Suriye meselesini çözmek

0

Bir ayı aşkın bir süredir, Amerika ve uluslararası kamuoyu Suriye hükümetinin kimyasal silah kullanmış olmasına nasıl bir tepki vereceğini düşünüyor. Bu minvalde amaç, Suriye’nin bir daha kimyasal silah kullanmasını engellemek. Peki, ya ‘daha büyük soruna’ ne oldu?

Bir ayı aşkın bir süredir, Amerika ve uluslararası kamuoyu Suriye hükümetinin kimyasal silah kullanmış olmasına nasıl bir tepki vereceğini düşünüyor. Bu minvalde bulunulan füze saldırısı ve şimdi de rejimin silahsızlandırılması gibi önerilerin asıl amacı oldukça makul: Suriye’nin bir daha kimyasal silah kullanmasını engellemek. Bu konunun tartışmalı bir konu olduğu aşikâr fakat yine de ben başarı konusunda bir ışık görüyorum.

Peki, ya ‘daha büyük soruna’ ne oldu? Suriye’yi kimyasal silahlardan arındırmak şimdiden yaklaşık yüz bin kişinin hayatına mal olan bu katliamı durdurmaya yetmeyecektir. Bizler gerçekten de bu katliamın devam etmesine göz yumup, bu katliama seyirci mi kalacağız? Yoksa bu katliamı durdurmaya çalışıyor olmamız mı gerek?

Bu konuda yapılan tartışmaların çoğu müdahalenin nasıl olması gerektiğine odaklanmış durumda. Başkan Obama’nın, bizim 1994 yılında Ruanda’daki başarısızlığımıza ya da 2011 yılında nispeten daha başarılı Libya müdahalemize değinerek yaptığı aktivist eleştiriler isyancıların silahlandırılması ya da uçuşa yasak bölge oluşturulması gibi önerileri beraberinde getirdi. (Ki ben de bu tarz fikirleri destekledim). Bu sırada bazıları bu önerilere Irak ve Afganistan’ı örnek göstererek ve özellikle de Ortadoğu’ya yapılacak muhtemelen pahalı ve tehlikeli başka bir müdahalenin akıllıca bir fikir olmadığını öne sürerek karşı çıktı.

Fakat burada asıl unutulan birtakım sorular vardı: Biz neyi amaçlıyoruz? Katliam sonrası Suriye; 2014 ve sonrasında en iyi ihtimalle nasıl olacak? “Biz isyancıların Beşşar Esed’i yerinden ettiğini ve ardından gücün paylaşıldığını -ki şuan için bunun nasıl olacağı çok net değil- görmek istiyoruz” demek şu noktada yeterli değil. İsyancılar kendi aralarında birlik olmuş değil. İsyancılar arasında El Kaide bağlantılı iki radikal grup bulunuyor. Bu iki grup Esed’i yendikleri takdirde muhtemelen birbirleriyle savaşacak ve belki de Esed’in eski dostlarını katledecek. Nasıl Saddam’ın 2003 yılında yerinden edilmesi Irak’a istikrar getirmediyse, Esed’in yerinden edilmesi de Suriye’de savaşa son vermeyecektir.

İşte bu yüzden Amerika Suriye’de ne yapacağına karar vermeden biz müdahalemizin gerçek anlamda nerede sonlanacağını düşünmeliyiz. Bu kolay olacak diye bir şey yok zira durumlar önümüzdeki aylarda değişebilir. Fakat bu şekilde uzun vadeli düşünme imkânsız diye de bir şey yok.

Bana kalırsa doğru model ne Irak ne Afganistan ne de Libya. Doğru model Bosna modeli. Evet, Bosna modeli kusursuz bir model değil ama başlamak için iyi bir nokta. Çoğunuzun hatırlayacağı gibi, yirmi yıl önce Bosna’da birkaç yıl benzer katliamlara şahit olduk; ta ki uluslararası kamuoyunun öfkesi ve savaş dinamikleri çözümü mümkün kılana dek. NATO sonunda Slobodan Miloseviç önderliğindeki Sırp kuvvetlerini bombaladı ve Miloseviç’i ülkenin “yumuşak bölünmesini” sağlayan barış anlaşmasını yapmaya zorladı. Bu kusursuz bir sonuç değildi fakat anlaşmanın ardından yaklaşık yirmi yıl geçmesine rağmen Bosna’da bulunan Sırplar, Müslümanlar ve Hırvatlar bir daha savaşa girmedi.

