Türk milliyetçiliğini ve MHP’yi Gezi Parkı’nda anlamak

0

Gezi Parkı bağlamında ifade etmek gerekirse; MHP içinde olmadığı, hadiselerin arkasındaki “üst aklı” görmediği bir projenin piyonu olmayacaktır. Bu gayet doğal bir tutum olarak değerlendirilmelidir.

“Cihân-ârâ cihân içindedir arayı bilmezler

Ol mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler”

Hayâlî

“Gezi Parkı eylemleri, Devlet Bahçeli ve “Devlet Ciddiyeti”

Bu yazı, araştırmacı Sami Orçun Ersay’ın 5 Temmuz 2013 tarihinde Yeni Türkiye’de yayımlanan “Gezi Parkı eylemleri, Devlet Bahçeli ve “Devlet Ciddiyeti” başlıklı makalesine yaptığımız itiraz ve Twitter üzerinden gerek Ersay, gerek ise site yetkilileriyle yaptığımız kısa sohbet dolayısıyla kaleme alınmıştır. Ersay’ın söz konusu yazısına cevap teşkil etmesi açısından kaleme aldığımız bu yazının yazılması ve yayımlanması noktasında teşvik ve demokrat yaklaşımını esirgemeyen site yönetimine teşekkür ederek sözlerime başlamak isterim…

Ersay’ın zikredilen söz konusu makalesini okuyunca, kendilerine “MHP’nin sadece siyaset bilimi tahsil edilerek idrak edilebilecek bir yapı olmadığını” hatırlattım. Kendileri ise, “MHP’nin teori ile idrak edilemeyeceğine dair düşüncemin tam da MHP’yi kutsayan ve onu siyaset üstü sanan tutumdan geldiğini” iddia etti. Oysaki oradaki maksadım MHP’yi kutsamak değildi -ki zaten MHP’yi siyaset üstü görmemekteyim, MHP’nin nev’i şahsına münhasır bir parti olduğunu, o nedenle klasik teorilerle açıklanmasının mümkün olamayacağını belirtmek istedim. Sami Orçun Ersay Beyefendi’yi ve fikirlerini önemsiyorum, saygı duyuyorum. Ancak bir bilim insanıyla bağdaştıramadığım önyargılı tutumunu da yadırgadığımı belirtmeliyim.

Ersay’ın yazısından hareketle adım adım ilerleyelim ve ne düşündüğümüzü kısaca anlatmaya çalışalım: Ersay yazısının ilk paragrafında, Gezi Parkı eylemlerinin “başka hiçbir toplumsal harekete nasip olmayacak derecede ilgiye mazhar olduğunu ve kısa sürede kitleselleştiğini” söylüyor. İşte bizim de şüphelerimiz burada başlıyor zaten. Siyasal iktidarın bugüne kadar eleştirilebilecek, yanlış olarak telakki edilebilecek icraatları saymakla bitmez. İktidarın bunca yanlışına, onu eleştirebileceğimiz daha önemli argümanlara rağmen toplanmayan kalabalıkların bir park için olağanüstü çabalarla mobilize edilmesi söz konusu. O halde “başka hiçbir toplumsal harekete nasip olmayacak derecede ilginin” arkasında bir üst aklın olabileceğini sorgulamak/ şüpheci olmak gerekmiyor mu?

Ersay yazısının ikinci paragrafında, “Gezi Parkı eylemlerinin portresini, siyasal bir taraf olmayan hatta siyasal partilerin eylemlerden siyasi rant devşirmesine de kalın çizgilerle karşı çıkılan bir çerçeve içinde” olduğunu iddia ediyor ancak yapılan araştırmalar böyle söylemiyor. GENAR’ın yaptığı araştırmaya göre1 daha önce oy kullandığını belirten eylemcilerin Park içinde %72,7’si, Park dışında %79,7’si CHP’ye; Park içinde %19,1’i, Park dışında %4,1’i BDP’ye oy verdiğini söylemiştir. Eylemcilere önümüzdeki seçimlerde hangi partiye oy verecekleri sorulduğunda ise Park içinde %73,5’i, Park dışında %83,9’u CHP’ye; Park içinde %18,7’si, Park dışında %5,4’ü ise BDP’ye oy vereceklerini beyan etmiştir.

Ersay yazısının devamında “Kürt meselesi” ifadesini kullanıyor. Ben kesinlikle meselenin bir “Kürt meselesi” ya da “Kürt sorunu” olduğunu düşünmüyorum ve bu ifadeleri şiddetle reddediyorum. Çünkü siz “Kürt meselesi” dediğiniz anda “Kürtçü mesele” olmaktan çıkarıyorsunuz bu işi. Oysa her şeyden önce mesele “Kürtçü mesele” olmak bakımından özeldir. Benim kendisini Kürt, Kurmanc, Zaza olarak tanımlayan ve bu milletin mütemmim cüzü olan kardeşlerim neden bir mesele ya da sorun kaynağı olsunlar? Böyle bir şeyin kabul edilmesi mümkün değildir.

