Türk Diplomasisi: Temkinli bir komşu

0

Büyük bir dönüşüm söz konusu. Doksan yıl önce Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından bu yana Türkiye Ortadoğu’da bugünkünden daha aktif bir rol oynamamıştı.

Hillary Clinton daha açık olamazdı. Suriye alevler içinde; Irak’ta gerilim tırmanıyor ve Arap baharı ülkeleri el yordamıyla ilerlemeye çalışıyor. Amerika Dışişleri Bakanı –dünyadaki diğer birçok ülke gibi– cevapları Türkiye’de arıyor. Bu ay Washington’da Türkiye’nin Suriye sorunu konusunda bir lider ülke olduğunu belirten Clinton, Türkiye’nin Suriye halkının çektiği acıları anlayan bilinç sahibi bir ülke olduğunu ve Suriye devlet başkanı Beşar Esad giderse Türkiye’nin kazançlı çıkacağını dile getirdi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’yla yan yanayken Clinton Türkiye’nin başarılı demokrasisinin devrim sonrası dönemde bölgedeki ülkeler için destek kaynağı olacağını ve bu ülkeler için gerçek bir örnek oluşturacağını belirtti.

Büyük bir dönüşüm söz konusu. Bir zamanlar Rus yayılmacılığına karşı bir kontrol noktası olarak düşünülen Türkiye şu an güney ve doğu komşularıyla iç içe ve geleceği bu ülkelerle şekilleniyor. Doksan yıl önce Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından bu yana Türkiye Ortadoğu’da bugünkünden daha aktif bir rol oynamamıştı.

Bir üst düzey Türk yetkili, ülkesinin uzun yıllar önce hâkim olduğu bölgede yeniden iddialı bir rol oynamasını sağlayan değişiklikler konusunda şöyle diyor: “Bizim yeniden bir imparator olmak gibi bir amacımız yok ancak tarih ve coğrafya peşimizi bırakmıyor… Biz bölgedeki halkı herkesten daha iyi anlıyoruz ve onlar da bizimle başkalarıyla olduğundan çok daha iyi geçiniyor.”

Türkiye Esad rejimini devirmek için yapılan uluslararası hamlelerde başı çekiyor ve muhalif Suriye Ulusal Kongresi’ne yardım ediyor. “Biz yardım etmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz,” diye ekliyor Türk yetkili.

Suriye’nin ötesinde, Türkiye otoriter ve radikal olmak istemeyen aksine demokratik, ılımlı ve daha müreffeh olmak isteyen Arap ülkeleri için bir ilham kaynağı. Ancak Türkiye’nin ne derece etkili olduğu, amaçlarının boyutu ve bu artan rolünün artıları olduğu kadar risklerinin de olup olmadığı konusunda soru işaretleri var.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu Ankara’nın küresel bir aktör olmak istediğini ve çevresinde istikrar, refah ve güvenliği sağlamaya yardımcı olmak istediğini ifade etti. Davutoğlu geçen sene Financial Times’a yaptığı açıklamada da “Her durumda, her konuda bir Türk vizyonu olacaktır… Biz asla pasif ve tarafsız olmayacağız; her zaman benimsediğimiz bir pozisyon olacak,” diye belirtmişti.

Bu sadece kelimelerle açıklanamayacak bir aktivizm. Bu yıl İran’ın füze programına karşı konuşlandırılan NATO radar istasyonu Türkiye topraklarında faaliyetlere başladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Iraklı mevkidaşıyla ülkedeki mezhepçilik konusunda ağız dalaşına girmeye devam ediyor. Ayrıca Türkiye Esad’ın siyasi ve askeri muhaliflerine değil aynı zamanda geçen yıldan bu yana Esad rejiminden kaçan 10,000 mülteciye de ev sahipliği yapıyor.

İstanbul merkezli düşünce kuruluşu, Tesev’in geçenlerde 16 Ortadoğu ülkesi üzerinde gerçekleştirdiği anket Türkiye’nin en iyi imaja sahip ülke olduğunu ortaya çıkardı. Ankete katılanlar Türkiye’yi bölge için bir model, geleceğin en güçlü ekonomisi ve barışa en çok katkıda bulunan ülke olarak tanımladı.

Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Arnavutluk’tan Kuveyt’e, Bahreyn’den Fas’a kadar uzanan, Türkiye’nin öncülük ettiği ortak bir ekonomik bölge vizyonu tasarladı.

