“Tek bir İslamofobi yok!”

0

SETA Dış Politika Uzmanı Levent Baştürk: “Aslında tek bir İslamofobi yerine, birden fazla İslamofobi’den söz etmek yerinde olacaktır. Bununla İslamofobi’nin çok katmanlı olduğunu söylemek istiyorum.

Batı dünyasında, İslam korkusu ve karşıtlığını ifade etmek amacıyla kullanılan “İslamofobi” kavramı üstüne tartışmalar sürüyor. İslamofobi son olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Viyana’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Medeniyetler İttifakı 5. Küresel Forumu’nda yaptığı konuşma ile gündeme gelmişti. Erdoğan burada yaptığı konuşmada, İslamofobi’yi bir insanlık suçu olarak nitelemiş ve İslam dünyasını rencide eden bu kavramla etkin bir mücadeleye dikkat çekmişti. Dünya kamuoyunda geniş yankı bulan Erdoğan’ın sözleri, Türkiye’de de ilgi uyandırdı ve İslamofobi yeniden tartışma gündemimize girdi. Konu hakkında sonra olarak Türkiye’de İktidardergisi, Nisan 2013 tarihli 4. sayısında geniş bir dosya hazırladı. “Batı’nın yeni ‘öteki’si: İslamofobi” başlıklı dosyada, konu hakkında birçok dikkate değer makale ve söyleşi yer aldı. Dosyada yer alan en çarpıcı söyleşilerden biri de, dosyayı hazırlayan Dilek Karagöz’ün, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları (SETA) Vakfı Dış Politika Uzmanı Levent Baştürk ile yaptığı söyleşiydi. Söyleşiye Yeni Türkiye okurları için yer veriyoruz…

İslamofobi’nin yükselişini hangi etkenlerde aramak gerekir?

Aslında tek bir İslamofobi yerine, birden fazla İslamofobi’den söz etmek yerinde olacaktır. Bununla İslamofobi’nin çok katmanlı olduğunu söylemek istiyorum. Bazen bütün durumları kapsayan genellemeler yapmak zor olabilmektedir. Örneğin, Avrupa’da İslamofobi’nin bir yönü göçmen sayısında artış iken, ABD’de Müslümanlar göçmen odaklı bir tartışmanın unsuru değillerdir. ABD’de göçmenlik sorunu denince akla genelde Latin Amerikalılar, özelde de Meksikalılar gelir. Bunu hatırda tutarak kısaca şunları söyleyebilirim: İslamofobi’den söz etmeden önce hiç aklımızdan çıkarmamamız gereken husus, gerek ABD’de gerekse Avrupa’da İslamofobi’nin yeni ortaya çıkmış bir durum olmadığı, aksine köklerinin oldukça sağlam olduğudur. Diğer bir husus da, günümüzde İslamofobi’nin yükselişinden bahsederken genelde 11 Eylül’ü milat alıyoruz. Oysa hem ABD’de hem de Avrupa’da 11 Eylül öncesinde İslamofobi’nin canlı ve güçlü olduğunu biliyoruz. Ancak 11 Eylül, önceki dönemlere göre bir kırılmaya sebep olmuş ve daha önce olmayan yeni gelişmeleri beraberinde getirmiştir. Bu gelişmelerin neler olduğuna bakmak, aynı zamanda günümüzdeki yükselişi de izah edecektir:

1- Soğuk Savaş döneminin daha çok dış tehdide dayalı ‘Yeşil Tehlike’ söylemi yerini, ‘iç tehdit olarak militan İslam ile Müslüman nüfus bombası’ söylemlerine bırakmıştır. ABD’de daha çok orta sınıf profesyonel kesime mensup Müslümanların sistemi içeriden ele geçireceği iddiaları her çeşit yayıncılık kullanılarak işlenmeye başlanmıştır. Avrupa’da ise ‘Eurobia’ olarak formüle edilen Müslüman tehdidi daha çok demografi odaklı bir söylem olarak gelişmiştir.

2- Milyonlarca doların harcandığı, sistemli ve organize bir faaliyet içerisinde İslamofobi çabaları hız kazanmış, özellikle pro-İsrail çevreler hem mali hem de entelektüel olarak yoğun gayretler sarf etmiştir.

