Soljenitsin’in Bir Günü: SSCB’yi Sarsan Kitap

0

Aleksander Soljenitsin’in bir klasik hale gelen romanı “İvan Denisoviç’in Bir Günü” 50 yıl önce bu ay basılmıştı. Sovyet çalışma kampı sistemi olan Gulag’da hayatta kalma mücadelesi veren bir mahkûmun kısa ve basit anlatımlı hikâyesini aktaran roman günümüzde yirminci yüzyılın en önemli kitaplarından biri olarak kabul ediliyor.

Doğudan yeşilimtırak bir ışık parlamasına rağmen halen karanlıktı. İnce, korkutucu bir rüzgâr da aynı yönden esiyordu. Sabah, çalışma yürüyüşü için dışarı çıkmak üzereyken daha kötü bir an olamazdı. Karanlıkta, dondurucu soğukta, karnınız aç ve bütün bir gün önünüzde. Konuşma yetinizi kaybediyorsunuz…

Kasım 1962’de bir hikâye Sovyetler Birliği’ni sarstı.

Aleksander Soljenitsin bir cezaevi kampında mahpus olan İvan Denisoviç Shukhov’un yaşamındaki bir günü tasarladı.

Roman karakteri kurgusal idi ancak bu karaktere benzer, Josef Stalin’in terör dalgasının bir parçası olan Gulag’lara gönderilen ve aralarından Soljenitsin’in de bulunduğu, milyonlarca masum vatandaş vardı.

Sansür ve korku kamplar hakkındaki gerçeğin yayınlanmasını engellemişti. Ancak bu hikâye basıldı, SSCB artık hiçbir zaman aynı olmayacaktı.

“Bilgiye ulaşmaktan tam anlamıyla mahrumken Soljenitsin gözlerimizi açmaya başladı” diye hatırlıyor yazar ve gazeteci Vitaly Korotich.

Kamplardaki yaşama ilişkin olarak “hakkında düşünmenin bile imkânsız olduğu” bir şeydi diyor Korotich: “Kitabı tekrar tekrar okudum ve onun ne kadar cesur olduğunu düşündüm. Bir çok yazarımız vardı ancak böyle cesur bir yazarımız yoktu.”

Stalin’in ölümünden yaklaşık on yıl sonra Soljenitsin’in romanı Sovyet lider Nikita Kruşçev’in onayı ile basıldı. Kruşçev, Gulag üzerine bir kitabın yayınına izin vermenin Stalin’in kişi kültünü yıkmaya yardım edeceğini düşündü. Bununla birlikte bu hikâye birçok kıvılcım saçtı.

“Bir kere yayınlandıktan sonra durdurmak imkânsızdı” diye anımsıyor Korotich. “Hemen ardından birçok illegal yayın aldık. Cezaevindeki birçok insan oraların nasıl bir şey olduğunu hatırlamaya başlamıştı. Bilgisayar ve yazıcılar çağında değildik. Kitaplar sigara kâğıdına basılıyordu. Daha fazla kopya üretmenin tek yolu buydu. Sovyetler Birliği enformasyon ile yıkıldı, sadece enformasyon ile. Ve bu dalga da Soljenitsin’in Bir Günü ile başladı.”

Dosyasına bakıldığında Shukhov’un vatana ihanet nedeniyle mahkûm olduğu görülüyor. Sorgu sırasında, ülkesine ihanet etmek için savaş sırasında teslim olduğunu ve Alman istihbaratı tarafından verilen “bir görev”i yerine getirmek üzere bulunduğu esir kampından ülkesine döndüğünü itiraf etmiş. Görevin ne olduğunu ne Shukhov ne de sorgucusu tasavvur edebilirdi. Dosyasına sadece “bir görev” olarak not düştüler. Karşı casusluk elemanları tarafından öldüresiye dövülmüştü. Yapması gereken seçim basitti: İfadeyi imzalamazsa ahşaptan paltoyu (yani tabutu) giyebilir ya da imzalayıp biraz daha uzun yaşayabilirdi…

Sert komünistler cini şişeye tekrar sokmaya çalıştılar. Nikita Kruşçev’in görevden alınmasıyla destalinizasyon politikası durdu ve 1974’de Soljenitsin tutuklandı ve sürgüne gönderildi.

Fakat bu Sovyetler Birliği’ni kurtarmadı. SSCB dağıldığında Stalin’in işlediği suçların tam boyutu açık bir biçimde ortaya çıktı.

