Sürecin zayıf karnı Kandil

0

‘2013 Çözüm Süreci’nin geldiği noktayı, sürecin olası risklerini, başarı oranını ve sürece dair daha pek çok merak edileni Akşam gazetesi yazarı Kurtuluş Tayiz ile değerlendirdik…

Türkiye’yi Kürt meselesi ve PKK sorununa kalıcı çözüm üretmeye ivedilikle zorlayan faktörler ve gelişmeler neler? Kalıcı çözümü hedefleyen ‘2013 Çözüm Süreci’ ne aşamada? Süreç hangi riskleri içeriyor, şu an yaşanan bir tıkanıklık söz konusu ve risklerin önü nasıl alınabilir? Uzun yıllardır soruna çözüm isterken, şimdilerde sürecin neredeyse tamamen karşısında konumlanan bir kısım liberallerin tavrının nedeni nedir ve bu liberallerin katılımıyla genişleyen muhalefet cephesine rağmen sürecin başarı oranı nedir? Tüm bu soruların cevaplarını Akşam gazetesi yazarı Kurtuluş Tayiz ile konuştuk…

Türkiye’nin, Kürt meselesi ve PKK sorununun çözümünü gündemine almasında hangi faktörler, gelişmeler etkili oldu?

Hükümet’in Kürt meselesine ve PKK sorununa eğilmesinin uzun bir geçmişi var. 2005-2006’da biliyorsunuz ‘Oslo süreci’ başlatıldı. İktidarın meseleyi diyalogla çözmek için başlattığı süreç, içte ve dışta türlü engellerle karşılaştı. Ancak Oslo süreci, 2009’da Habur’dan eve dönüşlerle sonuçlandı. Hatırlarsınız, Kandil’den ve Mahmur kampından 36 kişi silahlarını bırakıp Habur sınır kapısından gelerek teslim olmuştu. Ancak Kürt siyaseti, eve dönüşleri abartınca rüzgar tersine döndü. Güneydoğu’da seçilmiş belediye başkanları ile BDP yöneticilerine yönelik geliştirilen KCK operasyonları da sürece tuz biber ekti. PKK’nın Silvan’da 13 askeri öldürdüğü pusu, Oslo sürecinin de sonunu getirdi. Çatışmalar yeniden başladı; Kürt siyaseti Diyarbakır’da “özerklik” ilan ederken, PKK da 2011’de Türkiye’ye karşı “devrimci halk savaşı” başlattı.

İki yıl devam eden bu çatışmalı ortamın iki tarafa da faydasının olmadığı çabucak ortaya çıktı. Fakat Suriye’deki Esed rejimine karşı başlayan ayaklanma bölge dengelerini sarstı. Suriye’nin bir bölgesi PKK’ya yakın PYD’nin denetimine geçti.

Bölgedeki gelişmeler hükümetin bu meseleyi yeniden çözüm gündemine almasında belirleyici oldu. İran, Suriye ve Bağdat yönetimiyle flört eden PKK’yı Türkiye çizgisine çekebilecek tek isim kuşkusuz Öcalan’dı. 2012’nin sonunda Başbakan’a mektup yazan Öcalan’ın, örgütünü demokratik çözüme ikna edebileceğini belirtmesi, ‘çözüm süreci’nin başlamasının yolunu açtı.

“AK PARTİ VE BDP, İKİNCİ AŞAMANIN GÖRÜŞMELERİNİ SÜRDÜRÜYOR ”

Çözüm sürecinde gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yüzyıllık bir sorunun çözümünden bahsediyoruz. Kolay değil. Kürt meselesi ve PKK sorunu çok iç içe geçmiş bir sorun. Buna rağmen 2013’ün başında MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın İmralı’da Abdullah Öcalan ile vardığı mutabakatın devam ettiğini düşünüyorum. Öcalan, silahlı mücadele döneminin kapandığını ilan edince örgüt de ateşkes ilan ederek önkoşulsuz bir şekilde silahlı unsurlarını sınır dışına çıkarmaya başladı. Çekilme, iktidarın beklediği hızla ilerlemese bile devam ediyor. Silahlı unsurlar Türkiye topraklarını tümden terk ettiğinde ikinci aşamaya geçilecek. Bu aşamada yeni Anayasa ile Terörle Mücadele Kanunu, Ceza Kanunu, Siyasi Partiler Yasası gibi mevzuatta değişiklik yapılması öngörülüyor. İkinci aşamanın tartışmaları aslında başladı bile. AK Parti ile BDP arasında, bu konularda görüşmeler sürüyor.

İkinci aşamada PKK’nın yapması gereken ev ödevleri de var. Erbil’de sonbaharda yapılması planlanan konferansla örgütün 1984’ten beri Türkiye’ye karşı yürüttüğü silahlı mücadeleye son noktayı koyması gerekiyor. Örgüt sivil siyasi bir harekete dönüşecek adımları atacak. İmralı-MİT mutabakatında belirlenen hususlardan biri de buydu. Üçüncü aşama tarafların “normalleşme” dedikleri bir dönem. Silahsızlanma ve eve dönüş sürecini içeriyor. Türkiye tarafı ise demokratik siyasetin önünü açacak düzenlemeleri yapacak, Kürt siyasetçilerin kendi kimlikleriyle politika yapmalarının önündeki engeller tümden kaldırılacak.