3- Gerek ABD’de gerekse Avrupa’da hükümetlerin benimsediği ve genelde Müslümanları hedef alan güvenlikçi politikalar ve bu doğrultuda çıkardıkları yasalar, bu ülke vatandaşlarında vahim bir tehlike ve tehditle karşı karşıya oldukları düşüncelerini pekiştirmiş ve zaten var olan Müslüman karşıtı tepkileri güçlendirmiş ve yaygınlaştırmıştır.

4- ABD’de milyonlarca doların döndüğü ‘İslamofobi Endüstrisi’nin doğması ve bu sektörün özel şahısların/vakıfların kurduğu işbirliği ağı ve hükümetin yaratmış olduğu yeni güvenlik yapılanması ile devamlı çarklarının yağlanması, her daim güçlü bir İslamofobik söylem ve faaliyetlerin varlığını etkili kılmıştır.

5- Politikacılar, söylemleri ve politikaları ile İslamofobi’yi körüklemişlerdir. Özellikle ABD’de İslamofobi, devletin dış müdahalelerini ve trilyonlarca dolara mal olan yeni güvenlik-istihbarat-sanayi kompleksini meşrulaştırmada etkin bir rol oynadığı için, duruma göre hem açıkça pratiğe dökülmüş ve desteklenmiş hem de teşvik edilmiştir.

6- Farklı ülkelerdeki İslamofobik öğeler işbirliği ağları kurarak çabalarını uluslararası düzeyde sürdürür hale gelmişlerdir.

Yukarıda saydığımız unsurların etkisiyle artan İslamofobi, hemen hemen tüm Batı ülkelerinde ana akım bir hal almaya başladı. Ben göçmenlerin sayısındaki artış ve uyum sorunları gibi meselelerin etkisini kabul ediyorum; ama bunlar tamamen yan unsurlar.

İslamofobi’nin kökenlerinin sağlam olduğunu söylediniz. Haçlı seferlerindeki zihniyet ile bugünkü İslamofobi arasında bir bağ kurulabilir mi?

Evet, İslamofobi diye adlandırdığımız olgunun kökleri derin ve Haçlı seferlerinin de öncesine, Müslümanların daha ilk dönemlerindeki hızlı yayılma sürecinde, Hıristiyanlarla olan erken temaslarına kadar gitmektedir. Fuat Aydın’ın Batı İslam Algısının Arkeolojisi adlı eserinde listesini sunduğu erken dönem Doğu ve Batı Hıristiyanlarının İslam algısı, aslında bugün hâlâ hâkim olan ama 19. ve 20. yüzyıllarda sekülerize edilmiş İslam algısının tam bir prototipi şeklindedir.

İslam’ın ve Müslümanların tekdüze olarak kabul edilmeleri, İslam’ın cinsiyetçi ve kadın düşmanı telakki edilmesi, Müslüman zihnin akılcılıktan yoksunluğu, İslam’ın özü gereği şiddeti yücelttiği, Müslümanların despot veya zalim yönetimlerde yaşamaya mecbur oldukları ve İslam’ın dinsel olmaktan çok siyasal olduğu temaları, Müslümanların Hıristiyanlarla ilk temasa geçtiği döneme kadar gidiyor. Ancak Batı ve/veya Hıristiyan dünyasında her daim statik ve de hep olumsuz İslam algısı ve imajının hâkim olduğunu iddia etmek de yanlış. Olumsuz bakışın yanı sıra olumlu bakışın da var olduğu, hatta olumsuz bakışa ağır bastığı dönemler de olmuştur. Dolayısıyla, “Müslümanlar ile diğerleri arasındaki kaçınılmaz ilişki biçimi çatışmadır” diye bir iddiam yok. Zaten tarihi verilerin bu iddiayı desteklemediği, bunun İslamofobik çevrelerin iddiası olduğu aşikâr.

Dünyada İslamofobi’nin yükselişi ve İslam’ın ‘öteki’leşmesi kimin işine yarar? Kim neden İslam karşıtlığını beslemek ister sizce?