Anatoly Mordashev, bana Moskova yakınlarında 1 km’lik bir alana yayılmış durumdaki 13 toplu mezarı gösteriyor. Burada, Butovo atış alanında, neler olduğu yarım yüzyıldan fazla bir süre gizli tutuldu.

Ağustos 1937 ile Ekim 1938 arasında 20.760 mahkûm burada getirildi ve Stalin’in gizli polisi tarafından infaz edildi. Yakınlarda ikamet eden insanlara silah seslerine ilişkin olarak “atış talimi yapıldığı” bilgisi verildi.

Burada öldürülenler Sovyet işçileri, köylüleri, bilim adamları, sporcular, mühendisler ve büro memurları idi. Devlet düşmanı ilan edilmişlerdi. Bu bölge SSCB’nin Stalin dönemindeki birçok ölüm tarlasından sadece biri idi.

Mordashev bana artık Rusya’nın gerçeği bildiğini ve neler olduğunu hiçbir zaman unutmaması gerektiğini söylüyor.

Ancak Rusya çoktan unutmaya başlamış durumda.

16 yaşındaki öğrenciler ile konuşmak için Moskova’daki bir okulu ziyaret ettim. Derste henüz Stalin dönemini işlememişlerdi. İvan Denisoviç’in Bir Günü müfredatın bir parçası idi ancak 21 öğrenciden sadece 3’ü kitabı okumuştu. Peki, Stalin hakkında ne biliyorlardı?

“Ondan hoşlanıp hoşlanmadığımı tam olarak söyleyemem. Çok bir şey bilmiyorum” diye itiraf ediyor birisi.

Bir diğeri “İnsanlar Stalin döneminde üniversiteyi bitirdiğinde bir iş bulabileceklerinden ve geçinebileceklerinden emindi. Ancak bugünlerde kimse bundan emin değil. Çalışıp çalışamayacaklarını bilmiyorlar” diyor.

Üçüncü öğrenci ise bana “Stalin’in SSCB’yi herkesin üzerinde güçlü bir etki yaratan büyük bir ülke haline getirmek istediğinden az çok eminim. O büyük bir figür idi. Ancak kişiliğinin rengi az biraz karanlıktı” diyor.

Öğrencilerle olan konuşmamda, sanki yakın tarihteki bir lider üzerine değil de yüzyıllarca önce yaşamış – Oliver Cromwell ya da Korkunç İvan gibi – uzak bir tarihsel figür üzerine tartışıyormuşuz gibi bir hisse kapıldım. Ancak Stalin 60 yıl kadar önce ölmüştü.

Son yapılan bir anket çalışmasına göre, günümüzde Rusların yüzde 48’i Stalin’in ülkeleri için pozitif bir etkisi olduğuna inanıyor. Sadece yüzde 22’si olumsuz bir düşünceye sahip.

Soljenitsin’in dul eşi Natalya Dmitrievna ise modern Rusya’nın liderlerini, Mihail Gorbaçov ve Boris Yeltsin de dahil olmak üzere, ülkenin geçmişiyle yüzleşmesini sağlamada başarısız oldukları gerekçesiyle kınamakta.

“Hiçbir destalinizasyon politikasını gerçekleştiremediler. Devlet düzeyinde hiçbiri kendi halkına karşı bir savaş yürüten Stalin’in bir tiran olduğunu ya da komünizmin suçlu olduğunu beyan etmedi” diyor.

“Sovyetler Birliği’nin sona ermesinden sonra bütün doğu Avrupa ülkeleri – Polonya’da, Almanya’da, heryerde – komünist yaşam tarzını ortadan kaldırmaya çabaladı” diye anımsatıyor Korotich.

“Fakat burada değil. Tıpkı Almanya gibi bizim de kendi Nurnberg’imize ihtiyacımız vardı ancak biz hiçbir zaman bu tür bir şey oluşturmadık. Bizler komünizm sorununu Soljenitsin’in 50 yıl önce başladığı seviyede tartışmaya başlayıncaya değin insanlığın bir parçası olmak isteyen ancak kendi tarihine ilişkin gerçeklerden korkan bu yarı-Sovyet ülkede yaşamaya devam edeceğiz.”

Kaynak: BBC News

Çeviren: Yavuz Güçtürk

Share.

About Author

Steve Rosenberg, İngiliz televizyoncu ve radyocu. Halen daha BBC Moskova'da muhabirlik yapmaktadır. Leeds Üniversitesi mezunudur. BBC teletex servisinde başladığı kariyerine daha sonra Stankin Üniversitesinde ve CBS News'de devam etti.

Leave A Reply