Pozisyon siyaseti ve koalisyon riskleri

0

Koalisyon pazarlıklarında kolay olan bakanlıkların dağılımı ve hükümet programı üzerinde ortak bir çerçevenin oluşturulmasıdır. Ancak daha zor olan hususlar ise, her partinin hem kendi içinde yaşanacak krizleri çözmesi hem de kendi seçmen tabanını, koalisyon kurduğu parti için ikna etmesidir.

Seçimlerinin daha sonuçları bile tam kesinleşmeden MHP lideri Devlet Bahçeli, kendi partisinin hiçbir koalisyon alternatifinin içinde olmadığını belirterek, tüm koalisyon seçeneklerini sıraladı.

9 Haziran’da HDP Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş, koalisyonu AK Parti ve CHP’nin kurması gerektiğini söyledi. Ama koalisyon seçeneklerinin içinde kendi partisini hiç görmedi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise, kaybettiği seçimin başbakanını kendisi tayin ederek, seçimden üçüncü olarak çıkan partinin genel başkanı Devlet Bahçeli’yi başbakan olarak işaret etti. Ardından da, Türkiye siyasal tarihinde çok az partinin ulaşabildiği yüzde 41 oy olan AK Parti’ye halkın muhalefet görevi verdiğini söyledi.

Tüm bu pozisyon siyasetine yönelik yapılan manevraları söz konusu partilerin çelişkilerinin altını çizmek için sıraladım.

İlk çelişki, bu partiler bir taraftan ülkenin yönetimsiz kalmayacağını söylerken, diğer taraftan koalisyon ihtimallerini zorlaştıran bir pozisyon siyasetini uygulamaktalar.

İkinci önemli bir çelişki, kurulacak bir koalisyon hükümetiyle siyasetin normalleşeceğini, ülkede toplumsal kutuplaşmanın azalacağını iddia ederlerken; aynı zamanda ortaya koydukları her söylemde, yüzde 41 oy almış partiye, partinin kurucu liderine ve seçmenlerine yönelik hesaplaşma siyaseti gibi argümanlarla kutuplaştırmayı kendileri en üst seviyede devam ettirmekteler.

Bir üçüncüsü, bu partilerin hepsinin ortak vurguladığı husus, erken seçimin ülkeye zarar vereceği için ihtimal dahilinde olmaması gerektiği. Ama aynı zamanda, AK Parti’siz bir koalisyon ihtimali mümkün olmadığı halde, AK Parti ile koalisyon seçeneklerini imkansızlaştırmaya dönük bir siyaset izlemekteler.

Önemli diğer bir çelişki ise, seçimde AK Parti’nin mutlak olarak seçmen nezdinde iktidarının sonlandırıldığını söylerken, sanki AK Parti’nin kesin bir şekilde kendilerine mahkum olduğuna yönelik bir tutum içerisindeler. Halbuki seçimde ortaya çıkan sonuç, açık olarak tüm partilere ortak bir sorumluluk yüklemiştir.

Son olarak, bu partiler kendi aralarında koalisyon hükümeti alternatifinin imkansızlığını gördükleri halde, hala seçim öncesi AK Parti’ye karşı oluşturulan ‘koalisyon bloğu’nu tüm yönleriyle devam ettirmektedirler.

Bu açılardan bakıldığında AK Parti’nin bu partilerle koalisyon kurması sanıldığından daha zor. Koalisyon pazarlıklarında kolay olan bakanlıkların dağılımı ve hükümet programı üzerinde ortak bir çerçevenin oluşturulmasıdır. Ancak daha zor olan hususlar ise, her partinin hem kendi içinde yaşanacak krizleri çözmesi hem de kendi seçmen tabanını, koalisyon kurduğu parti için ikna etmesidir.

Bu bağlamda, AK Parti-CHP ya da AK Parti-MHP koalisyon ihtimallerinde bu her üç partinin kendi içinde krizler ve tabanlarında oy kaymaları ihtimal dahilindedir. CHP kendi sorunlarını bile yönetmekte krizler yaşarken, AK Parti ile bir koalisyon kurulması halinde partinin katı Kemalist ve ulusalcı bloğu yeni arayışlara girecektir.

AK Parti ise tabanını bu koalisyon seçeneğine ikna etmede zorlanacaktır. Örneğin Milli Görüş geleneğine yakın seçmen daha küçük partilere yönelme ihtimali bulunmaktadır. Bu ihtimaller üzerinden bakıldığında, son seçimle birlikte, Türkiye’nin dört partili bir siyasal yapıya doğru evrildiğini söylemek bir yanılsama olabilir. Çünkü koalisyon tecrübeleri küçük partilere yaramaktadır. Ve bu partiler anlamlı oy oranlarına ulaşabilmektedir.

Böyle bir ihtimali gördü mü bilinmez ama HDP’nin iki farklı yapıya bölünerek Batı ve Doğu için farklı bir siyaset izlemeye yöneleceği bilinmektedir. Bu anlamda koalisyon hükümetinin en çok HDP’ye yarayacağı aşikardır.

Share.

About Author

Lisans eğitimini (2003) Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde ,Yüksek Lisansını (2005) yine aynı bölümde ,doktorasını ise (2012) Sakarya Üniversitesi’nde "Türkiye’de Güvenlikleştirme Siyaseti 1923-2003" başlıklı doktora teziyle tamamladı. Doktora sürecinde bir yıl süre ile Belçika Katholieke Universiteit Leuven’de araştırmacı olarak bulundu. Türkiye’de güvenlik siyaseti, demokratikleşme, İslamcılık, Ortadoğu’da demokratikleşme ve Suriye üzerine çalışmakta ve Sakarya Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde dersler vermektedir.

Leave A Reply