Uzun vadede hiç kimsenin işine yaramaz. Çünkü çatışma kimseye yarar sağlamaz; artık birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var. Bu korkuyu kimin beslediğini anlamak için İslamofobi’yi ırkçı bir söylem olarak pompalamada kimlerin kullandığına bakmak gerekir.

Pro-İsrail aşırı muhafazakârlar; katı, uzlaşmaz ve şahin Siyonist çevreler; eski Müslüman, şimdilerde ise ya başka dini benimsemiş ya da ‘yeni ateizm’ akımına mensup kişiler ve Hıristiyan Siyonistler olarak bilinen aşırı sağcı Evanjelist kesimler. Eski Müslümanların ekonomik rant için bu çaba içinde yer aldıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz diye düşünüyorum. Bunların bir kısmı hakkında ortaya konan belgeler hiç şüphe bırakmıyor. İşin ilginç tarafı, bunların bir kısmını İsrail deşifre etmiştir. Diğer üç grubun bu projede İsrail’i hem ABD hem de Avrupa gözünde vazgeçilmez kılmak konusunda hemfikir oldukları rahatlıkla söylenebilir.

İslamofobi’nin yükselişinde, Müslüman ülkelerin tutumunu nasıl değerlendirmeliyiz?

Maalesef pek parlak bir karne yok karşımızda. Resmi bir mezhep veya dini görüş dayatmış, aynı inanca mensup ama bazı konularda farklı düşünen kesimlere söz hakkı vermeyenlerin, İslamofobi konusunda başarılı bir imtihan vermeleri zordur. Bu konuda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu kadar ısrarlı olabilmesi, en azından ülkede temsili bir siyasi yapı olması, hak ve hürriyetlerin olması gereken derecede olmasa da en azından belli ölçüde tanınmış olmasının yanı sıra daha iyiye gidilmesi için toplumda da, siyasilerde de bir talep olmasının önemi büyük. Belki İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesi altında bazı çabalar verimli olabilir. Ama üye ülkelerin büyük çoğunluğu kapalı rejimler olduğu sürece, Müslüman ülkelerin birlikte bu tip konularda kazanım elde etmeleri zor görünüyor. O yüzden ‘Arap Baharı’ denilen süreç oldukça önemli.

Batı ile sağlam ilişkileri olmuş; Müslüman bir topluma sahip, ama laik bir ülke olan Türkiye’nin, dünya üzerinde artan İslamofobi’den nasıl etkileneceğini ya da etkilendiğini düşünüyorsunuz?

Amerikan Kongre üyelerinin birkaç gün önce Başbakan Erdoğan’dan sözlerini geri almasını talep etme cüretini göstermesi bunun bir yansımasıdır. İslamcı bir siyasi partiden ayrılarak kurulmuş olması, AK Parti’yi zaten açık ırkçılık sergileyen İslamofobik odakların hedefi yapıyor. Ancak ABD Başkanı Obama da bu kesimlerin gözünde ‘gizli Müslüman’ ve de ‘devlet kurumlarını Müslüman Kardeşler kadrolarına açan ve içeriden işgale zemin hazırlayan biri’ olarak hedef. Dolayısıyla, bu kesimlerden önemli bir zarar görmek şu anki şartlarda pek mümkün değil. Aynı şey Avrupa’da genelde aşırı sağ içinde yer alan gruplar için de geçerli.

Ancak daha önce de değindiğim gibi, İslamofobi sadece ırkçı bir ideolojinin dışa vurumu şeklinde kendini ifade etmemektedir. Ana akım medyada, devlet adamları ve siyasetçilerin söylemlerinde, politikalarında ve güvenlik güçlerinin uygulamalarında görülen daha rafine İslamofobi örneklerinin varlığından haberdarız. Bunlar bazen daha önce de sözünü ettiğim grupların etkisiyle, bazen Batı kültürünün özünü oluşturan Avrupa-merkezci zihniyetin yansıması, bazen de devletin bilinçli denetim ve sindirme siyasetinin bir parçası olarak kendini dışa vurur. Bu durum zaman zaman Türkiye’nin Batılı ülkelerle girdiği ilişkileri etkileyecektir. Şu an Türkiye’de var olan siyasi ve ekonomik iktidar, bu ülkelerin Türkiye ile ilişkilerini rasyonel temeller üzerinde kurmaya ittiği için ülke olarak şimdilik fazla olumsuz etkilenmediğimizi söyleyebiliriz.