Bosna ile kıyaslandığında Suriye’deki iç savaşı sonlandırmak çok daha zor olabilir, çünkü isyancılar hem örgütlenmiş değiller hem de aralarında radikal grupları da barındırıyorlar. Üstelik Suriye’deki başlıca kentlerde farklı inançlardan kişiler var; bu da şu an için yumuşak bölünmeyi zor kılıyor.

Fakat işler değişebilir. Maalesef tıpkı Bosna’da olduğu gibi savaşlarda nüfusların birbirlerinden ayrılması zaman alıyor. Trajiktir ve bir o kadar da inkâr edilemezdir ki, bu, yumuşak bölünme önerilerinin savaş büyümeye devam ettikçe daha akla yatacağı anlamına geliyor.

Amacımız yalnızca isyancıların zafer kazanmasından ziyade daha geniş çaplı bir başarının elde edilmesi. Bu da Esed’in görevinden ayrılmasını ve yandaşlarının barış anlaşması imzalamasını kapsıyor. Böylece bizler Suriye’de dramatik bir değişim gerçekleştirilmeden muhalefetin ılımlı unsurlarını peyderpey güçlendirerek amacımıza ulaşabiliriz. Bence Obama yönetimi ciddi bir biçimde bu yönde bir çaba gösterme konusunda çok yavaş davrandı ve hatta Amerika’nın isyancılara yaptığı öldürücü silah yardımının çatışmanın başlamasından 30 ay sonra ulaştığı söyleniyor. Fakat hiçbir şey için geç değil.

Elbette isyancıları silahlandırmak, örgütlemek ve son olarak eğer gerekirse onlara hava desteğiyle yardım etmek iç savaşı bir gecede sona erdirmeyecektir. İsyancılar ile Esed’i müzakere masasına oturtmak aylar hatta bir yıl ya da daha fazla süre alabilir. Fakat Esed ve isyancılar müzakere masasına oturduğunda Suriye’de yumuşak bölünme gerçekte neye benzeyecek?

Herhangi bir gerçekçi barış planında ülkenin bir bölümünü Esed’in Alevi azınlığı oluşturacak ve bu Alevi kesim büyük ihtimalle kıyı şeridinde konumlanacak. Burada güvenlik güçleri yerel halktan meydana gelecek. Buradaki Alevi çoğunluk kendi kendini yönetecek (belki de Esed’in yakın dostu ya da akrabası olmasa da eski bir hükümet yetkilisini başa getirecek). Esed’in ise görevden ayrılması ve sürgüne gitmesi gerekecek. Kürtler ülkenin kuzeyine yerleşecek. Diğer yerlerde Sünni koalisyonu söz sahibi olacak ve radikalleri etkisiz hale getirmek için onlarla birlikte hareket etmek zorunda kalacağız. Bosna’nın Mostar gibi bazı yerlerinde olduğu gibi Suriye’nin başlıca kentleri paylaşılacak. Tabii ki bu düzenlemeyi sağlayan barış anlaşmasında azınlık haklarına da yer verilecek.

Evet, bu plan belli bir sayıda Amerika barış gücünün görev yapması anlamına geliyor ve belki de bu sayı Bosna’da 1995 yılında görev yapan 20 bin asker ile mukayese edilebilir. Fakat bu görevin zorluğunu ve güçlü bir liderliğe duyulan ihtiyacı göz önüne alacak olursak, Amerika’nın varlığının yerini başka bir şey doldurmayacaktır. Fakat Amerika, ancak Arap ülkeleri ve Türkiye dâhil olmak üzere diğer ülkeler barış gücü askerlerinin çoğunu sağladığı takdirde böyle bir mevzilenmeyi tercih etmelidir. Amerika çatışmaya doğrudan müdahale etmeden önce uluslararası bir strateji geliştirmeliyiz.

Şu an Esed’in kimyasal silah kullanmaktan vazgeçmesi için gösterdiğimiz çabalarda yanlış bir şey yok. Fakat uzun vadede asıl önemli olan şeyi, gücün paylaşımını öngören yerleşim hedefini unutmamalıyız. Böyle bir yaklaşımı benimsemek kapıda bekleyen mezhep katliamını engellememiz için elimizde olan en iyi seçenek. Bu, Rusya’nın müdahale karşıtlığını yumuşatabilir. Amerika’da ise bu yaklaşım bizim Suriye konusundaki seçenekleri daha gerçekçi bir gözle ele almamızı ve büyük resmi görmemizi sağlayacaktır.

Kaynak: Newsweek

Çeviren: Gülgün Kozan Köse

Share.

About Author

Michael Edward O'Hanlon savunma ve dış politika uzmanı. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Princeton Üniversitesi'nde tamamladı. Afganistan, Irak ve Suriye üzerine çalışmalar yapmaktadır.

Leave A Reply