“SÜRECİN DEVAMLILIĞI ÇÖZÜM TAKVİMİNE SADAKATTEN GEÇİYOR”

Sürecin riskleri neler?

Aslında çok zorlu bir süreç yürüyor, bu sürecin henüz rayından çıkmaması ise bana göre mucize. Abdullah Öcalan’ın sürece bağlılığı burada önemli bir etken olarak ortaya çıkıyor. Hükümet aslında çözüm sürecinde kararlı görünüyor. PKK, İmralı’da sağlanan mutabakata bağlı kalır ve süreci sabote edecek hareketlerden kaçınırsa, çözüm sürecinin başarıya ulaşması önünde herhangi bir engel göremiyorum ben. Kuşkusuz dışarıda ve içeride çözüm sürecine karşı olan güçler var. Bütün güçleriyle bu sürece karşı çıkıyor, çalışıyorlar. Ancak dış etkenlerin süreci olumsuz etkilemede belirleyici olacağını düşünmüyorum. Hükümet, İmralı ve Kandil, çözüm takvimine sadık kalırlarsa sürecin devam edeceğini düşünüyorum.

Bu konuda bir sorun var mı?

Doğru söylemek gerekirse biraz var. PKK, ateşkes ve çekilme kararlarına uyuyor, ancak bölgede otorite kurmaya yarayacak “öz savunma” denilen silahlı milis gücü oluşturmanın provası yapıyor. Fiili bir durum yaratma peşinde. Basına yansıyan “KCK asayiş birimleri” haberleri, PKK’nın bu konuda nabız yokladığını gösteriyor. Sanırım şimdilik sadece nabız yoklamakla yetiniyorlar; eğer fiili durum yaratmaya çalışırlarsa çözüm sürecini sabote ederler.

“ÖZ SAVUNMA GÜCÜ’NÜN DEMOKRATİK NİTELİĞİ YOK”

Bunun önü nasıl alınabilir?

Çok zor değil aslında. Öncelikle BDP’nin bu gidişata sessiz kalmaması gerekiyor. Sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler, PKK’nın bölgede “öz savunma gücü” oluşturma gayretlerine itiraz etmeli, tepki vermeli. İmralı’dan da bu konuda bir tepkinin gelmesi muhtemel. Çünkü çözüm sürecinin ruhuna ters uygulamalar bunlar.

Bu süreç Kürt meselesine ve PKK sorununa demokratik bir çözüm bulma arayışının sonucunda gelişti. PKK’nın bölgede sivil militarist bir güvenlik gücü kurmaya çalışmasının demokratik bir niteliği yoktur. PKK sivil ordu kurarsa, korucular da varlıklarını sürdürmek zorunda kalacak, hatta PKK dışındaki bütün güçler ve çevreler kendilerini PKK’ya karşı korumak için silahlanma zorunda hissedecektir. Dağdakilerin silahsızlanmasını beklerken, şehirlerin silahlanmasını kusura bakmayın kimse kabul edemez. Bu açıdan “öz savunma gücü” kurma denemeleri demokratik çözüm sürecinin ruhuna aykırı ve süreci sabote etmekten başka bir işe yaramaz.

“KİMİ LİBERALLER SÜRECİN BAŞARISIZLIĞINI DÖRT GÖZLE BEKLİYOR”

Kürt meselesi ile uzun yıllardır haşır neşir olan, bu sorun ile entelektüel düzeyde ismi sıklıkla anılan özellikle sol-liberal cenahta yer alan kimi isimlerin son günlerde yaptıkları çıkışlarla adeta maksimalizme gömülüp sürecin neredeyse aleyhine beyanlarda bulunmaları/dönmeleri konusunda neler düşünüyorsunuz?

Aslında aklı başında herkes bu çözüm sürecini az veya çok destekliyor. Ancak hükümetle ciddi bir çekişme içine giren bazı liberal yazarların kendilerini “Bizsiz barış olmaz” havasına kaptırdıklarını görüyoruz. Bu yüzden çözüm sürecinin başarısızlıkla sonuçlanmasını –deyim yerindeyse- dört gözle bekliyorlar. Yüz yıllık bir meselenin hal yoluna koyulmasını ve akan kanın durmasını bu noktada pek umursadıkları söylenemez. Yeter ki Başbakan Erdoğan kaybetsin, derdindeler. Egoları çok şişkin. Kibirliler. Bir gazeteci, düşünce insanı gibi değil, siyasal bir aktör gibi davranıyorlar. Eylemlere katılıp, kışkırtıyorlar, göstericilere taktik veriyorlar. Vesayet altına alamadıkları Başbakan’ı “diktatör” ilan edip, küçük düşürmeye çabalıyorlar. Vesayet altına alabilecekleri siyasetçileri ise yüceltip göklere çıkarıyorlar. Gezi olaylarıyla birlikte bazı liberal yazarlarımız hiç de iyi bir sınav vermedi. Mısır’daki darbecileri bile maalesef kırk dereden su getirerek savunmaya kalktılar. Yakın gelecekte, bu tutumlarından dolayı çok utanacaklarını düşünüyorum.

