Suruç saldırısının anlamı

0

5 Haziran’daki Diyarbakır HDP mitingindeki patlamaya benzer bu saldırıyı kamuoyunda bir “algı savaşına” çevirmenin de zihin karmaşası yaratacağı ortada.

Suruç’ta Amara Kültür merkezi önünde gerçekleştirilen bombalı saldırı ile 30 vatandaşımızı kaybederken 100’ü aşkın insanımız da yaralandı. DAİŞ bağlantılı olduğu düşünülen canlı bombanın sebep olduğu menfur katliamı telin ediyor ve milletimize, vefat edenlerin ailelerine başsağlığı diliyorum.

Bu saldırıyı değerlendirirken meseleyi sadece “güvenlik zafiyeti” bağlamında ele almak bize önümüzdeki dönemi görebilecek bir bakış açısını vermeyecektir. 5 Haziran’daki Diyarbakır HDP mitingindeki patlamaya benzer bu saldırıyı kamuoyunda bir “algı savaşına” çevirmenin de zihin karmaşası yaratacağı ortada. Sorumluluğu Hükümet’in üzerine yıkan ve eleştiriyi “teröre destek” formatına sokan kampanyanın da öncelikle düşmanlık hislerini körükleyeceğini biliyoruz. Kaldı ki bu saldırının HDP’lilerin yanı sıra DAİŞ’le daha etkin mücadele için ABD ile yeni bir uzlaşmaya varan Hükümet’i de hedef aldığını görmeliyiz. Nitekim 10 Temmuz’da dört büyük kentte yapılan operasyonlarda 27 DAİŞ zanlısı gözaltına alınmıştı.

***

Suriye iç savaşının dört yıldır ülkemize yansıması sadece 2 milyonu aşkın mültecinin gelmesi değil. Suruç’taki alçakça saldırı ile Suriye’deki tarafların “savaşı” bombalı saldırılar ve yabancı savaşçılar üzerinden Türkiye’ye taşıması olgusu ile karşı karşıyayız. Telabyad’da, Kobani’de PYD-DAİŞ savaşı sürerken Türkiye’nin güneydoğusunu çatışmadan korumanın zorluğu ortada.

Kobani ile Suruç arasındaki sürekliliğe dikkat çeken HDP’li yetkililer bu sürekliliği Hükümet’i suçlamakta kullanıyorlar. Halbuki son saldırı Kuzey Suriye’de PKK-PYD aktörlüğü çerçevesinde yaşananların ülkemize getirdiği yeni maliyetlere işaret etmektedir. PKK, PYD saflarında savaşmak üzere Türkiye içinden binlerce yeni militan devşirerek Suriye’ye göndermektedir.

Amerika ve Avrupa başta olma üzere dünyanın farklı yerlerinden gelen gönüllü ya da paralı yabancı savaşçılar Suriye sınırlarımızdan geçerek DAİŞ’e karşı savaşa katılıyor. Türkiye’nin Suriye sınırından geçişi kontrol edememesi sıklıkla eleştiriliyor. Halbuki Türkiye DAİŞ’e karşı mücadelesini sertleştirirken bu sınırları yabancı savaşçı için kullanan yapıların başında PYD geliyor. Bunun ziyadesiyle farkında olan DAİŞ, savaşı Türkiye’ye taşıyarak HDP’yi hedef almaktadır. İşte bu sebeplerle hem Araplar hem de Kürtler arasından militan bulabilen DAİŞ’in PYD ile savaşında güneydoğu kentlerine canlı bombalar göndermesi çok yönlü ele alınmak durumunda…

***

Türkiye, Irak ve Suriye’deki menfaatlerine çok zarar veren DAİŞ ile mücadelesini çok dikkatli yürüttü. Temel kaygılarından biri Suriye’de savaşa sürüklenmemek ve DAİŞ’in ülke içinde gerçekleştirebileceği terör eylemlerinden sakınmaktı. Hatta terör eylemleri “kaygısı” yüzünden Kürt milliyetçileri tarafından DAİŞ’e destek vermekle suçlandı ve Kobani eylemlerinin şiddeti ile yüzleşti.

Gelinen noktada Türkiye’nin DAİŞ politikası ikili bir kıskaca sıkıştı. Bir yandan PKK’nın uzantısı PYD, ABD desteği ile tüm Kuzey Suriye’yi ele geçirmeye oldukça yaklaştı. Bu dolaylı olarak PKK’yı yeni silahlara ve savaşçılara sahip bir orduya çeviriyor. Bunun ne türlü bir tehlike olduğu, PKK’nın içeride “ateşkese” son vermesi durumunda bütün vahametiyle anlaşılacaktır.

Diğer yandan PYD-DAİŞ çatışmasının oluşturduğu bütün maliyet Türkiye’ye fatura edilmekte. DAİŞ terörünün yarattığı ortamda milliyetçiliğin duygusal dünyası kabarıyor. PKK-HDP çizgisi ülkenin güneydoğusundaki siyasi-silahlı varlığı ile Kuzey Suriye’de DAİŞ’le savaşını entegre eden stratejisinde yeni adımlar atıyor.

Suruç saldırısı PKK’nın “Rojova devrimini” kutladığı ve Kürt halkını “silahlanmaya” çağırdığı bir ortamda gerçekleşti. Demirtaş’ın “halkımız kendi güvenliğini almak durumunda” çağrısı PKK’nın şehirlerdeki silahlı varlığını meşrulaştırmaya hizmet etmemelidir.

Özetle, Türkiye’nin hem güneydoğuda güvenliği sağlama hem de DAİŞ ile mücadelede daha kapsamlı bir politikaya ihtiyacı var.

Share.

About Author

1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. 1993-2001 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora çalışmaları yaptı. Aynı yıllarda Sakarya Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2001-2009 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 2010-2011 eğitim yılını George Mason Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak geçiren Duran, halen İstanbul Şehir Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde siyaset bilimi profesörü olarak çalışmalarına devam etmektedir. Değişik kitap ve dergilerde Türk düşünce tarihi, Türk dış politikası, İslamcılık, Avrupa, demokrasi ve sivil toplum konularını işleyen Türkçe ve İngilizce makaleleri bulunan Duran’ın, 19. Dönem Parlamento Tarihi (3 cilt) başlıklı bir de kitabı yayımlanmıştır. Duran ayrıca, Dönüşüm Sürecinde Türkiye, Dünya Çatışma Bölgeleri I-II, Ortadoğu Yıllığı 2008, Türk Dış Politikası Yıllığı 2009 , 2010, 2011 ve 2012 adlı eserlerin editörleri editörleri arasında olup, SETA'nın Genel Koordinatörlük görevini sürdürmektedir.

Leave A Reply