Ersay MHP’nin “Kürtçü mesele” ile ilgili sokağa ineriz tavrı ile Gezi’ye itidalli davranmasını ikircikli bir tavır olarak görmektedir. Bahsedilen tavır yazarın bahsettiğinin aksine gayet birbiriyle uyumlu tavırdır. MHP; milletin ve devletin bekası için zamanı geldiğinde kurumsal olarak elini taşın altına koyacağını söylemiştir. Burada kurumlar ve kişiler bellidir. Ancak Gezi’de ise durum bambaşkadır. MHP içinde olmadığı, hadiselerin arkasındaki “üst aklı” görmediği bir projenin piyonu olmayacaktır. Bu gayet doğal bir tutum olarak değerlendirilmelidir.

Ersay’ın yazısında geçen “bir ülkücü güruh” ifadesi beni derinden yaralamıştır. Güruh; Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğü’nde “değersiz, aşağı görülen, küçümsenen topluluk, derinti, sürü” şeklinde açıklanmıştır. Bu tanımlama her şeyden önce bir bilim insanına yakışmamıştır. Bilerek kullandıklarını düşünmüyorum ancak bu ifadeyi acilen şerh etmelerini talep ediyorum.

Ersay “Gezi Parkı’nın failini belirleme çabası: Önce PKK sonra Gençler” başlığında MHP’nin olayları anlamlandırma çabasının ironik bir tabloyu da beraberinde getirdiğini iddia etmiştir. Burada bir ironi aranacaksa bu MHP’nin tavrını anlamlandıramayanlar nezdinde olmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi; İmralı ile Kandil arasında Öcalan’ın kuryeliğini yapan Sırrı Süreyya Önder’in önünde yürüdüğü bir harekete elbette mesafeli duracaktır, bunun aksi kesinlikle düşünülemez. Ancak toplanan heterojen kitle içerisinde tamamen saf duygularla demokratik tepkilerini gösteren gençlere de tabii ki yakın duracaktır ki, bu da gayet olağan bir durumdur. Milliyetçi Hareket Partisi bizzat bir gençlik hareketi olarak teşekkül etmiş, bugün de bünyesindeki genç siyasetçiler ve Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı gönüllüsü gençler ile birlikte toplumun en dinamik kesimlerinden birisini oluşturmaktadır. Ersay, yazısını “Devlet Bahçeli özelinde partinin eylemler karşısında çelişkili pozisyonlara savrulduğu bir gerçektir” cümlesiyle sonlandırıyor. Daha önce de belirttiğim üzere bu tavırlarda bir çelişki yoktur aksine birbiriyle gayet uyumludur. Köklülük arz etmeyen/Heterojen bir toplumsal hareketi analiz etmek için tek bir yargı yahut yekpare bir formül pek de gerçekçi olmayacaktır.

Türk milliyetçiliği ve MHP

Siyasi partiler çağdaş demokrasilerin vazgeçilmez aktörleridir. Partileri böylesine vazgeçilmez kılan durum onların yerine getirdikleri işlevlerdir. Bu işlevler halkı temsil etme, siyasetçileri devşirme, politika belirleme, farklı menfaatleri birleştirme, siyasal sosyalleşme ve en nihayetinde hükümet aygıtını oluşturmaktır. Siyasi partiler, kabaca 150 yıllık bir geçmişe sahiptir. Her partinin kimliği doğuş evresinde şekillendiği için, partileri tanıyabilmek için tarihlerine eğilmek gerekir. Türk siyasi tarihine bakacak olduğumuzda göreceğimiz tablo bir nevi partiler mezarlığıdır. Türkiye’de 1859’dan bugüne, adı “fırka”, “cemiyet”, “teşkilat” ve nihayet “parti” olan 250’ye yakın legal/siyasi örgüt kurulmuştur. Bunların arasında, başka partiye oy isteyen, sadece gazete yayını yapmak için kurulan ve milletvekili transferi için açılan partiler de vardır.