“GEZİ’DEKİ FOTOĞRAF GERÇEKÇİ DEĞİL”

Özellikle Lice’de yaşanan son gelişmeyle de paralel olarak, Gezi Parkı atmosferi olarak paketlenen süreçle çözüm sürecinin ilişkilendirilmeye çalışılması doğru bir analiz olur mu? Bu bağlamda, TGB ile bazı BDP’lilerin, Türk Solu ile kimi sol-liberallerin yan yana gelmesini, bir gazetecinin “Taksim, Güneydoğu yaylaları gibi yasak bölge ilan edildi” sözünü vb. nasıl yorumlarsınız? 

Bu fotoğraf gerçekçi değil. BDP ve Kürt hareketi baştan bu yana Gezi’ye soğuk baktı. Çünkü onları 30 yıldır sürdürdükleri mücadele içerisinde gayet iyi tanıdılar. Gezi’de birbirine benzemeyen grupların aynı fotoğraf karesine sokulmaya çalışılması simgeseldir ve siyasi mühendislik çabasını yansıtıyor. Bu ülkedeki bütün siyasi grupların Erdoğan’a karşı birleştiği algısını yaratmaya çalıştılar. Solcularla ulusalcıların yan yana gelmesi şaşırtıcı değil. Aslında iki grup da Kemalizm tandanslıdır. Liberallerin bu gruplara eklenmesi ise tamamen Beyaz Türklerle kurdukları ittifaktan kaynaklanıyor. Başta demokratik bir tepki, öfke patlaması olarak başlayan Gezi’yi, beyaz Türkler ile liberaller Erdoğan’ı devirme operasyonuna dönüştürmeye çalıştı. Bu hususta sistemli bir çabanın içine girdiler. Bu kalemler durmadan gürültü koparıp durdular bu süreçte; feryat figan ettiler, sanki 10 tane 12 eylül darbesi yemiş gibi ortalığı birbirine katmaya çalıştılar. Ama çıkardıkları bu gürültü, içine girdikleri haysiyetsiz ilişkileri gizlemeye yetmedi. Açıkça seçilmiş bir başbakanı devirmeye, sindirmeye, vesayet altına almaya çalıştılar. Fakat başarılı olamadılar.

“ÇÖZÜM SÜRECİNİN ZAYIF KARNINI KANDİL OLUŞTURUYOR”

İç politik, bölgesel ve küresel denklemleri de dikkate alarak sürecin başarıyla tamamlanma olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çözüm sürecinin başarıya ulaşması elbette bir hayal değil, somut bir hedef. Bu olasılık dış ve iç müdahalelere rağmen gittikçe de güçleniyor. Paris suikastı, Reyhanlı bombası, Başbakan’ın makam odasının LAW silahıyla vurulması, Gezi olayları üzerinden geliştirilmeye çalışılan sivil darbe… Bunlar doğrudan veya dolaylı olarak çözüm sürecine yönelik sabotaj girişimleriydi. Ancak bu girişimler sonuçsuz kaldı.

Çözüm sürecinin zayıf karnını şimdi Kandil oluşturuyor. Eğer örgüt kendi militanlarına sahip çıkmayı başarabilir, dağda-ovada provokatif hareketlerden uzak tutabilirse, sürecin başarıyla tamamlanabileceğine inanıyorum. Bu taraftan çok büyük bir engel çıkacağını sanmıyorum.

Süreç başarıyla tamamlanırsa, olası sonuçlar kısa, orta ve uzun vadede Türkiye’yi nereye götürür?

Ayağındaki bu prangadan kurtulan Türkiye adeta uçar. Bölgede ve Avrupa’da etkili bir güç olur. Kürt sorununu çözen, demokrasisini güçlendiren Türkiye, bölgede model bir ülke haline gelir. Ekonomik refah artar, özgürlük düzeyi yükselir, yaşam kalitesi Avrupa standartlarına kavuşur. Kısaca çözüm sürecinin başarıya ulaşması, büyük bir devrim etkisi yaratacaktır.

Share.

About Author

1999 yılında muhabir olarak gazeteciliğe başlayan Şanlı, uzun yıllar çeşitli dergi ve televizyonlarda muhabir olarak çalıştıktan sonra, 2009-2012 yılları arasında kültür-aktüalite dergisi Mostar’da editörlük görevinde bulundu. Biri öykü, diğeri tarihi öykü tarzında iki kitabı bulunmaktadır.

Leave A Reply