Obama’nın ‘Alis Harikalar Diyarında’ Suriye stratejisi

0

Suriye için stratejik bir hedef telaffuz etmek ve öncelikle siyasi-askerî çatışma planı geliştirmek yerine Obama hükümetinin “stratejisi” ilk önce daha az çaba sarf etmek oldu.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Barack Obama’nın Suriye’de devam eden iç savaşa muhaliflere sınırlı ölçüde nitelikli silâh sağlanması yoluyla doğrudan müdahalede bulunulması kararı oldukça önemli bir dış politika kararıdır.

Bir an için Suriye’nin kimyasal silâh kullandığına ilişkin delil bulunduğunu unutalım ya da yönetimin Suriyeli muhalifleri böyle bir delil bulunmasından önce silâhlandırmaya karar verdiğini unutalım. Başkan’ın bizzat muhaliflerin silâhlandırılmasıyla çok fazla bir şeyin başarılabileceğini düşünmediğini de unutalım, Amerikan halkının yalnızca yüzde 11-20 civarında Obama’nın kararını desteklediğini de; analistlerin bu kararla ilgili olarak “çok geç atılmış çok küçük bir adım” dediklerini de ve hatta Kongre çevresinin bu girişimi yetersiz bulmasını da…

Amerika’nın dış politikasında böyle bir kaymayla ilgili en büyük sorun, Başkan tarafından bir açıklama yapılmamış veya bir konuşma yapılmamış olması. Bir üst düzey yetkilinin açıkça neden Amerika’nın Ortadoğu’daki karışıklığa derinlemesine müdahalede bulunmak istediğini anlatacak bir ifade kullanmaması yahut bir anons yapmaması; hatta Amerika’nın niçin Suriye’deki bir iç savaşta riske girdiği konusunda ve Amerika’nın hangi stratejik hedefi başarmak istediğine ilişkin bir açıklamanın gelmemesi en büyük sorun. Obama’ya doğrudan neden nitelikli silâh yardımı kararı aldığı sorulduğunda “Suriyeli muhaliflere yönelik programlarımızla ilgili özel açıklamalarda bulunamam ve bulunmayacağım” şeklinde konuşuyor.

Devlet makamlarının hesap verebilir olması ve politika seçimlerinin değerlendirilmesiyle ilgili en önemli nokta, öncelikle bu politikaların neler olduğunu anlamaktan geçiyor geçmesine de, 13 Haziran tarihli anonstan bu yana Obama hükümeti yetkilileri sadece aşağıdaki sebepleri sıralayabildiler:

Başkan Obama:

– “Biz barışçıl, mezhep bölünmelerine uğramamış, demokratik, meşru ve hoşgörülü bir Suriye istiyoruz. Bu bizim ağır basan hedefimiz. Kan akıtılmasının durdurulmasını istiyoruz. Kimyasal silâhların kullanılmadığından emin olmak istiyoruz ve bu silâhların yanlış kişilerin eline geçmediğinden emin olmak istiyoruz.”

Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Ben Rhodes:

– “Suriyelileri geniş çaplı bir şekilde temsil edebilecek bir muhalefetin oluşturulmasına yardımcı olmak”,
– “Rejim karşıtlarına daha ılımlı bir temel sağlamak ve böylece aşırıcıları en aza indirerek gücün halka geçmesini sağlamak; Suriyelilerin haklarına saygı duyulmasını sağlamak”,
– “Devlet kurumlarını koruyacak bir tür geçiş istiyoruz.”

Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki:

– “Karada muhalefeti güçlendirmek ama aynı zamanda muhaliflerin siyasi örgütlenmesini de kuvvetlendirerek etkinliklerini, uyumlarını arttırmak istiyoruz.”
– “Amaç, muhalefetin genişlemesi… Bir lider seçmeleri gerekiyor.”
– “Siyasi bir çözüm, siyasi bir geçiş… Buna odaklanıyoruz.”
– “Karadaki durumun muhalefet lehine gelişmesini… Dengenin değişmesini istiyoruz.”
Amerikan Savunma Bakanı Chuck Hagel:
– “Suriye’deki bu sorunun tam bir kırılma olmamasını temin etmek ve Suriye’nin parçalanmamasını sağlamak istiyoruz.”
Amerikan Dışişleri Bakanı John Kerry:
– “Askeri bir çözüm aramıyoruz; masaya oturup siyasi bir anlaşma ortaya çıkarmak istiyoruz.”