Anayasamız, siyasi partileri “demokrasinin vazgeçilmez unsurları” olarak tanımlamıştır. Ancak kimi siyasi partileri Anayasa Mahkemesi vazgeçilir bulmuş ve kapatmış, kimi siyasi partiler de millet tarafından vazgeçilerek siyasi partiler mezarlığına gönderilmiştir. MHP bu anlamda devamlılığı, uzun solukluluğu açısından Türk siyasi hayatının en öne çıkan partilerinden birisidir. MHP’yi farklı bir yerde konumlandıran bir başka özelliği ise onu geleneksel siyaset bilimi teorileri ile tam manasıyla tasvir edemeyecek oluşumuzdur. Bunun temel sebeplerine kısaca değinmemiz gerekirse:

Batı literatüründe ilk defa 1798’de ve tek bir yerde zikredilen Milliyetçilik (Nationalism) terimi, 1830’da Guiseppo Mazzini’nin kullanımıyla ile birlikte yaygınlaşmaya başlamış ve zaman içerisinde daha yoğun kullanılır olmuştur. Ancak, O’nun bir isim sâhibi olmadan önceki zaman diliminde bir cisim olarak da var-olmadığı fikrine varmak yanlış olacaktır. Milliyetçilik, ne şekilde bir hüküm altına konarak ne şekilde bir değerlendirilmeye tâbî tutulacak olursa olsun, değerlendirenden bağımsız, bir dış-gerçeklik olarak mevcuttur ve bu ad altında bilinmediği en kadîm zamanlardan beri, muhtelif formlarda varlığını sürdürerek hep mevcut olagelmiştir. Dolayısıyla; Türk Milleti’nin tarih sahnesine çıktığı günden bu güne Türk milliyetçiliği de var olmuştur. Milliyetçilik adı bu anlamda bir icat değil bir keşif olarak değerlendirilmelidir.

Türk milliyetçiliği de, bütün milliyetçilikler gibi yeni bir olgu değildir; zaman içerisinde değişmelere maruz kalarak günümüze intikal etmiştir. Zaman ve tarih var olduğu müddetçe de bu değişmeler de var olmaya devam edecektir. Yakın döneme bakacak olursak; Cumhuriyet döneminde Türk milliyetçiliği, aynı zamanda dünyadaki birtakım fikrî, ideolojik ve politik gelişmelerden etkilenerek farklı şartlarda zaman-zaman değişebilen bir gelişim seyri izlemiştir. Atatürk’ün ölümünden sonra 1938-1950 arasında devlet nezdindeki ağırlığını kaybeden Türk milliyetçiliği, 1944 olayları ile birlikte devlet dışında sivil alana kaymış; 1950’li yıllardan itibaren ise entelektüel kimliği öne çıkan bir milliyetçilik anlayışı kendisini göstermiştir. Bu konuya, önemli araştırmalarıyla katkı sağlayan Nurettin Topçu ve Osman Turan’ın adlarını zikrederek örnek verebiliriz.

Mustafa Çalık’ın ifadesiyle milliyetçilik “telâffuzu ne kadar kolaysa grameri de bir o kadar zor ve çetrefilli, herkesin konuşabildiği, ama çok az insanın konuştuğunun dayandığı strüktürü bilebildiği ve anlayabildiği bir dil…”2 bu yüzden tanımlanması zor, bu yüzden farklı farklı milliyetçilik anlayışları mevcut. Tabii ki aralarında birtakım ortak özellikler de var. Örneğin S. J. Lee, bu durumu “Milliyetçiliğin önemli özelliklerinden biri de ideolojik açıdan biçimsiz ve sınırlarının belirsiz olmasıdır. Eğer gerekli ise, sadece bir şeyleri dönüştürünce şekil değiştirir, fiilen başka bir ideolojiye uyum sağlar ve tamamıyla farklı biçime girer” cümleleriyle dile getirmektedir.3

Türk milliyetçiliği ve devlet algısı

Batı toplumlarında modernitenin alevlendirdiği milliyetçiliklerin gelişme tarihlerinde ciddi bir fark görülmektedir. Batı’da temel olarak iki tip milliyetçilik zuhur etmiştir. Bunlardan birincisi “devlet öncülüğünde milliyetçilik”, diğeri ise “devlet kurmaya yönelik milliyetçilik” olarak adlandırılır.4

Türk milliyetçiliği bahsi geçen tanımlamaların dışında ne direkt olarak devlete karşıdır ne de devleti kutsal/transandantal bir yapı olarak tahayyül etmektedir. Türk milliyetçileri için devlet “millet için devlet” özelliğini sürdürdüğü müddetçe muteber olarak kabul edilebilir ve bu yönüyle de enstrümantaldir. Devletin varlık sebebi milletin sürekli olmasıdır. Erol Güngör, “…milliyetçilik bir kültür hareketi olmak dolayısıyla ırkçılığı, halka dayanan bir siyasî hareket olarak da otoriter idare sistemlerini reddeder” diyerek milliyetçiliğin demokrasiyi âmir olduğunu ima etmektedir.5