Bir bakıma Türkiye boşluğu dolduruyor. ABD Irak’tan geri çekilerek Ortadoğu’daki varlığını azalttı ve Ankara gibi müttefiklerinin ortak hedeflere ulaşmada kendisine yardımcı olmasını bekliyor. Geçenlerde Barack Obama, Başbakan Erdoğan’ın kendisinin sıkı işbirliği içinde çalıştığı beş dünya liderinden biri olduğunu dile getirdi. Türk yetkililer, bu seneki ABD başkanlık seçimlerinin beraberinde getirdikleri belirsizliklere ve Türkiye’nin 2010 yılında Gazze ablukasını kaldırmak üzere yola çıkan dokuz Türk aktivistin öldürülmesi üzerine bir zamanlar dostu olan İsrail’le arasında çıkan anlaşmazlığa rağmen Washington’ın Ankara’ya değer vermeye devam edeceğinden emin. Bunda şüphesiz Türkiye’nin NATO füze savunma sistemini ülkesinde konuşlandırmasını kabul etmesinin etkisi de var.

Üstelik İran ve Suudi Arabistan, değişim sancıları içinde olan bu ülkelere rakip olacak siyasi ve yönetişim politikaları geliştirirken Erdoğan kendisinin ve Türkiye’nin nevi şahsına münhasır bir cazibesi olduğunu gösterdi. Erdoğan geçen sene Kuzey Afrika turuna çıktığında Kahire havaalanında binlerce Mısırlı tarafından coşkuyla karşılandı. Bu noktada Türkiye örneğinin başarısı, İsrail’e yaptığı eleştiri ve eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e istifa etmesi için yaptığı baskı sayesinde Arap baharının tartışılmaz galibi oldu.

Türk dış politikası uzmanı William Hale şöyle dile getiriyor: “Erdoğan’ın Kuzey Afrika’ya yaptığı ziyaretin bir emsali olduğunu sanmıyorum. Aynı şekilde Türkiye’nin daha önceki başbakanlarından hiçbiri Arap dünyasında bu şekilde karşılanmadı… Öte yandan bu popülerliği bir nevi siyasi koza dönüştürüp dönüştüremeyeceği ise ayrı bir konu.”

Aslında Başbakan Erdoğan laikliğin erdemlerini açıkladığında Mısır’daki İslamcılar tarafından geri çevrilmişti. Şu an, altı ay sonra, Kahire’de onlarca demokrasi yanlısı aktivistin duruşmaları devam ediyor. Geçiş döneminde Tunus ve Fas, Türkiye’nin iktidar partisi AK Parti’ye benzer İslamcı partiler seçti. Ancak Libya Türkiye’yi bir model olarak görse de Libya’nın gelişmiş kurumları yok; bu da Türkiye’nin bölgede etkili olması için az hareket alanı tanıyor; o kadar ki Başbakan Erdoğan ülkede bulunduğu süre boyunca tekrar laiklik çağrısında bulunmadı.

Bu arada Ankara ülkeyi can evinden vuran sorunlarla meşgul. Eski bir üst düzey diplomat, Özdem Sanberk, “siyasi açıdan bakıldığında Türkiye’nin Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri dâhil olmak üzere Körfez ülkeleriyle ilişkileri iyi” diyor. Ancak Sanberk komşu ülke Suriye ve Irak ile ilişkiler sorunlu olduğunda bu iyi ilişkilerin çok fazla öneminin kalmadığını ekliyor.

● ● ●

Aslında Suriye Türkiye’nin etkisinin sınırlarını test etmeye yarayabilir. Şam ile ilişkileri ilerletmek ve Esad’ı reform konusunda ikna etmek için gösterilen uzatmalı ve sonunda başarısızlıkla sonuçlanan çabanın ardından, Ankara şu an Suriye devlet başkanının ayrılmasına yatırım yapıyor. Hatta Esad’a karşı mücadele veren askeri ilticaların meydana getirdiği Özgür Suriye Ordusu liderleri ile mülakat düzenlemeye kadar ileri gitti. Türkiye aynı zamanda Cuma günü Tunus’ta bir araya gelen gayri resmi bir grubun, sözde Suriye Dostları grubunun, önde gelen bir üyesi.

Ancak sınırlarında çatışmanın artmasından endişelenen Ankara, isyancıları silahlandırmak istemiyor. Bunun yerine çatışmadaki iki tarafın da halihazırda biri Suudi Arabistan’dan diğeri Irak’tan olmak üzere silah temin ettiğine dikkat çekiyor. Suriye ile 900 kmlik sınırı bulunan Türkiye’nin çoğu ülkeye kıyasla kazanacak daha çok şeyi var. Ancak Suriye’de barış güçleri gözetiminde bir tampon bölge ya da “insani yardım koridoru” kurma konusunun ara sıra gündeme gelmesine rağmen Türkiye tek başına hareket etmeye karşı ve bu tarz önlemleri sadece çok taraflı olarak ve son çare olarak düşüneceğini dile getiriyor.