Başbakan Erdoğan’ın, “Tıpkı Siyonizm gibi, antisemitizm, faşizm gibi, İslamofobi’nin de bir insanlık suçu olarak görülmesi kaçınılmaz olmuştur” sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben bu sözün, Obama İsrail’e gitmek üzereyken düşünülerek ve Obama’nın elini güçlendirmek amacıyla söylenmiş bir söz olduğunu düşünüyorum. Obama’ya bu şartlarda İsrail yönetimine, NATO’daki en önemli müttefiklerden ve bölgesel aktörlerden birinden bu tepkilerin gelmesinin ABD çıkarlarına ters düştüğünü ve İsrail yüzünden ABD’nin güç durumda kalmaktan bıktığını söyleme fırsatı vermiştir.

Erdoğan’ın İslamofobi ile ilgili çıkışı, Türkiye’nin Batı dünyasıyla olan ilişkilerine nasıl yansır?

Avrupa ile olan ilişkilere ciddi olarak yansıyacağını düşünmüyorum. ABD yönetimi de hoşnutsuzluğunu belirtmenin ötesine fazla geçmeyecek, belki birkaç kere daha bunu gündeme getirecektir. Türkiye ile ilgili bir karar olduğunda İsrail lobisi, Türkiye aleyhine kongre üyelerini mobilize edebilir.

Sizce, dünya üzerinde terör örgütlerinin çoğunluğunun İslam’ı referans almasını nasıl yorumlamak gerekir? Bu örgütlerin ortaya çıkışında ABD ve İsrail’in tutumları etkili olmuş mudur sizce?

Dünyada kaç terör örgütü olduğu ve bunların ne kadarının İslami referans aldığı konusunda elimde hiçbir veri yok. Ancak “Müslümanların çoğu terörist değil, fakat teröristlerin çoğu Müslüman” şeklindeki bir klişenin ne kadar doğru olduğundan da emin değilim. Ayrıca kimin terörist kabul edilip kimin edilmediği de daha ilginç bir konu. ABD, Hizbullah’ı terörist kabul ediyor ama AB kabul etmiyor. Şimdi çok kapsayıcı bir bilgi olmadan kesin konuşmak zor. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: ABD’nin Müslüman kamuoyunda itibarı her geçen gün azalıyor. İsrail’in bunda önemli payı var; ama tek sebep değil. ABD’nin İslam dünyasında izlediği genel siyaset, kitlelerin tepkisini çekiyor. Ama bunu Amerikan düşmanlığından ayırmak lazım. ABD’de yaşayan Müslüman nüfus devamlı artıyor. Amerikalılarla evlenmiş hatırı sayılır sayıda Müslüman var. Yurtdışında öğrenim görmek isteyen pek çok Müslüman’ın birinci tercihi Amerika. Müslümanların tepkisi daha çok izlenilen siyasete yönelik.

Share.

About Author

Yeni Türkiye, ülke ve dünya gündeminin önemli başlıklarını bir araya getirmeyi amaç edinen bir yorum-analiz sitesidir. İç politika, bölgesel ve küresel siyaset, ekonomi ve düşünsel akımları kapsayan geniş bir alanda yayın faaliyeti yürütmektedir. Türkiye ve dünyanın önde gelen medya organlarını, web sitelerini ve düşünce kuruluşlarını düzenli olarak takip eden Yeni Türkiye, sahip olduğu geniş yazar kadrosunun özgün üretimleri dışında en güncel ve seçkin yazılı, sesli ve görsel haber, yorum, analiz ve raporları okurlarıyla buluşturuyor. Türkiye ve dünya gündemine olabildiğince geniş bir perspektifle bakmayı amaçlayan düşünsel bir platform olarak tasarlanan Yeni Türkiye, okuyucularının özgün yorumlarına da yer vermektedir.

Leave A Reply