Bu bağlamda Türk milliyetçiliğinin diğer milliyetçiliklerden, Türk milliyetçiliği siyasal hareketinin diğer siyasal hareketlerden farkını şu örnekle de açıklayabiliriz: Türkiye’de Türk bayrağının sembollerini bayrak/sembol olarak belirleyen MHP gibi, milliyetçilik damarı hayli kuvvetli olan İngiltere’de, Türkiye’dekine benzer şekilde İngiliz bayrağını sembol seçmiş bulunan Britanya Milliyetçi Partisi’nin (British Nationalist Party) MHP’nin aksine ‘küsurat partisi’ olmaktan öteye geçemediği ve 2005 seçimlerindeki oy oranının %0,7’de kaldığını hatırlatmak yeterli olabilir. Ayrıca 1969 Adana Kongresi sırasında MHP için sembol alternatifi tartışılırken Türk milliyetçilerinin Levon Amcası; Levon Panos Dabağyan’ın “Biz Osmanlıyız, bize üç hilal yaraşır” sözü bile Türk Milliyetçiliğinin neden farklı olduğu hususunda anlayanlar için büyük dersler içermektedir.

Charles Dickens, “sadece siz sıradan bir insansanız, her şey size sıradan gibi görünür” der.6 Farklı bir bakış açısıyla diğer toplumları inceleyecek olduğunuzda Türk milliyetçiliğinin sıradan olmadığı/farklı bir anlayış ortaya koyduğu görülecektir. Bunun bir başka tezahürü “öteki” anlayışıdır. Sosyal grup kompleksi olarak da kabul edilebilecek şekilde çoğu toplumlarda kendisinden olmayanı dışlayan tasvirlerle karşılaşabiliriz. Örneğin Romalı değilseniz “barbar”, Arap değilseniz “Acem” olarak nitelendirilirsiniz. Oysa Türklerde bu tarzda ırki bir ötekileştirme göremezsiniz. Türk adının bir manası da ‘töreli’ demektir. Bu anlamda Türk olmanın şartı töreye uymaktır. Töreye uyan kimse Türk’tür. Töre demek, öncelikle, Nizâmı Âlem için, Allah tarafından verilen bu yüce vazifenin tahakkuku için şart olan “hikmetli düzen” demektir. Bunun içindir ki: Töre; gayri meşru, kaynağında meşrûiyet bulunmayan, hikmete dayanmayan, hikmetsiz, kutsuz kuvvetin, meşrûiyetini zorbalığından alan kuvvetin, kaba ve zorba kuvvetin, anarşinin ve kaosun tam zıddı ve ezelî ve ebedî düşmanı demektir. Ve yine bunun içindir ki, atalarımız şöyle demişlerdir: Zor kapıdan girerse, Töre bacadan çıkar.7

Hâsılı kelâm: Türk milliyetçiliği en kadîm zamanlardan günümüze kadar, bu şekilde bir adı yok iken de hep vardı, inşallah hep de var olacaktır. Ancak nev’i şahsına münhasır yapısından ötürü onu anlamak da kolay olmayacaktır. Yunus Emre’nin “Yunus bir söz söylemiş, hiçbir söze benzemez/Münafıklar elinden örter mana yüzünü” deyişinden hareketle Türk milliyetçiliğinin mana örtüsünü aşabilmek için onu anlayabilmek için yola doğru rehberlerle çıkmalısınız. Türk milliyetçiliğini “dışarıdan” algılamak istiyorsanız heybenizde/kaynakçanızda Erol Güngör, Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Mehmet Akif Ersoy, Dündar Taşer, Galip Erdem, Ziya Gökalp, Durmuş Hocaoğlu, Mehmed Niyazi, Nevzat Kösoğlu, Nadim Macit, Ragıp Vural, Mehmet Akif Okur gibi isimleri mutlaka bulundurmalısınız. Aksi takdirde bakabilirsiniz ancak görmeniz pek de mümkün olmaz…

* Cumhur Bulut, MHP İzmir İl Başkan Yardımcısı. 



1 Gezi Parkı Profili, GENAR, http://www.genar.com.tr/files/GEZIPARKI_PROFIL-SON.pdf

2 Mustafa Çalık,  “Mart-Nisan Mektubu”, Türkiye Günlüğü, Sayı: 50, 1998, Ankara, s. 3-4.

3 Stephen J. Lee, Avrupa Tarihinden Kesitler (1789-1989), Dost Kitabevi, 2002, Ankara s.338.

4 Charles Tilly, Avrupa’da Devrimler: 1492 – 1992, çev: Özlem Arıkan, Yeni Binyıl Yayınları, 2000, İstanbul, s.76-77.

5 Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, Ötüken Neşriyat, 4. Baskı, 1980, İstanbul, s.110.

6 Charles Dickens, Perili Ev, Bordo Siyah Yayınları, 2003, İstanbul, s.15.

7 Durmuş Hocaoğlu, “Fitne, Fesâd, Zorba Kuvvet, Hikmet ve Töre”, Muhalif, Yıl: 1, Sayı: 22, 16.06.2000 – 22.06.2000, s.11.

Share.

About Author

MHP İzmir İl Başkan Yardımcısı

Leave A Reply