Bu ifadelerin bazıları örtüşürken, hükümet yetkilileri sadece son 12 gün içerisinde Amerika ve onun Suriye’deki müttefikleriyle ilgili bir düzine amaç sıraladılar. İç savaşlarda üçüncü partilerin müdahalesiyle ilgili olarak hiçbir zaman bu kadar az şey için bu kadar çok şey istenmedi. Tek bir açık-seçik stratejik hedef olmaksızın ya da tek bir öncelik derecesi olmaksızın, böyle bir maksimalist ve minimalist hedef karışımı bütün Amerikalıların canını sıkıyor olmalı. Bu durum akla Alis Harikalar Diyarı’nda Alis ve Cheshire Kedisi arasında geçen şu konuşmayı hatırlatıyor: “Nereye gittiğini bilmiyorsan, her yol seni oraya götürecektir.”

Siyasi kaymanın uygulamadaki etkisi Amerika’nın artık Özgür Suriye Ordusu (FSA) ile resmen bağlantılı hâle gelmiş olmasıdır ki, bu ordu şimdi Yüksek Askerî Konsey’in ve eski Suriyeli General Salim İdris’in idaresinde. Beyaz Saray’ın Suriye’de kimyasal silâh kullanıldığına ilişkin açıklamada bulunmasından kısa bir süre önce İdris, “Karadaki dengeyi değiştirecek şekilde mühimmat ve silâh yardımı almazsak açıkça Cenevre’ye gitmeyeceğimizi söyleyebilirim” uyarısında bulunmuştu. İdris’in Cenevre’deki görüşmelere katılmak için şartlandırılması yerine, Amerika gelecekte bir gün İdris’in Cenevre’ye gidebileceği ümidiyle muhaliflere silâh yardımında bulunmayı tercih etti – kimin kim üzerinde ne kadar etkili olduğunu gösteren ilk işaretlerden biri.

Bir iç savaşta dış güçlerden biri belli bir muhalif grubu desteklediğinde, bu güç kendi itibarını ve gücünü de muhaliflerin mevcut rejime karşı başarılı olmaları için yatırım yapmış olur. Dışarıdan müdahalede bulunan güç aşağıdaki hâllerde başarısızlığa uğrayabilir: 1) Eğer kendilerine destek verilen gruplar sahip oldukları gücün göreceli olarak azaldığını görüyorsa, 2) Dışarıdan müdahalede bulunan güçlerin aslında tecrit etmek yahut önem derecesini azaltmak istedikleri muhalifler itibar ve güç kazanmaya başlamışlarsa veya 3) İktidardaki rejim konumunu sürdürebiliyorsa. Dolayısıyla Amerika ve ortakları Suriye’de “karar veren taraf” değiller ama veren tarafların tarafı olarak hedefleri daha karmaşık hâle getiriyorlar. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande kısa bir süre önce FSA’yı arayarak kendilerinden İslâmcı gruplarla savaşmalarını ve bu grupları dışlamalarını istedi. Tabii bu da başka bir hedef…

FSA’nın Washington merkezli lobi kanadından bir sözcü ise Beyaz Saray’ın bu konuya eğilmesinden memnunluk duyduklarını belirterek, “Obama şimdi doğrudan bu işe yönelmiş bulunuyor, dolayısıyla kazanıp kaybetmemiz konusunda kendisi daha fazla risk almış oluyor” dedi. Bu ifade elbette herhangi bir çatışmada daha zayıf olan taraf için stratejik bir hedef belirlenmesi anlamına geliyor: Dışarıdan müdahalede bulunan üçüncü partilerin muhaliflere kazanmaları için yardımcı olmak adına siyasi ve askerî desteği artırmaları…