Türkiye, bölgedeki baş müttefiki olarak Esad’a güvenen Tahran’ın pozisyonuna tamamen karşı.

Tahran ile Ankara ilişkileri Türkiye’de yeni konuşlandırılan NATO füze kalkanı radar sistemi nedeniyle daha da gerildi. İki ülke Irak konusunda da anlaşmazlık yaşıyor. Çoğunluğu Sünnilerden oluşan Türkiye, Tahran’a Ankara’ya olduğundan çok daha yakın olan Irak başbakanı Nuri el-Maliki’nin Sünni karşıtı bir mezhepçiliğe eğilimi konusunda endişeli.

Irak konusunda, “Yolunda giden hiçbir şey yok,” diye belirtiyor Türk diplomat. İran’ı da içine katarak şöyle ekliyor: “Biz onları bir rakip olarak görmüyoruz… Ama aşikâr olan bir şey var: kimsenin bölgemizde hâkimiyet kurmasını kabul edemeyiz.”

Üç komşu ülkenin Türkiye için oluşturduğu tehditler belli. Parçalanmış bir Irak ya da düşman bir Suriye Türkiye’de özellikle de çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu güney doğuda istikrarsızlığı körükleyebilir. Tahran’la ilişkilerin gerilmesi ya da İsrail’in İran’a yapacağı bir saldırı İran’dan gaz ithal eden Türkiye’ye zarar verebilir.

Fakat çözüm bulmak o kadar kolay değil. Maliki Türkiye’nin mezhepçilik karşıtı uyarılarını dış müdahale olarak nitelendirip kestirip atarken Irak ülkenin Sünni cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık el-Haşimi’yi gıyabında yargılamak için gün belirledi.

● ● ●

Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler’in başarısız olmalarını takiben, Türkiye ve aynı fikirde olan diğer ülkeler Esad güçlerinin kuşattığı Suriye şehirlerine en azından insani yardım götürmenin yollarını arıyor ve şu ana kadar pek de başarılı olamadılar. Ayrıca İran’ın nükleer programı konusunda ABD ve diğer müttefikleri uzlaşmaya ikna etmek için Türkiye’nin yürüttüğü kampanya henüz destek bulmadı. Hatta Fransız ve İngiliz diplomatlar bazen Türkiye’yi diplomatik saf olarak tanımlıyorlar.

Sanberk ve diğer yorumcular Türkiye’ye Kıbrıs ve Ermenistan ile ilişkiler ve Ankara’nın Avrupa Birliği’ne üye olma çabası gibi asıl meselelere ve çözüme kavuşmamış sorunlara daha fazla vakit ayırma çağrısında bulunuyorlar. Öte yandan Türk modelinin kendisi de dikkatlice izleniyor. Hükümet, gazetecilerin mesleklerinden dolayı değil terörle ilgili suçlamalardan dolayı hapiste olduğu konusunda ısrar etse de şu an yaklaşık 100 gazeteci hapiste bulunuyor.

Bu tarz gelişmeler nedeniyle bazı aktivistler ABD’nin Ankara ile olan stratejik ilişkisine çok fazla önem verdiğini ve ülke içindeki haklara yeterince önem vermediğini iddia ediyor.

Türkiye otoriter geçmişinden kopmak için yeni bir anayasa üzerinde çalışıyor ancak kaydedilen ilerleme meçhul. Avrupalı diplomatlar, Türkiye’nin AB’ye üye olma ihtimali azaldıkça Avrupa Birliği’nin Ankara’yı daha fazla reform yapma konusunda ikna etme kabiliyetinin de neredeyse yok olduğunu düşünüyorlar.

Washington merkezli düşünce kuruluşu, Brookings Enstitüsü’nden Hakan Altınay şöyle diyor: “En büyük jeostratejik kaybın yaşandığı gün, Türklerin Batılı hedeflerin dâhil olmadığı istekler belirlemeye başladığı, Batılı kurumları lider olarak görmeyi bıraktığı gündür… 200 yıl boyunca bu ülke işlerini daha iyi organize etmek için Batıya güvendi ve şimdi bunu yapmayı bırakırsa işte o zaman her şey eleştirilerin hedefi olur.”

Kaynak: Financial Times
Çeviri: Gülgün Kozan

Share.

About Author

2001 ve 2007 yılları arasında Brükselde NATO için muhabirlik yapan Daniel Dombey Financial Times İstanbul muhabiridir.

Leave A Reply