HDP’ye oy kaptırmama çabası içinde bir seçim stratejisi izleyecek gibi görünüyor. Alevi oylara hitap eden ve Gezi sosyolojisini HDP’ye teslim etmeme gayreti içine giren bir CHP çıkacak karşımıza.

***

HDP’nin aday listelerine baktığımızda “Türkiyelileşme” amacına matuf bir kompozisyonla karşılaşmadığımızı hemen söylememiz gerekir. HDP’nin aday listeleri, etnik Kürt milliyetçiliğini önceleyen, bu noktada da PKK çizgisini benimseyen isimlerden müteşekkil görünüyor. Bu durumda, HDP “Türkiye’nin partisi olma” söylemini “Erdoğan karşıtlığı” zemini üzerine bina etmeye devam edecek gibi duruyor. “Erdoğan karşıtlığı siyaseti”, HDP için Erdoğan karşıtı cepheden oy devşirmek için bir fırsat olarak görünse de, Kürt toplumu nazarında ciddi şekilde kuşku yaratacak. Kim ne derse desin, Erdoğan ismi Kürt toplumunun büyük bir kesiminde çözüm sürecinin arkasındaki siyasi irade anlamına geliyor. HDP’nin bir de bu süreçte etnik Kürt milliyetçi çizgisini perdelemek için gayret sarf edecek olması, Kürt toplumu içinde yeni kuşkular yaratacak.

HDP’nin bir başka çelişkisi de şu. HDP, seçim sürecinde, o muhayyel “Gezi ruhu”na seslenmeye çalışacak. Fakat Gezi ruhunun bedenlenmemesi için de ayrı bir gayret sarf etmesi gerekecek. Zira, 6-8 Ekim olaylarının acı hatırası sokakta peşini bırakmayacak.

***

MHP, bu seçime çok büyük bir anlam atfediyor. Geçtiğimiz iki seçimde paralel yapıyla yakınlaşmasından kaynaklanan hataları tekrar etmemeye çalışacak gibi görünüyor. Bu bağlamda en büyük imtihanı aday listelerinde paralel yapıyla arasına mesafe koyabilme imtihanı oldu. İlk etapta MHP’nin paralel yapıya yakın isimleri liste dışı bıraktığı görülüyor. Fakat MHP listeleri açısından en ilginç durum, MHP’nin bir yandan ideoloji partisi olarak kendisini tahkim etmeye çalışırken, bir yandan da kitle partisi hüviyetine bürünme çabası içinde olması. MHP, bir yandan yeni yüzleri bünyesine katarken, diğer yandan daha önce yönetim dışı bırakılmış, sert kimlikçi figürleri sahneye taşıyor.

Seçim yarışı, iç içe geçmiş birçok stratejinin aynı anda arzı endam edeceği zorlu bir yarış olacak. Yeter ki, vesayet olmasın, yeter ki illegal müdahaleler olmasın, siyaset de, siyasi mücadele de iyidir…

Share.

About Author

1998’de İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini 2000 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde tamamladı. 2002-2003 öğretim yılında ABD’de Utah Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde misafir araştırmacı olarak bulundu. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde doktorasını tamamladı. Modernleşme Kuramı: Eleştirel Bir Giriş (İstanbul: Küre Yayınları, 2. baskı, 2005) isimli kitabı kaleme aldı. Altun’un medya sosyolojisi, medya kuramları, sosyolojik teori ve Türk modernleşmesi alanlarında ulusal ve uluslararası akademik dergilerde çeşitli makaleleri yayımlandı. 7 yıl kitap yayıncılığı sektöründe çalıştı. 3 yıl süreyle Anlayış dergisini yönetti. Medya ve iletişim sosyolojisi, siyasal iletişim, Türk modernleşmesi, Türkiye politik kültürü ve siyasal düşünce hareketleri alanlarında çalışan Dr. Altun, halen İstanbul Şehir Üniversitesi öğretim üyeliği görevlerini yürütmekte, SETA İstanbul’da Genel Koordinatörlük görevini sürdürmektedir.

Leave A Reply