Suriye’ye müdahale edilmesinden yana olanlar Amerika’nın itibarının İran, Ortadoğu, dünya vs. karşısında ortaya konulduğunu iddia ediyorlar. Kaderini FSA’ya bağlayan bir Amerika’nın itibarı şimdi her zamankinden daha fazla riskte. Eğer Özgür Suriye Ordusu karadaki savaşta başarısız olursa, kendilerine yeteri kadar ya da yeteri kadar güçlü silâhlar temin edilmediğini ileri sürecekler. Ancak birleşik silâhlı muhalif gruplar Beşşar Esed rejimine karşı askerî bir çözüm aranabileceğine inanmalılar mı, eğer öyleyse o zaman neden Cenevre diplomasi sürecine angaje oluyorlar?

Dahası, belli muhalif grupları silâhlandırmanın Obama yönetiminin hedeflerine ulaşmasına ne şekilde hizmet ettiğini görmek zor. Örneğin, neden Yüksek Askerî Konsey’in daha fazla birleştirici olabilmesi veya daha geniş bir alanı temsil etmesini sağlamak için kendilerine daha fazla silâh temin edilmesi gerekiyor? Konsey ek silâhları kendine saklayabilir ve diğer muhalif gruplara göre kendi cephaneliğini güçlendirebilir, hatta satabilir. Son olarak, söz konusu silâhlar Özgür Suriye Ordusu içerisinde daha fazla çatlağa sebep olabilir. Kısa bir süre önce Suriye’ye ulaşan bir silâh sevkiyatı ile ilgili olarak FSA sözcüsünün şöyle bir şikâyeti olmuştu: “Dağıtım adil değildi, gelişigüzeldi, kendi tanıdıkları insanlara yapıldı.” Şam’da bir muhalif lider, “(böyle yaparak) Amerikalılar muhalif gruplar arasında bir çekişmeyi arttırabileceklerini görmüyorlar mı?” sorusunu soruyordu.

Suriye ile ilgili tartışmalarda hükümet yetkilileri Irak Savaşı sonrası müdahaleci mantrayı tekrarlayıp duruyorlar: “Bütün seçenekler masada…”; postalların karada olması hariç… Ya da bir kıdemli yetkilinin dediği gibi, “En az müdahale için en iyi seçeneğin ne olduğunu arıyoruz.” Suriye için stratejik bir hedef telaffuz etmek ve öncelikle siyasi-askerî çatışma planı geliştirmek yerine Obama hükümetinin “stratejisi” ilk önce daha az çaba sarf etmek oldu. Eğer Beyaz Saray Amerika’nın Suriye’deki vaatlerini en aza indirgemek için yerine getirmek isterse o zaman belirlediği siyasi ve askerî hedeflerin sayısını da azaltması gerekir. Başkan Obama Suriye’de, “Yolunuzun daha fazla vaatler doğrultusunda daha derinlere kayması çok kolay” derken, olayın farkında olduğunu dile getiriyordu ve bu özellikle Amerika ile müttefiklerinin neden Suriye’de olduklarıyla ilgili olarak çok karmaşık ve belirsiz bir hâlde bulundukları zaman da doğru bir ifade olma özelliğine sahip…

Kaynak: Foreign Policy, 25 Haziran 2013,
Çeviren: Handan Öz

Share.

About Author

Yeni Türkiye, ülke ve dünya gündeminin önemli başlıklarını bir araya getirmeyi amaç edinen bir yorum-analiz sitesidir. İç politika, bölgesel ve küresel siyaset, ekonomi ve düşünsel akımları kapsayan geniş bir alanda yayın faaliyeti yürütmektedir. Türkiye ve dünyanın önde gelen medya organlarını, web sitelerini ve düşünce kuruluşlarını düzenli olarak takip eden Yeni Türkiye, sahip olduğu geniş yazar kadrosunun özgün üretimleri dışında en güncel ve seçkin yazılı, sesli ve görsel haber, yorum, analiz ve raporları okurlarıyla buluşturuyor. Türkiye ve dünya gündemine olabildiğince geniş bir perspektifle bakmayı amaçlayan düşünsel bir platform olarak tasarlanan Yeni Türkiye, okuyucularının özgün yorumlarına da yer vermektedir.

Leave A Reply